Penolepe’yi hepimiz tarihin ve mitolojinin kurucusu (?) Homeros’un Odessa Destanı’ndan tanırız. Şimdi sizi bir başka Penolepe ile tanıştıracağım, Margaret Atwood’un Penolepesi. Atwood’un doğum gününde, en az bilinen kurgularından birinden söz edeceğim.

Penolepe hikayesi yeraltı ülkesinde yani ölüler diyarında açılıyor. Kahramanımız ölmüş olmanın verdiği rahatlıkla meşhur hikayeyi kendi tarafından anlatıyor; bize anlatılmamış olanı. “Güzel olmayan” ama bu kusurunu zeka ve akılla kapatan Sparta Kralı’nın sıradan kızı. Daima kuzeni Helena (Helen)’nın gölgesinde kalmış. Güzelliği uğruna Truva Savaşı çıkan mitolojinin büyük bir kısmını kaplayan kadına karşı örgü ören bir kadın karşılaştırmasını hikaye boyunca yapıyor. Sadece o değil; herkes!

“Uysal bir kızdım – Helena’dan daha uysal, bana öyle geliyordu belki de. Güzellik yerine sunacak başka nimetlerim olduğunu biliyordum. Zekiydim, herkes öyle derdi -o kadar çok söylemişlerdi ki canımı bile sıkıyordu- oysa zekilik bir erkeğin ancak karısı kendinden biraz uzak durursa görmek isteyeceği bir nitelikti. Uysallıksa, yakınındayken haftanın her günü işine yarardı, hele ortada aklını başından alacak daha çekici bir şey yoksa.”

Penolepe doğduğunda hakkında “babasının kefenini dikecek” kehanetinde bulunurlar. Bunun üzerine babası İkarios onu denizde boğmaya kalkar. Ne yazık ki bu kızının trajik hikayesinin başlangıcıdır. 15 yaşına geldiğinde bir düzenlenen yarışla evleneceği erkek belirlenir. Güzel olmayan ama akıllı olan Penolepe’nin eşi olmaya hak kazanan Odysseus’tur.

“Bana koca olacak kişi malı mülkü bol olan bir kralın genç oğlu olabilirdi – belki Kral Nestor’un küçük oğlu. Kral İkarios açısından hoş olurdu bu. Yaşmağımın arasından aşağıda dönüp duran delikanlıları inceledim, hangisinin kim olduğunu çıkarmaya, hangisini beğendiğimi bulmaya çalışıyordum – ama bu sonucu etkilemeyecekti, kocamı seçmek bana düşmezdi.”

Atwood, Penolepe’nin ağzından anlattığı hikaye ile bir anlamda hem Penolepe ile hem de ilk kurguyla dalga geçiyor. İlk kurguda eksik kalan ve tutarsız olan yerleri tamamlıyor. İthaka’ya gelin olarak gitmesinin ardından yeni sarayında geçen dışarıdan hoş gözüken ama içeriden de göründüğü kadar kolay olmayan yaşantıyı bütün detaylarıyla yer veriyor. Öykü, biraz detaylarla dolu. Bir yeniden kurgu olduğunu ve bir başka metindeki eksiklikleri tamamladığını düşünürsek hoş karşılanabilir. Çağımızdan binlerce yıl önceki adetleri yeni gelinin yeni evine alışma sürecinde görebiliyoruz.

“Sizin anlayacağınız, bildik aile düzeniyle çekip çeviriyorlardı her şeyi, en çok onların sözü geçerdi. Hepsinin buluştukları ortak noktaysa, karar vermenin bana düşmediğiydi.”

Truva Savaşı patlak verene kadar Penolepe’nin beklediği yepyeni yaşamdan da mutlu olmadığını anlıyoruz. Tartışmak istediğim, Atwood’un da kitabı yazmasına sebep olan örgü hikayesi ve dolaylı olarak da hizmetçilerin idamı. Kocası, kuzeni Helen’in Truvalı Paris’e kaçması yüzünden savaşa gitmek zorunda kalır. Ardından 20 yıl dönmez. Bu 20 yıl Tanrılar için hiçbir şeydir ancak ölümlüler için uzun bir süre. Penolepe, yalnızlıktan kaçtığı zamanla da sığındığı,bağlandığı kocasının dönmesini bekler. Ancak bu bekleyiş bir süre sonra azap haline gelir. ‘Soylu dul’ olarak ortalarda dolaşmaya başlar. Odysseus’un dönmeyeceğine neredeyse herkes inanmıştır. Bu yüzden geriye kalan mirasın üzerine konmak için talipler karşısına çıkmaya başlar. Durum zamanla başa çıkılmayacak hale gelir.

“Dullar şehvet doludur, hele kocaları ortalıkta yoksa ya da öleli çok uzun zaman olduysa; sen de öyleydin. Helena değildin kuşkusuz, yine de fena sayılmazdın. Karanlık her şeyi örtbas eder! Hem bizden yirmi yaş daha büyüktün, biraz da yardımla bizden önce ölecektin, arkandan servetine konarak canımızın çektiği genç ve güzel bir prensesi alabilirdik. Senin aşkınla çıldırdığımıza gerçekten inanmamıştın herhalde. Yüzüne bakılacak biri olmasan da akıllıydın ne de olsa.’’

Tam da bu bölümlerde Penolepe, bir kadın olarak tek başına savaş vermektedir. Yalnızlıkla, talanla, üzerine yapışan dullukla mücadele içindedir. Bunu hikayenin en başında söz ettiği uysallığı ile yapar. Güzel olmayışının kusurunu kapattığı zekasını kullanır,bir plan yapar.  Peki bu işe yarar mı gerçekten ? Öz çocuğu gibi sevdiği 12 hizmetçisinin idamına yol açması dışında, evet. En azından kocası dönene kadar zaman kazandırır.

Daha sonra öyküyü anlatırken, bu fikri dokuma tanrıçası Pallas Athena’nın aklıma soktuğunu söyleyecektim, belki de doğruydu, öte yandan insan kurduğu düzenin başarıya uğraması durumunda suçlamalardan kaçınmak, başarısız olursa da suçtan kurtulmak için esin kaynağının tanrılardan biri olduğunu söyler, onun da farkındayım.

Bilirsiniz mitolojideki kehanetler genelde hikayeye dair ipucu verir. Bahtsız Penolepe’nin kehaneti de Truva Savaşı’ndaki rolünü belirler. Kayınpederinin kefenini dikecektir. Dikme işlemi bitince taliplerden hangisiyle evleneceğine karar verecektir. Her sabah ilmek ilmek ördüğü örgüyü geceleri 12 hizmetçisiyle birlikte tek tek söker. Hizmetçilerden biri hileyi ağzından kaçırana kadar her şey olunda gider. 12 kızına önemli bir görev verir. Talipleri baştan çıkartıp onlara aşık numarası yapmak. Bu da oyalama planının parçasıdır, acı sonla biter. (Hikayenin sonunda tekrar karşımıza çıkacaktır) Kızların çoğu ya taciz edilir ya da tecavüze uğrar. O zamanlar hizmetçilerle misafirlerin yatması doğal karşılanır tek bir şartla: efendisinin (sahibinin izni) olacaktır. Şu durumda ortalıkta efendi diye bir şey olmadığı için misafirler, hizmetçilere istedikleri gibi davranıyorlardı. Penolepe, kızlarını avutmak için “efendilerine hizmetin bir yolu, bir sonucu” olduğunu söyler. Damızlık Kızın Öyküsü’ndeki gibi kadınların efendilerine hizmetinin bir çeşidi de onları tatmin etmektir. Kadınlara çizilen ortak yazgı.

“Herkes bundan böyle nedense sonu gelmeyen işlerden söz ederken “Penelope’nin çetrefilli ağı” diyecekti artık. Ağ sözcüğünden pek hoşlanmamıştım. Beze ağ diyorlarsa, demek ki ben de örümcektim. Oysa benim amacım erkekleri sinek gibi avlamak değildi, tam tersine ağa takılmamaktı.”

Odysseus, dilenci kılığında 20 yıl sonra döner. Karısı onu hemen tanır. Penolepe yine sadık olduğunu ‘göstermek’ için talipleri arasında yarış düzenler. Odysseus’un okundan daha hızlı atan kazanacaktır. Bunu kocasından başkasının yapmayacağından emindir, taliplerinden kurtulmanın en son yolu budur. Yarışı Odysseus kazanır ve sonra düşmanlarını öldürür. Dadısı, 12 hizmetçiyi düşmanlarının koynuna girdikleri gerekçesiyle onun önüne atar, hizmetçiler idam edilir.

Hikayenin sonlarında Atwood, 21. yüzyılda bir mahkeme salonu kurar ve 12 Hizmetçi ile Odysseus’u yargılatır. Odysseus’un şiddet içeren davranışları aklanırken 12 Hizmetçi’nin durumu gündeme gelir. Tecavüz ve izinsiz tecavüz terimleri kafaları karıştırır. Hizmetçi oldukları için eşyadan farksızdırlar. Yargıç, aradaki tarih ve yaşantı farkından dolayı hayatının hatasını yapmak istemediğini söyler. Bu mahkeme sahnesi ilginçtir. Hem hukuki açıdan kadını yani hizmetçiyi eşya sınıfında değerlendirdiğini bir başka biçimde anlatır hem de kitabı yazmasına sebep olan meselenin doğruluğunu tartışır.

Yazım ve kurgu tekniği olarak Odysseus destanına benzer. Penolepe’nin anlattığı hikaye ile destan birbirini tamamlar. Arada Koro olarak Hizmetçilerin şarkıları girer. Romanın son bölümlerinde ise 21. yüzyıldan bir mahkeme sahnesi vardır. Bir de 12 Hizmetçi’nin neden 12 olduğunu ve başlarına gelenleri feminist bakış açısıyla anlattığı bölüm destandan farklılık gösterir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın