Search

Kurmaca Belgesel, Mockumentary | Vol. I Sinema

248

  “Mock” (alay, taklit) ve “Documentary” (belgesel) kelimelerinin birleşiminden oluşan Mockumentary; kurmaca belgesel, sözde belgesel ya da alaylı belgesel olarak çevrilebilir. 

 Dockumentary (dökümentiri) ve Mockumentary (mökümentiri) ses oyunundan da yararlanan ve günümüzde dünya üzerinde birçok başarılı örneği bulunan bu tür, genellikle kullandığı alaycı dil, zekice kurgulanması ile belgeselin temel öğelerini kullanarak (örn. kameraya bakarak konuşmak, uzaktan çekimler, röportajlar) aktarmasıyla sıradan kurmaca yapımlardan sıyrılabiliyor. 

   İlk örneklerini 50’li yıllarda, geçmiş olayları ele alan belgesellerde, esprili cümleler kullanarak ve belgesele canlandırmalar ekleyerek vermeye başlayan bu tür, ilk önemli örneklerinden birini 1957 yılında İngiliz BBC televizyonunda yayınlanan Panaroma isimli televizyon programının bir bölümünde verir. 1 Nisan Şakası amacıyla yayınlanan Swiss Spaghetti Harvest isimli bu bölümde, İsviçre’nin güney kısımlarında makarnalarını ağaçlardan toplayan bir aileye yer verilmesi üzerine, yayının sonunda kanalı arayan İngilizler kendi spagetti ağaçlarını nasıl yetiştireceklerini sorarlar.

  ‘Mockumentary’ terimini ise ilk defa 1984 yılında yönetmen Rob ReinerThis Is Spinal Tap” isimli filmini tanımlamak için kullanır. 

Makarnalar oldu mu, selelere doldu mu?

Bu türe en çok katkıyı yapan yönetmenler arasında ise tanıdık bir sima var; Woody Allen. Yönetmen, Take the Money and Run (1969),  Zelig (1983), Sweet and Lowdown (1999) gibi filmleriyle bu türün dünyaya yayılmasında öncü olur. Beyaz ekranda ise Mockumentary, ilk olarak BBC’de Monty Python’s Flying Circus (1969-1974) ve CBC’de The Hart and Lorne Terrific Hour (1970-1971) örnekleriyle ses getirir. (Bu Vol 2.’nin konusu, ayrıyeten ele alınacaktır.)

   Woody Allen’den sonra ise sinemada bu tür, Forgotten Silver ile tekrar popüler olur. 1995’de Peter Jackson (Şanlı Başkan) ve Costa Botes’in ortak yönetmenliğiyle çekilen film, mockumentary tekniğini Yeni Zellandalı iki belgesel yönetmeninin yapımlarını hayata geçirmesini anlatmak için kullanır ve Peter Jackson ve Costa Botes de filmde bu iki yönetmeni canlandırır. 

Ben sana soruyo muyum kimi çekiyosun diye

Man Bites Dog, gazetecilik ilkelerine göre haber değeri taşıyan bir olaydan adını alan Belçika yapımı bir film olarak 1992’de perdede gösterildikten sonra (iyi filmdir) bu filmi, Amerikalıların aslında uzaya gitmediğini, CIA’in Stanley Kubrick’ten yardım alarak Ay’a ayak basma anlarını bir stüdyo ortamında çekip dünyaya yaydığını anlatan Dark Side of The Moon (2002) izler. Bu filmde astronot Buzz Aldrin de rol alır.

  First on The Moon (2005) ise Ay’a Amerikalılardan önce 1930’da Rusların gittiğini anlatan bol ödüllü bir Rus filmi olarak bu türe ve türün popülerleşmesine hizmet eder.

Berlin’den önce Ay’a dikilen bayrak

   Sene 2009’u gösterdiğinde ise Mockumentary’i dünya gündemine, bir ülke ve o ülkenin sinema perdelerinde kaybettiği prestiji taşır. Bu film, Sacha Baron Cohen’in; “Borat: Şanlı Kazakistan Milletinin Çıkarlarını Arttırmak İçin Amerikan Kültürünün İncelenmesi” (evet isim bu kadar uzun) isimli filmidir. Film, Kazak Devlet Televizyonunun ABD kültürünü incelemesi için Borat Sagdiyev’i görevlendirmesini anlatsa da filmi haber bültenlerine taşıyan; kullandığı acımasız ama benzersiz anlatımıdır. Yine Sacha Baron Cohen’in gay bir Avusturyalı muhabiri canlandırdığı Brüno filmi de Mockumentary olarak değerlendirilebilir. (Cohen, Brüno olarak Filistin ve İsrail arasında barışı sağlamak için Ortadoğu‘ya gider ve iki tarafın yetkilileriyle görüşür fakat yetkililerin bunun bir film çekimi olduğundan haberleri yoktur.)

Borat Sagdiyev ve Azamat Bagatov ile sımsıcak bir yol hikayesi : Borat…

 Bu yapımlara ek olarak sinemaseverlerin hatırlayacakları, Noviembre, It’s All Gone Pete Tong, Surf’s Up (hem mock hem animasyon), Bob Roberts gibi başarılı örneklere ülkemizden de bir örnek geçen yıl eklenir. Levent Soyarslan‘ın yönetmenliğini üstlendiği Oflu Hocayı Aramak (O.H.A) filmi de Oflu Hoca’yı arayan Ali Baltaoğlu (olacaaak olacak olacak o kadar) ve belgesel ekibinin hikayesini anlatır. Kalitesi ya da başarısı tartışıladursun sinemamıza Mockumentary tarzında bir yapım armağan etmesi açısından yapım önemli bir yer tutar.

Oflu Hodja the Grey

  Tekrar dünya sinemasına dönersek, 2014’de ise benim de favori filmlerim arasında olan, bir grup vampirin, Yeni Zellanda’nın Wellington şehrindeki yaşamlarını anlatan What We Do In the Shadows vizyona girer. Taika Waititi ve Jemaine Clement’in yazıp, yönetip,  yetmezmiş gibi baş rolünü paylaştığı yapım, ders olarak Mockumentary nedir, neden ve nasıl yapılır sorularının cevabı niteliğinde sinema okullarında okutulsa, kıl bir Prof. çıkıp da ben bu dersi vermiyorum demez. Düşük bütçeli, Peter Jackson’lı, bol ödüllü, bol esprili, mükemmel soundtrack’li bu film, 183 yaşındaki Deacon, 379 yaşındaki Viago, 862 yaşındaki Vladislav ve 8000 yaşındaki Petry isimli dört vampirin ev arkadaşlıklarını ve sergüzeştlerini dolu dolu 85 dakikada akıcı bir şekilde anlatıyor. Sinema eleştirmenlerinin; “Smarter, fresher, and funnier than a modern vampire movie has any right to be; What We Do in the Shadows is bloody good fun.” olarak tanımladığı film, -benim için- Mockumentary’nin beyazperdedeki zirve filmi. 

Don’t sing if you want to live long,  they have no use for your song,  you’re dead, you’re dead, you’re dead,  you’re dead and outta this world

Sevgiler.’Vol. II Televizyon’ yakında gelecek, 

Bonus : What We Do In the Shadows Official Trailer

 https://youtu.be/IAZEWtyhpes

e-mail: mehmetcanmicik@gmail.com

twitter: twitter.com/isupergeil

vimeo: vimeo.com/canmicik



mm

Anadolu Üniversitesi Sinema & Televizyon üçüncü sınıf öğrencisi. Melâli anlamayan nesle âşinâ değil.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir