Search

Kurgusal Bir Yaşam Yaratmak: Bir JT LeRoy Hikayesi

105

“İstersem bir kadın da olabilirdim, bir erkek de.”

Laura Albert’in yaşamının anlatıldığı belgeselde neresinden başlasam diye düşünmeden edemedim. Yoğun bir hikayeye ve tonlarca karaktere sahip olan bu belgeseli izlerken dahi kim kimdi derken kendinizi bulabiliyorsunuz. Genellikle belgesel yönetmeyi tercih eden Jeff Feuerzeig’e Laura’nın yaşamı Sundance Film Festivali’nde iki dalda adaylık ve bir dalda ödül kazandırdı. Böylesine muazzam bir kördüğümden oluşan hikaye bence geç dahi keşfedilmiş.

Laura küçüklüğünde cinsel istismara uğrayan bir çocuktur. Yaşadığı her şeyden kendine suçluluk payı çıkartır. Bahsetmek istediğim şeyi belgeselin sonunda oldukça açık bir şekilde kendisi de açıklıyor. Bir gün gazetede çocuklara psikolojik destek veren bir ilanla karşılaşır. Karşısına yaşamı boyunca yanında olacak olan Owen adında bir doktor çıkar. Kendisini ona Terminator adında HIV Pozitif bir trans erkek olarak tanımlar; ses tonunu dahi ona göre ayarlar. Zamanla doktorla arasında özel bir bağ oluşur ve doktoru ona kendisi için kaygı gütmeden yazarak rahatlayabileceğini öğütler. Baby Doll adında yazdığı hikayeyi okuyan doktoru ondaki ışığı sezer, yazmasına devam etmesi gerektiğini söyler. Terminator aynı zamanda dönemin yazarlarını takip etmektedir ve Bruce Benderson, Dennis Cooper ile telefonlaşarak onlara hikayelerini gönderir. İki yazarla tıpkı doktorla olduğu gibi bir bağı oluşur. Böylece edebiyat çevresinden de destek görmeye başlar. Yeraltı edebiyatına yeni bir isim doğmaktadır.

Yarattığı bu ilk kurgusal karakterden sonra JT LeRoy ortaya çıkar. LeRoy ismi telefonda para karşılığı sanal seks yaptığı müşterisinin soyadıdır ve Jeremiah’ı da İncil’den alır. JT LeRoy, küçükken annesi tarafından kadın gibi giydirilerek zorla fahişelik yaptırılan, birçok kez annesinin kocalarından cinsel tacize uğrayan ve bir süre sonra da ailesinden alınarak devletin sosyal kurumunda büyüyen bir gençtir. Ve JT zorlu yaşamını Sarah adında bir kitapta toplar. Sarah yayınlandığı saatten itibaren edebiyat dünyasında büyük ses getirir. Tom Waits’ten Madonna’ya kadar tonlarca dönemin ünlü ismi onunla telefon üzerinden iletişime geçerek hayranlığını dile getirir. Bu JT için oldukça gurur vericidir fakat bir süre sonra okurları, medya kendisiyle yüz yüze tanışmak ister. Ancak JT’yi yaratan Laura’nın özgüven eksikliği vardır. Kendisini şişman ve çirkin olarak tanımlar. Bu sebeple insanların karşısına çıkarsa büyünün bozulacağından endişelenir. Hatta kitabının okunduğu bir yere kimliğini gizleyerek gider. Ona yarattığı karakteri görsel olarak da tanımlayabilecek bir yüz lazımdır. O da eşinin kız kardeşi Savannah Knoop’tan başkası değildir.

JT’nin yanına kendisini de gözlemci misali yerleştirebilmek için bisikletle hızlı geldiği bir günde bulduğu Speedie isimli bir karakter yaratır ve onun menajeri olur. JT için oldukça güzel görünen ama altında birçok zorluğu barındıran bir dönem başlar. Lou Reed, Asia Argento, Gus Van Sant, David Milch’e kadar ünlüler kervanı ikiliyi beklemektedir.

New York Times’ta yayınlanan bir makale JT’nin gerçekte menajeri Speedie olduğunun ortaya çıkmasındaki ilk adım olur. (Makaleye buradan ulaşabilirsiniz.) Ardından eşi şöhret kazanabilmek adına kanıtlarıyla gerçeği dünya çapına duyurur. Laura için işler zor bir hal almaya başlar.

Burada önemli bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz. Laura’nın yarattığı JT ve perde arkasında gizlenerek onu izleyen Speedie ile okuyucularını -hatta bunların arasında olan Tom Waits’i bile- kandırmış olması onun iyi bir yazar olduğunu değiştirir mi? Peki, gerçek hikayem diyerek sahici olmayan bir yaşamın arkasında saklanması, insanların önüne çıkmak istememiş olması onun bir hakkı değil midir? Evren üzerinde yazılan her hikayede kurgusal bir pay vardır. JT LeRoy’un hikayesinde bu fazlasıyla mevcut, bunu kabul edebiliriz. Ancak bir yazarın gizlenme isteği her zaman haklı görülebilir. Zaman zaman kimliğini de açıklamak istediği aşikar fakat buna cesaret edemeyişini de bizzat gözlemleyebilirsiniz. Zaten fazlasıyla özgüven eksikliği yaşayan ve çocukluğunda cinsel istismara uğrayan birinin psikolojisini bulunduğu çevrenin sosyolojik durumunu incelersek kendisiyle empati kurabiliriz.

Her belgesel kendi gerçekliğini kendi dünyasında yaratır görüşünden yola çıkacak olursak Bir JT LeRoy Hikayesi bu konuda izleyiciyi etkisi altında bırakıp çelişkilere götürebiliyor. Tıpkı hikayenin aslı gibi. Yani gerçek olanı fazlasıyla kurgusallaştırmak yerine olduğu gibi sunmayı tercih ediyor. Misal Searching for Sugar Man belgeselinde yer alan hikayede yönetmen Rodriguez’in birebirini kullanmak yerine çeşitli nüanslar ekleyerek belgeseli çekici bir hale getirmeye çalışmıştı. İzleyen birçok kişi de bunun sahici olduğu yanılgısına düşmüştü. Belgeselin gerçeklik olgusuna uymayan bu tavır onu docu-dramada kategorize etmemiz gerektiğini su yüzüne çıkarır. Ancak yönetmenin bunu reddetmiştir. Bu belgeselin ise böyle bir tavır sergilemediği apaçık ortada ve bu sebeple kendisi daha farklı bir konumda değerlendirilmeli.
Yer yer animasyonlarla beslenen belgesel genellikle görsel materyaller ve telefon konuşmalarından oluşuyor. Aynı zamanda Laura da ilgi çekici bir biçimde kendi hikayesine eşlik ediyor. Klasik belgesel formunu andıran bu yapılar eski telefon konuşmaları sayesinde biçimsel olarak -biraz olsa da- alışılmadık bir belgesel sunuyor.

Reviews

  • Yönetmenlik8
  • Materyal Kullanımı8
  • Senaryo8
  • Belgesel Gerçekliği8
  • Belgesel Biçemi7
  • 7.8

    Score

User Rating: 0 ( 0 Votes )


mm

Dünyadaki tüm samimi insanları alıp yeni bir gezegene geçiş yollarını arıyor. Kafası karışık kafası.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir