2016 yılında !F İstanbul kapsamında izleme şansına eriştiğimiz the Eyes of My Mother filminin yönetmeni Nicolas Pesce’nin ikinci uzun metraj filmi. the Eyes of My Mother’ı Türkiye’de ilk yazanlardan ve değer verenlerden biri olarak söylemem gerek ki yönetmenin ikinci filmini sabırsızlıkla bekliyordum. Tasarladığı karakteri Francisca ile 21. yüzyılın Psycho’sunu bize sunan yönetmen, bana göre uzun yıllar akılda kalacak bir işe imza atmıştı. Haliyle, gelecek görülen bir yönetmenin devam filmlerini merakla beklersiniz. Fakat Nicolas Pesce beni maalesef ikinci filmi ile bir kuple üzdü.

Kısaca konusuna değinelim… Reed, evine kadın çağırıp onları öldürmekten zevk alan bir ruh hastasıdır. Öyle ki kadınlar gelmeden önce kendince antreman yapıp nerede ne yapacağını planlar. Buranın hakkını baştan vereyim, Reed’in antremanları gerçekten başarılıydı; düşünce olarak zekiceydi. Reed, yine bir kadını evine davet eder ama davet ettiği kadın bir öncekilere göre biraz farklı biridir. Öyle ki onu öldürmekten çok iyileştirmek ile uğraşmaya başlar. Fakat iyileştirmeye, iyi davranmaya çalıştığı Jackie büyük bir sürprizdir.

Ryu Murakami’nin 1994 eseri olan Piercing’den uyarlanan film, içerisinde toplamda 2+1 kişinin olduğu bir şiddet fantezisidir. Reed’in hastalıklı zihniyetinin nerelere varacağını izleyeceğimize dair aldığımız giriş kısmı Jackie’nin de onun kadar hastalıklı olması ile değişir. Reed; Jackie’yi iyileştirmeye çalışarak çarpık, sapıkça bir ilişkinin parçası olur. Ve aslında avcıyken ava dönüşür. Ölüm oyunlarını kendi evinde gerçekleştiren Reed; yaşayan saçmalıklarından ardından kendini Jackie’nin evinde bulur. Ne olursa olsun olacaklar değişmeyecektir bakışını bize veren film bir yerden sonra hepimizin kandırıldığını açıklıyor.

Christopher Abbott ve Mia Wasikowska’nın başrollerinde olduğu film damakta bir kadar garip bir tat bırakıyor. İlk filminde Francesca gibi harika bir karakteri bizle tanıştıran yönetmen bu sefer sadece vahşete yönelerek karakter tasarımını ve senaryoyu unutmuş gibi. Gren dolu siyah beyaz görüntülerinin ardından eline kaliteli oyuncular ve para geçince yönetmen maalesef ne yapacağını şaşırmış. Hoşlandığı vahşet görüntülerine odaklanan yönetmen sadece görmek istediğini yansıtmış.

İlk filmi ile bana büyük bir umut veren yönetmen ikinci filmi ile bu umudu kırmış değil tabii. Nicolas Pesce, kesinlikle iyi bir yönetmen olacaktır. Vahşetin, korkunun, kanın yeni temsilcilerinden biri olacağından şüphem yok. Fakat vermek istediklerini bir bağlam ile vermeyi unuttuğu aşikar. İlk filmi senaryosundan gidişatına kadar her noktası ile zevk veren, kendini izlettiren bir yapımken Piercing; olmak için olmuş bir film olduğunu maalesef son yarım saatinde çok belli ediyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın