“Netflix and Chill” ile çılgınlığa ulaşan Netflix, 2017 itibariyle dünyaya açıldı ve dünyanın birçok ülkesinden diziler almaya başladı. İspanya, Las chicas del cable adlı Yeşilçam vari bir dönem dizisi; Brezilya’dan 3% adlı distopya/bilimkurgu dizisi çekti. Ülkemiz de Osmanlı döneminde geçecek olan bir süper kahraman dizisi ile bu zincire katılmak üzere. Almanlar ise herkesten daha farklı ve detaylı bir dizi ile bu zincirin bir parçası oldu. Dark, adının hakkını veren, karanlık fakat oldukça karışık bir dizi. Birçok dizi ile benzerliği bulunan dizinin diğer dizilerden en büyük farkı tabii ki: Alman disiplini. Dark, Netflix’in diğer ülkelerden aldığı diziler arasında sinematografi açısından en muazzam olanı diyebilirim. Sanırım buna hepiniz katılırsınız. Hatta daha da iddialı konuşuyorum: Böylesine kaliteli bir işi ülkemizde yapabilecek çok az insan var.

Konusuna değinelim… 2019 yılında, Berlin yakınlarında bir Alman kasabasında geçen hikaye ufak bir çocuğun ortadan kaybolması ile başlıyor. Daha önce birçok çocuğun ortadan kaybolduğu kasabada bu sefer de Mikkel’in kaybolması ile polisler ve aileler sokağa dökülür. Kısa bir süre sonra bulunduğu iddia edilen cesedi baba Ulrich görmek ister. Fakat bulunan çocuk cesedi oğluna ait değildir. İşin garibi, çocuk kasabaya ait biri de değildir. Oğlunun ölmediğinin düşünen baba Ulrich aramalarına tek başına devam eder ve kendini ormanın içinde bulunan bir mağaranın içinde bulur. Kaybolan çocukların hepsi nasıl oluyorsa bu mağara ve içinde bulunan odalarla alakalıdır. Baba Ulrich gözünü karartıp oğlunu bulmak adına mağarayı iyice keşfetmeye karar verince dizinin seyri tamamen değişi verir.

10 bölümlük dizi, görüntü açısından tam bir şaheser. Sinematografisi, mekan seçimleri muazzam olan dizinin çekimleri de ince elenip sık dokunmuş gibi. Senaryosu bir kenara, üzerine şimdi bahsedeceğim, çekimler yağ gibi akıyor. Oyuncu tercihleri de bir o kadar harika. Özellikle her karakterin 3 farklı zamana ait görüntüsü muazzam. Sanki gerçekten de gençlikleri gibi. Tercihlerle beraber oyunculukları da gerçekten harika. Dizinin adı sadece sinematografisine değil, karakterlerinin ruh hallerine de yansımış ve ortaya –senaryo hariç- bir şaheser çıkmış.

Gel gelelim senaryo bence o kadar da övülecek bir durumda değil. Bunun sebebi ise kötü olması değil, Lost gibi fazlasıyla karışık ve soru üstüne soru sorup hiç cevap vermemesi. Netflix’in The OA dizisi de aynı bu şekilde yol izlemiş ve soru üstüne soru sorup finalde dahi cevap vermemişti. Dark da aynısını yapıp tek cevap vermeden ortaya 2 koca solucan deliği bırakıp resmen bekleyin demiş.

Mikkel’in iskelet kostümünden de, senaryonun gidişatından da anlaşılacağı gibi dizi Donnie Darko’yu referans almış gibi. Karışıklığı ise tam bir Lost. Dizi, daha ilk bölümden sizi içine çekiyor ama ne anlattığını anlamak pek mümkün değil. Mikkel’in keşfinden sonra ancak dizinin ne anlattığı, ortada ne döndüğünü anlayabiliyoruz. Fakat dizi bize bunların neden olduğunu anlatmamakla beraber ileride neler olacağını da anlatmıyor. Sadece elimizde 3 farklı zaman ve bunlar arasında kaybolmuş insanlar var. Finali ile “ölümler” hakkında bir sonuca varırız diye düşünürken gene hiçbir sonuca ulaşamıyoruz ve 2. Sezonu beklemeye mahkum ediliyoruz. Aslında hesaplanış ve kurgusal anlamda senaryo harika işlenmiş olsa da tek cevap dahi vermediği için benim sonlara doğru kopmama sebep oldu. Nedenini bilmediğim, anlayamadığım şeyi izlemek biraz sıktı diyebilirim. Fakat dizinin görsel yanı o kadar güçlü ki izlemeye devam edebildim.

Sözün özü… Dark, Netflix’in Almanya’dan aldığı ilk dizi olma şerefini görsel açıdan sonuna kadar taçlandıran bir çalışma. Senaryosu da tam Netflix yapımcılarının ve seyircisini seveceği türden. Fakat senaryosu Lost gibi soru üstüne soru sorup cevap vermediği için biraz can sıkabiliyor. Üstüne fazla karışık olması da cabası. Buna rağmen oyunculuk, akış ve kurgusal anlamda harika bir dizi olduğunun altını birçok kez çizmek istiyorum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın