Search

Karamel Üzerine Birkaç Düşünce

347

Nadine Labaki’nin yönettiği Karamel filminde, beş farklı kadının, birbirinden apayrı yaşamları bir kuaför salonunda birleşmektedir. Filmdeki karakterler hakkındaki düşüncelerimden bahsetmeden önce direkt sonundaki bir yazıya dikkat çekmek istiyorum çünkü filmde işlenen; toplumumuzdaki birçok kadının yabancı olmadığı (kendinden olmasa bile çevresinden) bir durumdur. Oysa filmin sonundaki tek söz birçoğumuzun uzak olduğu savaş gerçeğini öne almaktadır.

“Beyrut’uma…”

Filmin sonunda gördüğümüz bu yazıdan başlamak istiyorum. Karamel; her ne kadar konu itibariyle Lübnan’ın yıllar süren savaşın atmosferine dokunmasa da bu son söz, ülkenin derin yıkıntısını az çok bilenler için oldukça anlamlı. Dış müdahalelerin ve ülkenin iç yapısının birleşimiyle ortaya çıkan iç savaşın fazlasıyla yaralar açtığı Lünban’da bu film; “normal yaşama duyulan bir hasretin” sinema diliyle izleyiciye aktarılmasıdır. Yaralanmış bir şehri iyileştirmek için sunulan bir hediye gibidir.

“Beyrut’uma” ifadesiyle, bir şehrin sahiplenilişini ve arkasındaki aidiyet duygusunu hissedebiliyoruz. Ait olmadan bahsederken bu noktada Abraham Maslow’un ihtiyaç hiyerarşisini hatırlayabiliriz. 1943 yılında ortaya attığı bu kuramında bireyin gereksinimleri öncelik sırasına göre dizilidir ve ihtiyaçların yer aldığı basamaklarda ilerleme bir önceki basamağa bağlıdır.

“Maslow (1943) teorisine göre; birinci basamakta en temel ihtiyaçlar fiziksel nitelikte olup bunlar yeme içme, uyuma, barınma vb. gereksinimlerdir. Bir sonraki basamak; güvenlik ihtiyacı olup bireylerin güvenli bir ortamda çatışmalardan ve karışıklıktan uzak olacak şekilde yaşama istekleri bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü basamak; aitlik ve sevgi tabanlı olup sosyal ihtiyaçlar; sevgi, sevilme ve bir yerlere aitlik şeklindeki ihtiyaçlar olarak belirtilmektedir. Dördüncü basamakta bireyin bir şeyleri başarma, takdir edilme ve saygı görme bir ihtiyaç olarak belirtilmektedir. Beşinci ve en üst basamakta ise kişinin kendini gerçekleştirmesi ve bireyin kendi kapasitesinin farkına varması ve başarının bununla birlikte elde edilmesi olarak belirtilmektedir…”1

İhtiyaçlar piramidinde fiziksel ihtiyaç basamağından sonra gelen güvenlik ihtiyacıdır. Ait olma ve sevgiye geçebilmek için bu gereksinimin giderilmesi gerekir. Güvenlik problemi yaşayan bir bireyin önceliğinin normal bir hayat olduğunu düşünürsek Kendini gerçekleştirmeye doğru çıkamayacak, takılacaktır. Karamel’in çekildiği Lübnan’a dönelim; böyle bir şey ne kadar mümkündür? Farklı din ve mezhepleri barındırması açısından çok sesli bir bünyeye sahip olan Lübnan’ın siyası altyapısı, Fransız mandası döneminde bu dinsel ve mezhepsel çeşitlilik üzerine şekillendirilmiştir. Bu yapısal özelliği kullanan dış etkenler, kendi menfaatleri için Lübnan’da aktif olmuşlardır. İç ve dış unsurların birleşimiyle başlayan iç savaş uzun yıllar (1975-1990) sürmüştür.

Karamel filminin yapımı ise; 12 Temmuz-14 Ağustos 2006 tarihleri arasında devam eden İsrail-Lübnan savaşının hemen sonrasına denk gelmiştir. Güvenlik sorunun aralıklı olarak devam ettiği bu ülkede bir film ortaya çıkarmanın yönetmen açısından kendini gerçekleştirmeye dâhil olduğunu düşünüyorum. Sinema yaratıcı bir süreçtir. Nadine Labaki’nin bu filmde içselliğini sinema diline çevirebildiğini söyleyebilirim. Hatta böylesi zorlu bir ortamın yarattığı psikolojik süreci göz önüne alırsak bütün ekip, bu süreci paylaşıyor çünkü bir filmin ortaya çıkması kolektif bir çalışma gerektirir. Diğer yandan da yönetmenle ilgili bireysel bir süreçtir. Lübnan gibi yorulmuş bir ülkede bu süreci sadece yönetmenle sınırlamak istemiyorum.

Filme biraz daha yakından bakacak olursak: Karamel’in ana mekânı kadın kuaförü olsa da son sözle birlikte akılda kalacak olan Beyrut’tur. Yine de hikâyenin çoğunlukla geçtiği ve kadın karakterlerin ortak buluşma noktası bu kuafördür. Burası onların özel alanıdır, başka olan dünyalarıdır. Tabii “özel alan” derken tamamen karşı cinsten ayrı bir tutum sergilenmemiş ki zaten polis memurunun bakıma geldiği sahnede bu oldukça açıktır. Hatta kendi dünyalarına davet etmek gibidir. Kuaförün sahibi Layale’ın yanında Nisrine ve Rima çalışmaktadır. Jamal hem müşteri hem de yakın arkadaşlarıdır. Rose ise ablası Lili ile yaşar ve geçimini terzilikten sağlar. Bu beş kadınla birlikte, kendi yaşamlarına dair ayrıntılar da öne çıkar. Film, bu ayrıntıları temel alarak ilerlemektedir. Aslında bu beş kadın önde olsa da altıncı olarak Lili’yi de dâhil etme gereksinimi duyuyorum fakat ondan önce ona bakan Rose’dan biraz bahsedebiliriz. Rose yaşlı ve hasta olan ablasına bakmaktadır ve bir aile kurmamıştır. Ablasından ayrı düşünemediği hayatı yüzünden karşısına birisi çıktığında da ikilemde kalacaktır. Bu karakter, kendi hayatına dokunamamıştır çünkü yaşantısının büyük bir kısmını Lili kaplamıştır. Lili ise farkındalığını yitirmiş bir yaşlı olarak karşımızdadır…

“Yaşlanan kadınları bekleyen tehlike, taşıdıkları değerin tümüyle yadsınmasıdır; ancak bu, bir başka şekilde herkesi bekleyen tehlikedir çünkü günümüzde insan yaşamına verilen değer zamana bağlı olarak değişim gösterir… Yaşlandı diye bir insanı maddi ve manevi ilişkilerden koparıp atmak, hele yaşlanan kadınlarda adeta aşağılanmaya varan bir davranışla böyle bir yola başvurmak olacak şey değildir.”2

İleri yaşından ötürü hafızası pek yerinde olmayan bu karakter, geçmişindeki bazı anılara saplanmış durumda. Sokaktan topladığı kâğıtları; nişanlısından gelen mektuplar olarak algılaması onun eskiden yaşadığı bir aşka önem verdiğini gösteriyor. Öte yandan dükkâna gelen müşteriye de yaklaşımı bu yöndedir. Lili hakkında daha fazlasını bilmiyoruz ama yaşlılığın getirdiği birtakım sorunlardan dolayı biraz ötelenmiş durumda. Tabii, yaşlılık herkesin Lili gibi yaşamadığı bir dönem olsa da birçok kadın bu sürece yaklaştıkça tedirginleşebilir. İşte burada Jamal’a uzanan görünmez bir köprü var.

Jamal karakteri için takıntı haline gelen, onu bunalıma sokan ileri yaşı ve menopozu, kendisinin huzursuz bir ruh haline bürünmesine sebep olmuştur. Yaşıyla olan kavgası, filmin başından sonuna kadar devam etmektedir. Başkalarına genç olduğunu gösterme çabası içine girse de arkadaşları durumun farkındadır. Aralarındaki tatlı çekişmelerde de ara ara vaziyeti yüzüne vurulur. Cilt ürünü reklamı için oyunculuk seçmelerine katılan Jamal, bu süreçte yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden ötürü hep gergindir. Sanki o reklamda oynayabilmek, Jamal için yaşlanmadığını kanıtlamakla eş değer gibi görünmektedir.

Layale ise “bir kadının” kocasının sevgilisidir. Bir kadın diye belirtsem de Layale için herhangi biri olmaktan çıkacaktır. Onu merak edecektir, kendisini onunla kıyaslayacaktır. Layale’ın sevgilisine geldiğimizde, onun yüzü filmde hiç gösterilmemiştir. Layale için hiç gerçekleşmeyecek bir adamdır. Bunun aksine o adamın karısıyla Layale bir araya getirilmiş, konuşturulmuştur. Layale açısından düşünürsek, tek taraflı bir yüzleşme yaşandığını söyleyebiliriz. Layale’ın evli adamla yaşadığı bu aşk, onun için yük haline gelmiştir. Tam da onun bu derdi üzerine Nisrine’in de sıkıntısı ortaya çıkar. Evlilik sürecinde olan Nisrine, daha önce bir erkekle birliktelik yaşamıştır. Bu mevzu da kendi ailesi, nişanlısı ve onun ailesi açısından sorun olacaktır. Onun derdine ortak olan arkadaşları, kendilerince bu sorunu ortadan kaldıracaklardır. Aslında Nisrine karakterinin sorunu kadın bedeniyle ilgili değil, tamamıyla yanlış zihniyetlerin sonucudur. Zaten bu aşamada Nisrine’e başkaları tarafından yüklenmiş olan bir sorundur. Bütün bu zorlu süreçlerine rağmen hepsini düğün günü mutlu görürüz. Rima karakteri de diğerlerinin istediği gibi bir görünüme bürünmüştür. Filmin başından beri boynunda kulaklık asılı olan Rima’yı, düğün günü çiçekli bir kolye ile görürüz. Rima karakterinin cinsel yöneliminin farklı olduğunu otobüs sahnesinde sezdirilmiştir. Son sahnede çok da yanaşmadığı bir giyimde olması, aslında bir değişim değildir. Sadece dostluklarına verdiği değerden dolayı uyum sağlamıştır. Rima’nın yaşamına diğerlerinden daha az dokunulmuştur. Bu da öyle bir toplumda onun gibi hisseden bireylerin kolay kolay kendini belli edememesi ile ilgili olabilir. Film boyunca Rima’ya dair şeyler sadece sezdirilmiştir.

Karamel’deki karakterlerin tatlı acılarında birçok insan kendisine dair bir şeyler bulabilir. Bulduğunu yakalayıp, üzerine düşünebilir de. Ayrıca her izleyici de sondaki yazıyla bir toplumun yaşadıklarını anlamak için çabaya girebilir ki beni en çok etkileyen de bu olmuştur.

Kaynakça:
1 – Bartın Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi Yıl: 2015 Cilt: 6 Sayı: 12 “Maslow İhtiyaçlar Hiyerarşisi Bağlamında Toplumda Bireylerin Güvenlik Algısı ve Yaşam Doyumu Arasındaki İlişki”
2 – Alfred Adler, İnsanı Tanıma Sanatı Sayfa: 175



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir