Search
EKİBİMİZ
porno izle- Canlı Bahis Siteleri- canlı casino siteleri- ngsbahis yeni giriş- enbet giriş adresi-

İyileştirmeyen İlaçların Kadını: Tezer Özlü

Kadınlar, düşünceleriyle fırtınalar yaratan yaratıklardır fakat bu fırtınaları yalnızca bazıları dışarıda estirebilir, yalnızca bazıları bizi de fırtınalarının içine hapsedebilir. İşte rüzgârına takılıp gittiğimiz, düşüncelerini iliklerimize kadar hissettiğimiz bir insanın doğum tarihi bugün.

10 Eylül 1943’te gözlerini açtı gözlerini Tezer Özlü, öğretmen olan anne, baba yüzünden göçebe bir hayat karşıladı onu küçükken. Dünyayı küçücük kasabalarda kocaman hayal ediyor, keşfetmek için can atıyordu.

“Dört bin nüfuslu bir Anadolu kasabasında dünyaya bakmayı öğrendim. Altı yaşındaydım. Dünyanın sonsuz büyüklüğünü hissettim ve gitmem, çok uzaklara gitmem gerektiğine inandım…”

Hayran olduğu 3 yazar (Italo Svevo, Franz Kafka ve Cesare Pavese) vardı Özlü’nün, birisiyle aynı gün doğmuştu üstelik:

“Pavese’in doğduğu gün doğduğumu şaşarak öğreniyorum: 9 Eylül. Ben gece yarısından sonra ama Anadolu’da gece yarısı geçtiğinde, S. Stefano Belbo ’da henüz belki de gece yarısı olmamıştı. Aynı gün, aynı yıl değilse de.”

Genç yaşında içindeki merak duygusuna ve keşfetme arzusuna yenik düştü Özlü, otostopla Avrupa’yı gezdi. Son durağı Paris’te aradığı aşkı da buldu Özlü, ya da o zaman içinde bulunduğu ruhun eşini. Güner Sümer’le âşık olup evlenen Özlü güzel günlerin sonrasında bambaşka bir ruh haline geçti ve Güner Sümer ile yolları ayrıldı. Ankara’da çevirmenlik yapan Özlü bu ayrılık sonrasında İstanbul’a taşındı. Hastaydı Özlü, manik-depresif tanısıyla tedaviye alındı, günlerinin büyük bir kısmını psikiyatri  kliniklerinde geçirdi, elektroşok tedavisi gördü.  Ölmek istedi, denedi de aslında ama başarılı olamadı.

“Her gece ölüyorum. Sonra ölümden kaçıp yeniden canlanıyorum. Her yirmi dört saat, hem yaşam, hem ölüm.”

1968’de bir kez daha evlendi Özlü, o zaman ki ruh eşi, sevdiği kişi Erden Kıral’dı. İkilinin bir kızı oldu ve Özlü ismini Deniz koydu. İsmini aldığı Deniz Gezmiş gibi sorgulayan bir kızı oldu Özlü’nün, kızı 10 yaşına geldiğinde ruhu bambaşka bir evreye geçmişti yine ve Erden Kıral ile yolları ayrıldı. Bu boşanma çifti çok üzdü ama onlardan daha çok etkilenen birisi vardı: Deniz, 6 ay boyunca annesine ve babasına küstü.

Küçük kız bir sürü soru sormuştu annesine, onu daha iyi tanımamıza yarayan bir sürü de cevap almıştı.

“Şimdiye kadar bir şey kazandın mı? (para hariç)” sorusuna “Seni ve yazdığım üç kitabı, bir de İsviçre pasaportu.” diye cevap vermişti Özlü.

“Aşk nedir?” sorusu için ise şu cevabı vermiş Özlü: “Aşk birisinin gece ve gündüz “ sinirlenmeden ” yanında olmak istemek, ayrılınca özlemek ve sadık olabilmektir.”

“Üzüntü nedir?” sorusu içinse şöyle diyor kendileri “Üzüntü acı’dır. En üzücü olay, başkalarını üzmektir. Şu an ve hep, deniz kenarı ile güneş ve bahçe isterim. Çocukken elma ağaçları, su, toprak ile oynardım.”

Özlü evliliğinin son yıllarında kızıyla beraber yurt dışına çıktı ve ikinci romanını yazdı. Almanca yazdığı kitap Almanya’da yayınlandı ve orada bir ödül aldı. Sonrasında çeviri diyebileceğimiz ama neredeyse baştan yaratarak kitabı Türkçe olarak çıkardı: Yaşamın Ucuna Yolculuk.

Özlü, Berlin yıllarında ruhuna bir eş daha bulmuş,  Hans Peter Marti isimli kendisinden 10 yaş küçük birine âşık olmuştu.  Türkiye’de evlenmeleri engellenince İsviçre’de evlendiler. Özlü için ideal erkek tanımı artık oydu ve kazandığı şeylerden birisi İsviçre pasaportuydu.

Bu evlilik pek uzun sürmedi ne yazık ki, kalbi o kadar çok canını yakmıştı ki sonunda göğüs kanserinden yaşama gözlerini yumdu. Hayatı boyunca ölmek isteyen Özlü, belki de ölümün ondan en uzak durmasını istediği zamanlarda onunla buluşmuştu.

Aslında ölmek hep düşündüğü, kavuşmak istediği bir dostmuş gibi bahsettiği, ölümünün arkasında kalacaklarla bir hesaplaşma olduğunu söyleyen, belki yaşarken binlerce kez ölen birinin intikamını alacağı gündü bugün. 43 yıllık hayatında pişman olduğu çok gün olmuştur aslında ama yapmasam dediği çok az şey olmuştur. Onun ait olduğu tek bir yer yoktu, her yer onundu bazen, bazen de hiçbir yere ait olamıyordu.

“Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni…”

Ece Ayhan onun için şöyle söylemişti:

“Vallahi tallahi! Evet! İçtenlikle ve özdenlikle yazıyorum ki, Tezer Özlü’yü de, onun çok insanda bulunmaz Doğrucu davutluğunu her yerde, her kentte ve her sokakta arıyorum. Hayalet Oğuz’a olağanüstü ve eşsiz bir “hayır” işleyen bir insan-insanı ben nasıl özlemem. Tezer Özlü artık benim yakın akrabamdır”

“Artık gitmeyeceğim. Nereden geldiğim sorusunu yanıtlamak istemiyorum. Hiçbir yerden gelmiyorum. Kendimden başka.”

Kitaplarında gitmeyeceğim diyordu ama bir daha gitmemek için son kez gitti. İçindekileri dışa vurma konusunda kalemini en iyi kullanan yazarlardan biriydi Özlü, ne düşündüğünü size o kadar güzel işliyordu ki, ölmek isteyen bir kadının elini tutup onu vazgeçirmek istiyorsunuz bazen ya da bir reçelli ekmekte siz yemek istiyorsunuz ilaçları yuttuktan sonra. O intikamını alarak gitti bizde bir gün yanına gideceğiz, ölü gövdelerimiz hesabı ödedikten sonra.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.