Amerikan bağımsız sinemasının en önemli yönetmenlerinden Wes Anderson, 2014 yapımı The Grand Budapest Hotel filminden 4 sene sonra yeni stop-motion animasyonu Isle of Dogs ile geri döndü. Film, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapmış ve Wes Anderson’a en iyi yönetmen ödülünü kazandırmıştı. Filmin seslendirme kadrosunda Bryan Cranston, Edward Norton, Bill Murray, Frances McDormand, Scarlett Johansson, Tilda Swinton, Jeff Goldblum, Liev Schreiber, Bob Balaban, F. Murray Abraham, Harvey Keitel, Greta Gerwig Ve Yoko Ono gibi ünlü isimler bulunuyor.

Film, Japonya’nın hayali Megasaki şehrinin diktatör valisi Kobayashi’nin önderliğinde, tüm köpeklerin hastalıklı oldukları bahanesiyle “çöp adası”na gönderilmesi ve adeta ölüme mahkûm edilmesinden, valinin yeğeni Atari’nin Spots adlı köpeğini bulmak amacıyla adaya gitmesine ve devamında köpeklerin Atari ve Spots önderliğinde ayaklanarak valiye karşı isyanına kadar uzanan eğlenceli bir öyküye sahip.

Wes Anderson, kendisinden alışkın olduğumuz gibi yine hayal gücünü ve görsel becerisini sonuna kadar konuşturmuş, stop-motion animasyon türünün sağladığı sınırsız özgürlük ve imkânlarla da adeta şov yapmış diyebiliriz. Film, her saniyesinde “Ben bir Wes Anderson filmiyim” diye bağırıyor. Yönetmenin bir önceki stop-motion animasyonu 2009 yapımı Fantastic Mr. Fox’u da aşan kusursuz bir görsellik söz konusu. Filmin her karesi ince ince işlenmiş ve neredeyse hepsinde belki de ikinci, üçüncü izleyişte ancak kavranabilecek harika detaylar var.

Filmin öyküsünün de Fantastic Mr. Fox’un net bir şekilde ilerisinde olduğunu söylemek mümkün. Burada, Isle of Dogs’un yönetmenin en politik filmi olduğunu belirtmek gerek. Nazi Almanya’sına yaptığı göndermeler, hayvanseverlik, hayvan hakları, ayrımcılık, diktatörlük ve direniş gibi birçok konuya parmak basması ve daha da önemlisi bunu hikâyeye ustalıkla yedirmesiyle çok daha değerli hale geliyor film. Yönetmen, hikayeyi anlatırken flashbacklerden ve diğer yandan Japon kültüründen bol bol beslenmiş. Köpeklerin İngilizce, Japonların ise kendi dillerinde konuştuğu film, Japonca konuşmaların bir kısmını seyirciye hikaye içinde “simultane çeviri” yöntemiyle aktarıyor, bir kısmını ise aktarmamayı tercih ediyor.

İnsanı ilk dakikadan itibaren içine çeken hikayesi ve yönetmenin kendine has “poker face” mizah anlayışı ile film hem güldürmeyi hem de yeri gelince hüzünlendirmeyi başarıyor. İnsanın bir saniye bile sıkılmasına izin vermeyen dinamik bir tempoya sahip. Filmin bir diğer öne çıkan yanı ise diyalogları. Üzerinde çok düşünüldüğü belli olan harika diyalogları ile beni hiç beklemediğim kadar güldürdüğünü, yer yer kahkaha attırdığını söylemem gerek.

Isle of Dogs ile Wes Anderson, filmografisine çok güçlü bir halka eklemiş ve stop-motion animasyon türünde bir başyapıta imza atmış. Hiçbir zaman çok sevdiğim bir yönetmen olmamıştır kendisi ancak bu filmiyle beni yakalamayı başardığını, dolayısıyla en iyi 1-2 filminden biri olarak gördüğümü söyleyebilirim. Isle of Dogs, hem kusursuz görselliğiyle, hem yerinde politik mesajlarıyla hem de dozunda mizahıyla bu sene kendisinden bol bol bahsettirecek ve uzun yıllar akıllardan çıkmayacak bir film.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın