1 mayıs emek ve dayanışma günü kutlu olsun!

Bugün herkes emekçilerin hakkını alamamasını, alması gereken hakları konuşup onları yanında olduğunu göstermeye çalışıyor, çalışacak. Sokaklar emekçiler ile dolacak. Böylesine özel bir günü Arakat Sanat ekibi olarak en içten dileklerimizle kutluyoruz ve diyoruz ki: Günün anlam ve önemini daha iyi anlayabilmek, dertlerine ortak olabilmek, haklarının ne olduğunu görebilmek adına birkaç film öneriyoruz. Bu filmleri izledikten sonra hak denen şeyin ne kadar önemli olduğunu belki de daha iyi anlayacaksınız. İyi okumalar.

Sergei M. Eisenstein, Stachka (1925)

Film kuramları tarihinde öncü isimlerden olan Sergei M. Eisenstein’ın ilk uzun metraj çalışması olan Stachka -Türkçe adıyla Grev-, bir işçinin intihar etmesi üzerine greve giden bir grup işçiyle dönemin gerçeklerini salt bir biçimde gözler önüne serer. Film beraberinde birçok tartışmayı da getirmiştir. Öyle ki Yo Yo Mundi adlı bir müzik grubu bu film için şarkı bile yazmıştır. Eisenstein’ın kurgu kuramına zemin hazırlayan Grev altı bölümden oluşur. Devrimci sinemanın ilk örneklerinden olmasının yanı sıra ortaklaşa bir mücadelede sırt sırta vermenin dinamizmi ve teknik açıdan başarısı sebebiyle önemli bir yapımdır.

– Gönül Durmaz

Alejandro Gonzalez Iñarritu, Biutiful (2010)

Biutiful, Avrupa’da yaşam mücadelesi veren göçmen işçilerin dramatik gerçekliğini çarpıcı bir şekilde resmediyor. Amores Perros, 21 Grams ve Babel gibi trajedi kaplı filmlerle adını geniş kitlelere duyuran Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Iñarritu, baş kahramanı Uxbal (Javier Bardem) ‘i empresyonist hikâye anlatımı ile son günlerinde onun zihnini ve olayların öznel etkisini yakalayıp kadraja aktarıyor. Filmin muazzam sinematografisi Barselona’daki göçmen işçi sınıfının yaşadığı kenar mahallelerin yarı aydınlatılmış bir vizyon ile seyirciye sunuyor. Olayların merkezinde bir adam, sorumlu olduğu bir grup göçmen işçi sorunlarıyla özel hayatındaki sorunların girdabında sendelerken yine de yola devam etme savaşı, gözlerinin önünde yitip yok olan göçmen aileler ve ölmeden çözmek zorunda olduğu meselelerle hayata en trajik yönleriyle bambaşka bir açıdan bakmayı mümkün kılıyor. Bir kahraman niteliğindeki Uxbal, yasadışı işler yaptığı ve suç içinde bulunduğu hâlde inanılmaz derecedeki iyi denilebilecek karaktere sahip, bu yüzden son günlerinde fark etmeden sebep olduğu olayların suçluluk duygusunu üzerinden atamıyor. Iñarritu karakterlerini bir suçun etrafında yer bulan mekanik varlıklar gibi göstermek yerine onlara duygu ve nedensellik yetisine sahip olmanın haysiyetini veriyor. Yönetmenin, doğu Avrupa, Asya ve Afrika’dan gelip bir hayat inşa etme çabasında olan göçmen işçileri, medet umdukları baş kahramanın gözünden diğer filmlerinin aksine tek katmanlı bir anlatı tarzıyla seyircisine aktardığı , acı ve trajedinin bir resmi niteliğinde. Pek çok açıdan Biutiful perdede, uzun yıllardır süregelen göçmen işçi sorunlarının dikkat çeken izdüşümlerinden bir tanesi.

– Ceren Türkay

Mario Monicelli, I Compagni (1963)

1800’lü yılların sonunda geçen filmde, bir tekstil fabrikasında günde 14 saat çalıştırılan işçiler, arkadaşlarının kötü bir şekilde yaralanmasından sonra tepki olarak bir gün iş bırakma kararı alırlar. İşverenlere karşı tam olarak nasıl bir yol izleyeceklerini bilmeyen bu insanlar, başka bir şehirden gelen profesör Sinigaglia’nın (Marcello Mastroianni) rehberliğinde bilinçlenerek büyük bir direniş başlatıcaklardır. Acımasız çalışma saatlerinin yanında insanların içinde bulundukları durumu hiç ama hiç önemsemeyen patronlar ile yola çıktıkları arkadaşlarını işyerinde bir tık üst mevkiye çıktıktan sonra satan ve kendince akıl vermeye çalışan yalakalar karşısında ayakta durmaya-hakkını aramaya çalışan gururlu insanları izliyoruz.

En iyi oyunculuklarından birini izlediğimiz Marcello Mastroianni’nin basrolünde olduğu filmin yönetmen koltuğunda ise, oyuncu ile birlikte birçok filme imza atmiş İtalyan yönetmen Mario Monicelli bulunuyor. 1963 yapımı “I Compagni” filmi işlediği konuyu en iyi ele alan birkaç filmden biri ve herkesin izlemesi gereken bir klasik.

– Gökhan Örenler

Ken Loach, I, Daniel Blake  (2016)

Tam bir Ken Loach filmi olan “I, Daniel Blake” 2016 yapımı Altın Palmiye ödüllü bir film. Geçirdiği ciddi bir kalp krizi sonucu uzun süredir çalışamayan ve çalışamayınca da haliyle geçinemeyen Daniel Blake işine geri dönmek istese de önündeki en büyük engel ülkemizde de oldukça can sıkan “Bürokrasi”dir. İşine bir türlü dönemeyen Daniel Blake için her geçen gün hayat zorlaşsa da kendisi gibi hayatı zorluklarla dolu genç bir kadın ve çocukları, bir süre önce eşini kaybeden Blake için tutunacak bir dal haline gelir.

Bürokrasiye karşı savaş açan ve filmin başından sonuna doğru gittikçe bu savaşı sertleştiren emekçi Daniel Blake’in hikayesi ile Ken Loach, her filminde olduğu gibi bu filminde de, haksızlıklara karşı hafızalardan hiç silinmeyecek duvar yazıları misali güçlü bir şekilde duruyor. Başroldeki Dave Johns’un 61 yaşında ilk başrolünü oynayan bir komedyen olduğunu benim gibi filmi bitirdikten sonra öğrenince Ken Loach ve olağanüstü oyuncu yönetimini eminim siz de takdir edeceksiniz.

Benim karakterindeki naifliği ile Muhsin Kanadıkırık’a benzettiğim Daniel Blake, filmde bürokrası karşısındaki mücadelesini, hayatını ve bu hayatın değerini ise şu basit cümle ile özetliyor, “I, Daniel Blake, am a citizen, nothing more and nothing less.”

– Mehmet Can Mıcık

Dardenne Kardeşler, Two Days One Night (2014)

Belçika’nın göbeğinde bir kadın işsiz kaldığını öğrenir. Patron, ya işçi çıkaracaktır ya da yıllık ikramiyeyi dağıtmayacaktır. Oylama sonucunda Sandra işsiz kalır. İşsizlik hakkında hiçbir rakam hiçbir bilgi verilmemesine karşın film boyunca işsiz kalmanın ne kadar büyük bir sorun olduğunu, bir daha iş bulmanın ne kadar zor olacağını, insanlar ufak bir ikramiye için bile başkalarının gözünün yaşına bakmadan gitsin diyebileceğini öğreniyoruz filmde. Sandra patronu ile anlaşıp arkadaşlarını ikna etmek için süre ister. Sadece 2 günü 1 gecesi, yani tek haftasonusu vardır. Hepsini tek tek gezip pazartesi yapılacak oylamada onu geri istemelerini, ikramiyeden vazgeçmelerini isteyecektir. Film boyunca Sandra’nın yıkılıp yıkılıp dirilişini, ikramiyenin aileler için ne kadar önemli bir meblağ olduğunu ama aynı zamanda Sandra’yı da anladıklarını izliyoruz. Avrupa’da da devam eden kriz iş sahibi olan herkesi tedirgin etmekte. İnsanlar işsiz kalmamak için tabiri caiz ise eşşek gibi çalışmaya bile razılar. Dardenne kardeşler de bunu sadece 2 saatte anlatmayı başarıyorlar.

– Valerii Ege Deshevykh

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın