Onlar var olmak ile kaybolmak arasında ince çizgide gidip gelirken ayağı takılıp düşenler. Bizler ise bu düşüşler ile beslenenleriz.

Unutulmak için intihar ederken yanlışlıkla ölümsüz hale gelenlerin hikayelerinden konuşacağız bu sefer.

1Virginia Woolf

“Gökyüzünde çözünecek bir ruh halindeyim.”

25 Ocak 1882 yılında Kensington, Middlesex, İngiltere’de dünyaya gözlerini gökkuşağını andıran cinsten açmıştır. Woolf renkli kişiliği ile şehri 25 Ocak 1882 tarihinde tamamıyla gri bir havaya boyamıştır. Doğduğu günden ne olacağı belli olanlardan Woolf.

Virginia sanatını, beslendiği acılardan dolayı yaratanlardandır. Bilinç akışı tekniğini kullanarak dönemin en güzel eserlerini yaratmıştır. 13 yaşında annesini kaybetmiş ve ilk krizini geçirmiştir, manik depresif tanısı konulmuştur. Annesinin kaybından sonra korkunç sesler duymaya ve insanlardan korkmaya başlamıştır. Babasının ölümünün üzerine ise ikinci krizini geçirmiştir. Üvey abisinin tacizleriyle ise öykülerinde feminist duruşu ile savaşmıştır. 1912 yılında ise mantık evliliği yaparak Leonard Woolf ile evlenmiştir ama aslında yıllarca Victoria Sackville-West ile yaşadığı aşkla dünyaya tutunmuştur. Aralarında tensel bir dokunuş olmadan bir ilişki yaşamışlardır. Üç intihar denemesinin ardından 18 Mart 1941 yılında cebine taşlar doldurarak kendini nehire atmıştır. Öyle ki duyduğu sözleri artık yazamadığından korkarak ve yıllarca susmayan kalemi ile ne kadar yorulduğunu belli edecek intihar yolunu seçmiştir. Attığı çığlıkları duymasak bile hissettiğimiz en güzel kadınlardan sadece birisi. Güzel uyu Woolf.

2Sadık Hidayet

“Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”

Belki doğup doğmamak konusunda bile kararsız olan Hidayet yeryüzüne ayaklarını 17 Şubat 1903 yılında basmıştır. Modern İran Edebiyatı’nın düz yazı ve kısa hikaye prensidir. Muazzam yeteneğinin farkında olmayarak 1925‘de eğitimi için Avrupa’ya gitmiştir. Diş hekimliğine ilgi duyduğu halde mühendis olmak için ilk hayalinden vazgeçmiştir. Biyografilerinde mühendislik için diş hekimliğinden vazgeçtiği yazıyor, peki sanatı için mühendislikten vazgeçmesi ne olacak?

İlk hikayelerini Paris’te yazmıştır. Beethoven ve Çaykovski eşliğinde içtiği afyonlardan daha çok tanıyoruz Hidayet’i. Oysa ölmeden önce en güzel eserlerinden birini Kafka’nın Mesajı’nı bırakmıştır bize. Güzel giden bir eğitim ve sanat hayatından sonra Sadık Hidayet hikayelerinin artık İran’da yayınlanamayacağını öğrendikten sonra Paris’te en şık kıyafetlerini giyip, ölümü çağırmaya hazırdır artık. Evin tüm deliklerini tıkadıktan sonra hava gazını açıp gözlerini hayat yummuştur. Hayatı boyunca gelgitler yaşayan Hidayet’in en kararlı halini ölüm anında görürüz. Umarız yaraların son bulmuştur güzel adam çünkü biz yazdıklarınla yaralar içinde boğuluyoruz.

3Nilgün Marmara

“Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim.”

Cemal Süreya’nın Zelda’sı bizlerin güzel Marmara’sı, 13 Şubat 1958 yılında İstanbul’da o küçük kanatlarını alıp yeryüzüne inmişti. Marmara denizinin yuttuğu iki ada vardır, bizim neslimizin hiç bilmediği Zelda’nın da kaderini soyadı belirledi sanırım. Marmara’nın yuttuğu üçüncü ada olarak kayıtlara geçmesini çok isterdim. Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili ve Edebiyatı okurken Cemal Süreya ile tanışmış ve kimseye okutmadığı şiirlerini Süreya ustaya okutmuştur. Cemal Süreya’ya göre 2. Yeniciler’in devamı idi Nilgün Marmara. Turgut Uyar, Cemal Süreya, İlhan Berk, Ece Ayhan ve daha birçok şiir ruhlu insanlar yakın arkadaşıydı. Hatta “Ölmeme günü”ne katılıp intiharı başarı olarak gören tek isimdir Marmara. Hep uçları sevmesi ile bilinir ama uçurumdan atlayacağı için uçları sevdiğini kim bilebilirdi? Lisans tezi olarak seçtiği Sylvia Plath’ten sonra intiharı benimsemiş ve bunun içten içe planını kurmuştur. Öyle ki ölmeden önce yapacaklarını yapmış ve bütün şiirlerini daktiloya çekmiştir. Kanatların seni uçuramayıp o balkonun sonunda nihai sona kavuşturmuş olabilir ama biz hala şiirlerini okuduğumuz zaman bulutların üstündeyiz Zelda. Bizi okuyorsan bil ki bir gün kavuşacağız.

4Stefan Zweig

“Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur.”

28 Kasım 1881 yılında Viyana, Avusturya’da dünyaya gelmiştir ama hangi dünyaya geldiği şüphelidir. Hayalindeki dünyada yaşamadığını biliyoruz en azından. Viyana Üniversitesi’nde Felsefe ve Edebiyat Bilimleri Fakültesinde Felsefe eğitimi almıştır. Öyle ki inandığı felsefeyi bizlere en güzel şekilde bırakmıştır. İçindeki edebiyat aşkının hep farkında olan Zweig ilk şiirini lisede yazmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda gönüllü olarak Viyana’da savaş karargahında memur olarak savaştı ve bu sırada topların, silahların, patlamaların içinde kendi içindeki patlamaları dışa vurarak “Yabancı Ülkelerdeki Dostlara Açık Mektup”u yazıp, yayımlamıştır. Hitler ve savaşlar ruhunu o kadar zehirlemiştir ki artık yazamamak korkusu ve kendi dünyasının hiç var olmayacağı korkusu ile zehir alarak intihar etmiştir. Yalnızlıktan ölesiye korktuğu için de bu yola tek değil karısı Latte ile beraber çıkmıştır. Hitler öldü, diktatörlük bitti ama biz de umudun bitişini senden öğrendik.

5Kaan İnce

“Yolun hiç de uzak değil umut biliyorum…”

Türkiye edebiyat tarihinin ince ince kanayan bahar dalı. 1970 yılında denize kıyısı olmayan Ankara’da doğdu. Belki de içinde kanayan yaraları denize dökemediği için böyle bir yük bıraktı bize. 1991 yılında Millet Gazetesinde yayınlanan şiiri ile onu duyduk. 1992‘de aldığı Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde Mektup isimli şiiri yayınlanmıştır. Ağustos ayının ilk haftasında şiirlerini toplayarak Gizdüşümü isimini verdiği dosya ile yayın evinin yolunu tutmuştur. Ağustos’un ikinci haftası ise yayınevinden olumlu cevap gelmesi ile İnce Kadıköy’deki Ümit Otel’in balkonundan kendini aşağı doğru sallandırmıştır. Ankara’nın denize kıyısı yok belki ama artık denize kıyısı olan çocuk şairi var.

6Sylvia Plath 

“İşin kötüsü oldum olası hep yetersizdim, yalnızca bunu şimdiye dek hiç fark etmemiştim.”

Yeryüzüne inmeden önce hayatlarımız kısa metrajlı film gibi gösterilse yine de 27 Ekim 1932‘de inmek ister miydi asla tutunamayacağı bu kara parçasına? Plath babasını hiç sevmezmiş ve ilk şiirini daha 8 yaşında babasına yazmıştır.

“Yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya,

yeniden doğuyor açınca gözlerimi,

kafamın içinde yarattığım seni galiba.”

Kimileri 70‘ine merdiven dayasa bile içindeki çocuk hala 8 yaşındadır, kimilerinin 8 yaşındayken bile ruhunda 70‘ine merdiven dayamış yaşlı bir ruh vardır. Lise yıllarında ilk krizini geçirmiştir ve manik depresif teşhisi bu kriz üzerine koyulmuştur. Hayatının büyük bir kısmını babası yerine koyduğu Ted’e adamıştır ama ne yazık ki Plath eş hayallerinde de elinde kırıklarla beraber veda etmiştir bize. Eşi tarafından devamlı aldatılması, yazamadığını düşünmek ve her şeyin mükemmel olmasını istemesi Plath’ın ruhunu kemiriyordu. Sonunda ruhu bedenini kemirerek tüketti ve 11 Şubat 1923 yılında Londra’da intihar salgınını başlattı. Plath’den sonra Ted’in ikinci eşi, Plath’ın oğlu ve Nilgün Marmara; Plath’in şiirlerinin etkisi altında kalarak intihar etti. Sihirli bir melek gibi hayatına kim dokunduysa o kişinin de hayatını aldı Plath.

7Beşir Fuad

“Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım.”

1852 yılında İstanbul’da dünyaya gelmişti Fuad. Doğru şehirde doğmuştur ama doğru zaman diliminde doğmamıştır. Kadınlarla arası hiç iyi olamamış ve iki aşkı arasında devamlı mekik dokumuştur. Onun ruhunu yoran mekik dokuması değil, iki aşkının da derdine yara olamamasıydı. İlk pozitivist ve materyalist olarak edebi tarihimize adını kazımıştır. Hatta 19 yüzyılda Osmanlı yazınına “Hayalciler ve Hakikatçiler” tartışmasını getirmiştir. Ölüm acısını en derinden tadan Fuad küçük yaşındaki oğlunu soğuk topraklara vermiştir. Annesi ise şizofreni hastasıdır. Fuad’ın oğlunun ölümünden sonra ölüm korkusu ile dolması, annesi gibi hastalığa yenik düşmek istememesi ve aşkları ile olan ilişkileri Fuad’a ağır gelmiş ve sonunda bileklerini kesmiştir. O sırada yaşadıklarını son ana kadar kaleme almıştır. Son kelimesi ise “ölüyorum”dur.

8Ernest Hemingway

“Son olarak ise ruhumun bir bütün halinde tekrar bedenime döndüğünü fark ettim ve de o andan itibaren benim için ölüm yoktu.”

21 Temmuz 1899 yılında Ilinois’da doğmuştur ve öğrenim hayatına da burada devam etmiştir. Aslında Hemingway için hayat lise yıllarından sonra tuhaflaşmaya başlamıştır. Liseden sonra hayatına muhabir olarak devam eden Hemingway, 1. Dünya Savaşı sırasında Amerikan Kızılhaç örgütünde gönüllü olarak cankurtaran sürücülüğü yapmaya başlamıştır. Ve bu süreçte ölümü devamlı avucunun içinde tutmuştur. Ne yazık ki savaşın bizden aldığı bir değerdir Hemingway. Bu kadar acının üzerine tam yeter dercesine 1931‘de ilk tohumunu yani çocuğunu kucağına almıştır ama Hemingway’in ellerine ölüm bulamıştır bir kere. Çocuğunun doğduğu yıl babası av tüfeği ile intihar etmiştir. Daha sonra ise kendisini denize adamış ve balık tutmaya başlamıştır, hatta bu sırada yaşadığı bir olayı anlattığı “Yaşlı Adam ve Deniz”i yazarak ölüm bulaşan avuçları ile Nobel Ödülü’nü evine taşımıştır. Avuçlarının içindeki ölüm, babasının ve kardeşinin intiharları artık omuzlarına ağır gelmeye başlamıştır ki aile geleneğine uyar ve kendini av tüfeği ile öldürür.

9Romain Gary

“Beni bu yaşta giderek daha çok ürküten şey, bir kez daha insan derisi içinde doğabileceğim düşüncesiydi.”

Mayıs ayının 8. günü 1914 yılında tek kişilik dev kadro olarak yeryüzüne inmiştir. Henüz kendinden yeni bir ben doğuracağını bilemeden hukuk okumuş, yetmemiş diplomat olmuş, o da yetmemiş 2. Dünya Savaşı’nda pilotluk yapmıştır. Annesi tiyatrocu olan Gary annesinin ısrarlarına dayanmayıp sanatçı kişiliğini ortaya koyarak yazmaya başlamıştır. Genç yaşta en iyi eleştirmen ödülünü alan Gary’nin hayatında her şey o kadar yolunda gitmez, her şey tepe taklak olur ve birden eleştirmenlerin topuna tutulur. Sonunun geldiğini söyleyen eleştirmenleri yalancı çıkartmak istercesine önce Gary’i öldürür sonra ise Emlie Ajar’ı doğurur.

Bir beden içinde iki yazar, iki sanatçı… Gary elinde olarak birini doğurmuştur ve doğurduğu kişi insan derisinin altında sıkışmamıştır. Bir bedende bir deli, bir dahi olarak yaşamak zor olsa gerek. Gary’i intihara sürükleyen iki ruh tek beden değil eşinin intiharıdır. Deli de olsa, dahi de olsan çok sevdiği eşinin arkasından 1980 yılında silahla kendi vurmuştur ve bize şu cümleyi miras bırakmıştır.

“Çok eğlendim, teşekkür ederim. Hoşça kalın.”

10Kanat Güner

“Ben galiba hayatım boyunca iki arada gidip geleceğim. Kornişteki perde gibi, raydan çıkana dek.”

Yalnızlığa zindan edilmiş hayatına 1970 yılında Muş’ta kavuştu Güner. Ailesi tarafında diğer çocuklardan daha üstün olduğu düşünüldüğü için hiç arkadaşı olmayan ve hep kendi ile vakit geçiren bir çocukluk dönemi oldu. Güner, tıp öğrencisi olarak İstanbul’a geldiğinde, hiç yaşamadığı çocukluğunu yaşamaya başlamıştır. Lunaparklara gitmiş, tiyatro kulüplerine katılmıştır. Çocuklara şeker verip kandırmak çok kolaydır, Güner’i de böyle kandırıp şeker yerine uyuşturucuya bağımlı etmişlerdir. Günün birinde en yakın arkadaşı Ali Kemal, Güner’den kendisine iğne yapmayı ister, yüksek doz olduğunu fark etmeyen Güner o gecenin sabahında artık katildir. Şokun vermiş olduğu etki ile Güner oturup kendi hayatını roman yazar ve roman yayımlandıktan sonra hiç yalnız kalmamak üzere Ali Kemal’in yanına yolculuğa çıkar.

Eğer bizi görüyor, duyuyor ve en önemlisi okuyorsanız; siz kaybolmak isterken sizi ölümleriniz ile ölümsüzleştirdiğimiz için özür dilerim.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın