“İyi insanlar dürüst yaşar, iyi insanlar hilesiz yaşar ve hiçbir zaman benzerleri olmaz.”

Kuşkusuz Fyodor Dostoyevski, hem yaşadığı dönemin hem günümüzün en önemli yazarlarından birisi. Yaptığı karakter tahlilleri, gerçekçi ve etkileyici anlatımı sayesinde yüzlerce yıl sonra bile okuyucusunu sarsmayı başarıyor. İlk romanı ‘İnsancıklar’ı yayımladıktan sonra dönemin ünlü eleştirmeni V. Belinski ondan geleceğin büyük yazarı olarak bahsetmiş, hatta kendisine mektup yazarak yeteneğinin farkına varması için uyarmıştır. Gel gelelim Dostoveyski’nin İnsancıklar’ın peşi sıra yazdığı eserleri aynı başarıyı yakalayamamıştır. Bunun sebebi bana kalırsa çağın ötesinde düşünebilen, kurgulayabilen ve gözlemleyen yazarın döneminin şartlarında anlaşılamamasından kaynaklanıyor olmalı.
1846 yılında yayımlanan Dostoyevski’nin ikinci eseri Öteki (Dvoynik) İnsancıklar’ın elde ettiği başarıya ulaşamadı. Öyle ki; dönemin yazarlarından Andrey Beliy’nin Öteki ile ilgili şu sözleri yapılan eleştirilerin kısa bir örneğidir: “Öteki öznelerin, jestlerin ve sözel işlemlerin birbirine yapıştırılmasıyla bir yamalı bohçayı anımsatıyor.” Bir nevi kopukluktan, hatta belki de taklitten söz ediyordu Beliy, fakat ne kadar haksız olduğunu zaman gösterecekti.

Dostoyevski, Öteki eserinde aslında daha sonra Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi eserlerinde de yapacağı gibi insanın kendisiyle hesaplaşmasını resmetmişti. Bu hesaplaşmayı psikanalitik ögelerle, örneğin alter ego kavramı ile işlemiş eserine bu anlamda yeni bir boyut kazandırmış ve derinlik vermiştir. Hatta daha sonraları bu eser psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un dahi dikkatini çekmiş ve ona eser üzerine makaleler yazdırmıştır.

Öteki’nin kahramanı Yakov Petroviç Golyadkin aslında paranoid şizofreni hastasıdır. Eser 1846 yılında yayımlanmıştır. O dönemde şizofreniye ait belirtiler tıbbi kayıtlarda geçse de hastalık adı ve tanımlaması henüz yapılmamıştır. Hatta şizofreni hastaları orta çağdaki skolastik anlayışın kurbanı olmuşlardır. Şizofreniye ait klinik belirtileri içeren tanımlamayı ilk olarak Kraepelin ‘Dementia Precoxe’ terimi altında 1874 yılında yapmıştır. Daha sonra 1911 yılında Eugen Bleuler schizo-phrenia (zihin bölünmesi) terimini literatüre kazandırmıştır. Hâl böyleyken, yani henüz psikanalitik kavramlar ortada yokken, şizofreni klinik olarak tanımlanmamışken böyle bir roman yazmak, yazarın ne kadar çağ üstü olduğunu, inanılmaz gözlem ve tahlil yeteneğine sahip olduğunu gözler önüne seriyor. Nitekim Dostoyevski, Öteki romanı hakkında “Gelecekte başyapıtım olarak bahsedecekler,” şeklinde söz etmiş. Zira kendisi de biliyordu belki, dönemin kendi zihninde tanımlamayı başarabildiği kavramlara olan uzaklığını. Asla bundan dönmedi ve bize muazzam eserleriyle tanışma fırsatını verdi.

Öteki romanının kahramanı Yakov Petroviç Golyadkin dokuzuncu dereceden bir memurdur. Biz Golyadkin’in hayatının bir bölümüne tanık oluruz. Öncesinde nasıl biri olduğunu ve sonrasında başına neler geleceği hakkında fikrimiz yoktur. Golyadkin “küçük” bir memurdur, kafasına küçük insanların taktığı türden şeyler takar. Daha romanın ilk sayfalarında yeni uyanıp aynada kendine bakar ve şöyle der:

“Tanrı’ya şükür,” dedi Bay Golyadkin alçak sesle, “Tanrı’ya şükür bugünkü işlerimi aksatacak bir şey görünmüyor, ya bir aksilik olsaydı, yüzümde bir sivilce çıksaydı ya da başka bir terslik olsaydı; şimdilik her şey yolunda.”

Yazarın kahraman olarak kendine böyle “küçük” bir insan seçmiş olması ve yer yer alaycı üslup takınması, şüphesiz Dostoyevski’ye atfedilen “Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık.” sözleriyle bütünleşiyor. Zira Gogol üslubunu roman boyunca hissedebilmek mümkün.

Golyadkin romanın başlarında doktora gider ama giderken bile endişelidir. Geçerken uğramış gibi yapacaktır. Bu anlamda biz kahramanın “hasta” olduğunu sezinleriz. Ancak ne tür bir hastalığının olduğunun çözümlemesini yazar roman boyunca bize bırakır. Golyadkin, kendisinin istenmediği bir partiye davetsiz olarak katılır. Burada insanlar onu ‘öteki’leştirir. Buhrana sürüklenmektedir Golyadkin. Buradan çıktıktan sonra fırtınalı bir kış gecesinde savrulurken, kendisine tıpatıp benzeyen hatta adı bile aynı olan ikinci (sahte) Golyadkin’le tanışır. İkinci Golyadkin ona ağlar, ihtiyacı olduğunu söyler, kendini acındırır. Gerçek Golyadkin, sahtesiyle dost olacağını hatta onu evinde misafir edeceğini söyler. Bu aşamada bile içinden birçok çelişki geçmektedir.  Bilmiyordur bu tanışma anının hayatının kırılma noktası olacağını. Sahte Golyadkin, sahtekar, iki yüzlü, yalakanın biridir. Hatta gerçek Golyadkin’in işinde hazırladığı bir dosyayı katakulliyle eline geçirir. Müdüre sunarak ondan övgü alır. Gerçek olan ise bu olayla nasıl başa çıkacağını bilemez. Küçük insandır, toplumun yargıları onun için önemlidir.

“Bugün bir hata yaparsam neler olur neler olur… Söz gelimi beklenmedik bir pürüz çıkarsa, bir tatsızlık olursa; felaket […] Ona seslenmediğim için aptallık ettim. Rahat olmam içten soylu bir insan gibi davranmam gerekirdi.”

Bu tarz iç hesaplaşmalar, yaptıklarına karşı duyduğu pişmanlık, gereksiz yere özür dileme telaşesi gibi hezeyana varan birçok monologla karakterin psikolojisine vakıf oluruz. Buna benzer diyalog ve iç monologlarla karakteri tanırız. Karakter ne yapacağını bilemez, kendini insanlardan soyutlamaya çalışır, bir yandan da onları gözlemler. Tamamen haklı olduğu bir durumda bile sesini yükseltmekten çekinir, “soylu” davranmaktan ödün vermez. Tüm bunlar neticesinde işini dahi kaybeder. Eser, kendisini bekleyen hazin sona doğru ilerler.
Paranoid şizofreninin tüm belirtilerini gösterir aslında kahraman. Şizofreni birçok sanat dalında eserlere konu olmuş, çoğunlukla ilgi çekmeyi başarabilmiştir. Hemen aklıma Chuck Palahniuk’un aynı isimle başarılı bir şekilde sinemaya uyarlanan Fight Club (Dövüş Kulübü) eseri geliyor. İyi işlendiği taktirde konunun ilgi çekmemesi zor. Çünkü; toplumda var olan fakat kitlenin büyük kısmının uzak olduğu karanlık bir tarafı resmedilmiş oluyor. Dostoyevski’nin Öteki kitabının yayımlandığı dönemde hak ettiği değeri görememesinin altında başta da değindiğim gibi çağ ötesi fikir ve tahlil yoğunluğu yatmaktadır. Ama eserin günümüze kadar taşınabilmiş olması bizler için büyük şans. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Tansu Akgün’ün başarılı çevirisiyle yayımlanan ‘Öteki’ günümüzde bile örneklerini görebileceğimiz benlik problemlerine parmak basarak kesinlikle okunmayı hak ediyor.

Dostoyevski’nin Öteki romanı “The Double” ismiyle 2014 yılında sinemaya uyarlandığını da dipnot olarak ekleyelim.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın