Search

İnanılmaz Bir Başarı Hikayesi: Sylvester Stallone

362

Rocky ve Rambo olarak tanıdığımız yılların savaşçısı Sylvester Stallone’un gerçek hayatı da koca bir savaş hikayesidir. Onun öyle azılı cüsseli bir adam olduğu, İtalya aksanlı bozuk İngilizcesine bakmayın. Tarihi en sağlam düşüş ve en başarılı yükseliş hikayelerinden biri Sylvester Stallone’a aittir.

Oyuncu olmak için mücadele verdiği günlerde maalesef istediği yere ulaşamayan Stallone en sonunda dibi görür. Öyle ki parasızlıktan karısının mücevherlerini satmak durumunda bile kalır. Fakat bu bile onu kurtarmaya yetmez ve koskoca Stallone en sonunda kendini evsiz bir şekilde sokakta bulur. Üç gün boyunca New York otobüs terminalinde uyuyan Stallone o kadar parasız kalır ki en sonunda çok ama çok sevdiği köpeğini bile satmak zorunda kalır. İçki dükkanında herhangi birine sadece yirmi beş dolara sattığı köpeğini bıraktıktan sonra deliler gibi ağladığını söylemiştir.

Beter günlerin ardından sokakta bir televizyonda Muhammed Ali ile Chuck Wepner’ın boks maçını gören Stallone’un aklına aynı J.K. Rowling’de olduğu gibi bir kir gelir ve Rocky karakteri doğar. Rocky kafasına öyle oturur ki Stallone koskoca filmin senaryosunu yirmi saatte bitiriverir. Hemen yolunu Hollywood stüdyolarına çeviren Stallone senaryoyu yüz yirmi beş bin dolara satmaya kalkar. Fakat bir şartı vardır: Rocky karakterini kendisi canlandıracaktır. Tabii yapımcılar kendisini garip ve konuşmasını komik bulunca reddederler. Stallone böylelikle gene sokağa düşer.

Fakat bir gün bir mucize olur ve Stallone’u arayıp filmi almak istediklerini iki yüz elli bin dolar önerdiklerini söylerler. Fakat Sylverster Stallone inat eder ve kendi oynamadığı sürece senaryoyu satmayacağını söyler. Üç yüz elli bin dolara kadar çıkan yapımcılar tekrar reddedilince pes ederler ve otuz beş bin dolar artı başrol teklif etmekten başka çare bulamazlar. Tabii ki Stallone bunu hemen kabul eder ve tarihin en unutulmaz boks filmlerinden biri sinema perdelerini süsler.

Peki Stallone otuz beş bin doları ile ne yaptı biliyor musunuz? Köpeğini sattığı içki dükkanında üç gün pusuya yatarak sattığı adamı bekler ve köpeğini geri almaya çalışır. Tabii adam köpeği geri vermek istemez. Stallone da yirmi beş dolara sattığı köpeğini tam on beş bin dolara geri alır çünkü köpeği onun her şeyidir.

Böylesine efsane bir yükseliş hikayesi olan Sylvester Stallone’un kariyeri Rocky’den sonra uçar gider. Aslında sadece yükseliş hikayesini yazmak için başladığım bu yazıda oturdum bir de bence izlemeniz gereken bir zamanlar televizyonların değişmezlerinden olan lmlerini derledim.

ROCKY (1976)

Yönetmenliğini John G. Avildsen’ın yaptığı film tarihin en başarılı boks filmlerinden biridir. Aslında filmin hikayesi ve filmin geçtiği yerler Sylverster Stallone’u öyle güzel anlatmaktadır ki yaşam hikayesini bildiğinizde filmin tadı daha bir farklı oluyor. Küçük bir boksör olan Rocky, ağır siklet dövüşçüsü Apollo Creed ile dövüşme imkanını yakalar ve Rocky’nin bu maça fiziksel ve psikolojik olarak hazırlanma hikayesiyle maçın kendisi filmin konusunu oluşturur. Fakat dikkat ederseniz Rocky’nin çalışmalarının çoğunu sokakta yapması pek bir ironiktir. Özellikle merdiven sahnesi sinema tarihinin en başarılı sahnelerinden biridir. Sylvester Stallone’un hayat verdiği Rocky seri olur hatta günümüzde bile Creed filmiyle devam eder. Filmin kendisinin efsane olması bir yana: Bu kadar büyük zorluklardan böyle bir başarıya ulaşmış olan Sylvester Stallone’un hikayesi gerçekten takdire şayan.

First Blood (1982)

Sokakta insanlara Sylvester Stallone derseniz size ya Rocky ya da Rambo derler. Stallone’u Stallone yapan iki filmden biri First Blood ve Rambo serisidir. Chuck Norris efsanesinin estiği dönemlerde Amerika tek başına orduları devirebilen kahramanlara görmeye alışmıştır. Rambo da o dönem yapılabilecek belkide en iyi filmdi. Stallone’un canlandırdığı Rambo tek başına koca bir orduya karşı mücadele veren ultra süper bir askerdir. Üstüne harika dövüşler ve patlamalar çatlamalar eklediniz mi sinemalarda izlenebilecek en harika iş olu veriyor.

Demolition Man (1993)

Sylvester Stallone’un yıllar geçse de mücadeleden asla vazgeçmediği, ilginç bir karakteri canlandırdığı yarı distopik film. Polis John Spartan’ı canlandıran Sylvester Stallone, şehrin kötüsü Simon Phoenix’e karşı mücadele vermektedir. Fakat kötülerin bol olduğu yerde adalet saptırılır. İşlemediği bir suçtan ötürü ceza alan John Spartan’ın cezası dondurulmaktır. John’un dondurulmasıyla beraber hayat çok değişir. San Fransisco ve Los Angeles birleşmiş San Angeles adlı bir yer olmuştur. Tabii Phoenix kötülükte yardırmaktadır. Birilerinin buna dur demesi gerekmektedir. Bu sebeple John Spartan’ın buzları çözer ve tam otuz altı yıl sonra eski bir savaşı tekrar alevlendirirler. Tabii bu sırada John’un 2032’ye uyum sağlaması gerekmektedir. Hayat onun için çok değişmiştir.

Daylight (1996)

Rob Cohen’ın yönetmenliğini yaptığı film oldukça basit bir hikayeye fakat gayet keyifli bir izlenilebilirliğe sahiptir. New York’da bir tünelde gerçekleşen patlama sonucu insanlar mahsur kalmış hatta ölme tehlikesiyle yüz yüzedir. Tabii ki mahsur kalanlar arasında biri kahramanlık yapacak ve oradaki herkesi kurtarmak için elinden geleni yapacaktır. Ve bu kahramanımız da Sylvester Stallone’dur… Televizyonlarda bir zamanlar sürekli gösterilen Daylight, Stallone’un en başarılı filmlerinden biridir.

Cliffhanger (1993)

Sylvester Stallone’un çılgın bir dağcıyı canlandırdığı film Daylight gibi bir zamanlar televizyonların değişilmeziydi. Sly ve ahbapları dağda çılgın atarken bir anda kemer gevşer ve ekipten biri aşağı düşer. Tabii ki Sylvester Stallone kahraman olup elinden gelen her şeyi yapar ama o bile kaderin önüne geçemez. Tabii arkadaşın düşmesinin ardından ekipte husumet oluşur. Sly bu olaydan sonra ne kadar dağlardan çekilse de dağlar onu tekrar çağırır ve sadece bir dağ macerası değil bir anda ortada bir para konusu da oluşu verir. Sly’ın dağlara geri dönmesini ve dağda mahsur kalanları kurtarma hikayesi filmograsindeki en iyi filmlerden biridir. Aynı zamanda dönemin yapılmış en gerilimli çalışmalarından da biridir.

Tango&Cash (1989)

Sylvester Stallone’un Kurt Russel ile başrolü paylaştığı, başarılı bir ikili polis filmidir. Stallone’un Ray Tango, Kurt Russell’ın ise Gabriel Cash’i canlandırdığı filmde ikili başarılı narkotik polisleridir. Ta ki şehrin kötüsü Yves Pret ikilinin üzerine asılsız bir ölüm suçlaması bırakana kadar. Muhteşem ikili bir anda aranan iki kişiye dönüşür fakat her şeye rağmen görevlerini bırakmazlar ve hem adlarını temize çıkarmak hem de Yves’i devirmek için büyük bir mücadeleye girerler. Sadece çekimleri ve başrollerinden ötürü değil harika repliklerinden ötürü bile sevilebilecek olan Tango&Cash Stallone’un ve aynı zamanda Kurt Russell’ın en güzel filmlerinden biridir.

The Expendables (2010)

Sylvester Stallone’un büyük ihtimal Rambo’dan sonra içinde bulunduğu en hareketli film diyebilirim. Daha önce yedi film yöneten Sylvester Stallone’un sekizinci yönetmenlik çabası olan The Expendebles’ın en büyük özelliği sinem tarihindeki en büyük aksiyon kahramanlarını tek bir filmde toplamış olmasıdır. Jason Statham, Jet Li, Dolph Lundgren, Mickey Rourke hatta ilerideki filmlerde Chuck Norris, Bruce Willis, Jean-Claude Van Damme, Arnold Schwarzenegger, Harrison Ford, Mel Gibson ve Wesley Snipes gibi büyük starların oynadığı seri, kahramanların hiç ölmediği hatta vurulmadığı ama aksine kendilerinin ortalığı darma duman ettiği full+full aksiyon filmidir. Tabii ki diğer filmlerinin yanında vasat kalsa da oldukça eğlenceli, çıtırlık bir filmdir.



mm

Sinema Teröristi... Senaryo Canavarı... Dergi Yazarı... Avan-Gardist... Çok Feci Bir Beşiktaş Taraftarı...


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir