Search
EKİBİMİZ
porno izle- Canlı Bahis Siteleri- canlı casino siteleri- ngsbahis yeni giriş- enbet giriş adresi-

Impasse Filmi Üzerine Notlar

Bram Schouw’un yönettiği 2008 yapımı Impasse filmi gayet makul süresiyle bir karakterler filmi hem de karakterlerin hiç konuşmadığı bir kısa film… Filmin konusu kabaca şöyle:

Dazlak, beyaz adam metro istasyonunda trenin gelişini beklemektedir. Hollandaca bir anons sonrasında adamı kompartımanda, pencere kenarında otururken görürüz. Çok geçmeden tam karşısına oturmak üzere bir kadın gelir. Adamın başı üzerindeki rafa çantasını yerleştirirken adamın gözü kadının göbeğine ilişir. Kadın daha sonra adamın karşı çaprazına oturur. Adam kaçamak bakışlarla kadına bakar, kadın adamın ilgisini fark etmiştir. Kadın alçak bir sesle bir şarkı mırıldanmaya başlar. Adam buna ilgisizdir. Bir süre sonra kadının üst rafa yerleştirdiği çantasından adamın kafasına birkaç damla düşer. Konuşmayı başlatabilecek bu beklenmedik olay da ikili arasında konuşmayı başlatmaz. Adam kafasına düşen damlaları eliyle sıvazlar ve koklar. Kadın çantayı indirmiştir ve içindeki parfümü bulmuştur; parfümün kapağını kapatırken adama bakar. Onun konuşması için bir fırsat daha sunar. Adam konuşmak istiyordur ama bunu da değerlendiremez. Tren yeni bir istasyona gelir, kadın inmek üzere çantalarını toplar ve kapıya doğru ilerler. Trenden inmeden son bir kez adama bakar. Adam inmeyecektir, kadına da bakmaz. Kadın iner. Adam elinde kalan parfüm kokusunu derin derin içine çeker ve daha sonra camdan dışarı kadının peşinden bakarken başını çevirdiğinde adamın ensesinde Svastika dövmesini görürüz.

“Çok Eskiden Rastlaşacaktık”

Kağıt üzerinde böyle ve kimilerine göre basit duran filmin bu hikayesi görüntülerle birleşince oldukça önemli bir konuyu anlatmaktadır. İşte sinemanın gücü de, görevi de bu noktada devreye girer. Görüntülerle buluşan hikaye ya da görüntüsünü bulan kelimeler…

Tam da bu noktada görevin en büyüğü elbette filmin yönetmenine düşüyor. Impasse filminin yönetmeni Bram Schouw, filmin ilk planı olan, adamın trenin gelmesini beklediği metro duvarına yapılmış bir çift kadın gözü resmi ile gösterildiği anda; bize aslında mesajı vermiş oluyor. “Bu adamı bir kadın izleyecek“. Yönetmen daha sonra, tren içi planlarda olması gerektiği yere koyduğu kamerası ile bizim sadece “izlememizi” istiyor. Kadın ya da erkek, birinden birinin tarafı olmamızı istemiyor. Sadece izle diyor, bakalım hikaye nereye gidecek. Bakışmalarla geçen görüntüler arasına serpiştirdiği, başka bir kompartımanda uyuyan yaşlı çiftin görüntüsü ile kadınla erkeğin birbirini tamamladığını, “yol arkadaşı” olduklarını gözümüze sokmadan alt metin şeklinde veriyor. Yine trenin geçtiği rayları gösteren görüntüler ise zamanın hızlı aktığını bazı şeylerin kaçırılmaması gerektiğini vurguluyor. Ve bu görüntülerin filmin çeşitli yerlerine dağıtılması hem izleyicinin seyir zevki için hem de filmin salt bakışmalarla geçmemesi açısından oldukça önem arz ediyor.

Filmin ortalarında adamın kadınla konuşması için ortaya çıkan tesadüf yani kadının adamın oturduğu tarafın üst rafına koyduğu çantadan adamın başına düşen damlalar da bir konuşma başlatamıyor. Adam eline geçen bu fırsatı kaçırıyor. Başına düşen damlaların parfüm olması ve adamın elini koklaması da önemli ayrıntılardan. Çünkü “koku” hafızaların en güçlüsü ve her ne kadar kimyasal üretim olsa da parfüm ve onun yaydığı koku bir kişiyi temsil eder. Bu filmin sonunda da adamın elini koklaması bir çeşit “hafıza tazeleme”yi ve elden kaçanın değerini simgeliyor.

Kadın ineceği istasyona geldiğinde tam inme anından önce son bir kez adama bakıyor. Acaba o da inecek mi ya da bakıyor mu diye. Ama burada da beklenen olmuyor. Kadın iniyor. Çünkü yönetmenin bize söyleyeceği bir şey var. Bu da filmin sonunda saklı. Adam inen kadının peşinden bakmak için hafifçe döndüğünde ensene işlenmiş büyükçe Svastika dövmesini görüyorüz. İşte bütün film, bizi bu sonu göstermek için ve bu sonun değer kazanması için hazırlanmış. Adam ideolojisinin altında ezildiği o an gözümüze sokulmadan, sadece görüntülerle verilmiş. Avrupa için beyaz olan adam tehlike teşkil etmezken siyah kadına olan ön yargı ya da genel olarak siyah insanlara olan ön yargı da maalesef hala aşılmış değil. Yönetmen bu noktada bir taraf tutmaktan ziyade yazının başında da dediğim gibi izlememizi ve üzerine düşünmemizi istiyor. Duygularımızı manipüle etmek yerine hiç diyalogun olmadığı bu filmin anlattıkları üzerine düşünmek ve sorgulamak…

Teknik açıdan ise, yönetmenin planları ve kamera açılarını beğendiğimi ve kararların yerinde olduğunu düşünüyorum. Bakışmalarla geçen planlarda (açı / karşı-açı planlar) kadın ve adamın bazen gizliden bazen de alenen birbirlerine baktıkları anlar verilmiş. Bu planlar süre açısından gayet ideal. Filmi besleyen diğer görüntülerde filmin hikayesine ve anlatımına hizmet etmiş. (Metro duvarındaki kadın gözleri, uyuyan yaşlı çift, tren rayları vs.)

Oyunculuklara gelince, özellikle adamın filmin başındaki sert bakışlarını abartılı bulsam da filmin sonu bu sert bakışlarının nedenini açıklıyor. Siyahi kadına hayat veren oyuncu da üstüne düşeni yerine getirmiş. Neden adam ile konuşmayı başlatan kadın olmadı diye soracak olursanız? Eğer öyle olsaydı; işte o zaman bizde başka bir film izlerdik. Çünkü bu film bir ilişkinin başladığını gösteren bir film değil de ön yargılarımızın, ideolojimizin altında ezilmenin filmi. Kaçırdıklarımızın filmi…



Kendisi 1989 İzmir doğumludur, sinema ile fazlasıyla münasebete sahip... Kısa film senaryoları ve geniş bir sinema kitaplığı bulunan bir zad... Fotoğraf, gezi ve müzik hobileri arasında.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

ankara escort izmir escort bahis siteleri casino siteleri ngsbahis enbet izmir escort ankara escort ankara escort bayan mersin escort bayan ataky escort