Mitoloji hikayelerinin edebiyata kattığı değeri hiçbir şeyle ölçemeyiz. Hatta mitoloji, mitolojiler, mitler, mitolojik Tanrılar edebiyattan ayrı bambaşka bir tür olarak nitelendirilseler de (ki öyledir zaten) söz konusu olan hikaye anlatıcılığına girdiğinden, mitolojik hikayelerin edebiyat ile olan birlikteliğinin yarattığı etki hiçbir hikaye konusunun yaratacağı etki ile ölçülemez desem daha doğru bir tanımlama yapmış olurum. Mitolojik hikayelerin büyüsüne hangimiz kapılmadık ki? Bu anlamda herkesin kendi için seçtiği, kendine özgü olan bir mitolojik hikayesi ve Tanrısı vardır diyebilir miyiz? Elbette.

Atmaca, Yani Kirke

Mitolojik hikayelerin en sevdiğim tarafı asla yüzeyde kalamıyor oluşunuz. Ve asla tek bir hikaye okumuyor oluşunuz. Derinleştikçe derinleşip, başka hikayelere ve Tanrılara yol aldıkça aslında okuduğunuz hikayenin alt metninde çeşitli yollar olduğunu fark ederek keşfetme duygusunun büyüleyiciliğine kapılıp gidiyorsunuz. Kirke mitolojik öyküler arasında bunun en güzel örneklerinden.

Kirke’yi okumak demek Homeros’un İlyada ve Odysseia hikayesine kadar gitmek demek. Çünkü Kirke ile asıl tanışılacak yer Odysseia’nın hikayesinde gizli. Fakat buna rağmen Kirke’nin öyle bir hikayesi var ki baştan sona kendine müsemma. Bunun sebeplerinden ilki Madeline Miller’ın Ben, KİRKE kitabı ki, yazarın böyle bir mitolojik hikayeyi edebi bir metne dönüştürmesi mitoloji türünü sevenler için Kirke’yi daha iyi tanımak açısından çok önemli bir fırsat. İkincisi ise titanlardan olan Kirke’nin aslında güneşi temsil eden Helios’un kızlarından biri olmasına rağmen adının atmaca anlamına gelmesi.

Ben, Kirke kitabında Kirke’nin hikayesini baştan sona kendisinin ağzından dinlemekteyiz. Teyzesinin adını annesine yalakalık yapmak istemesinden dolayı atmaca anlamına gelen Kirke koymasından tutalım da, Kirke’nin mitolojik hikayeler makamında bir kadın olarak cadılık mertebesine erişmesine, bu mertebeye erişirken ilk önce güneşin Tanrısı olan babası Helios ile sonra hayatına giren diğer erkeklerle kendi doğruları uğruna girdiği mücadelelere, büyü yapabilme becerisine, yaptığı büyülerin sebeplerine ve aşklarına, ilk büyüsünü de kendisine karşı yapılmış herhangi bir kötülükten dolayı değil de aşkından dolayı yapmasına varana kadar Kirke ne var ne yoksa anlatıyor bizlere. Tüm bu özellikleriyle kimseye ama hiç kimseye benzemiyor ve şu şekilde anlatmaya başlıyor kendini.

“Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu. Anneme, teyzelerime ve bin kuzenime benzeyeceğimi varsayarak nympha demişler bana. Küçük tanrıların en küçükleri olarak güçlerimiz o kadar mütevazıydı ki ölümsüzlüğümüzü güç bela sağlayabiliyordu. Balıklarla konuşur, çiçekleri besler, bulut damlarına ve dalgalardaki tuza tatlı diller dökerdik. O sözcük, nympha sözcüğü, geleceğimizin eninin ve boyunu belirliyordu. Nympha bizim lisanımızda sadece tanrıça değil, aynı zamanda gelin anlamına da geliyordu.”

 Gizli Kalan Hikaye

Kirke’nin asıl hikayesinin İlyada ve Odysseia’nın özellikle Odysseia hikayesinde gizli olduğunu belirtmiştim yukarıda. Oraya dönecek olursak, Odysseia’nın Truva Savaşı sonrası evi İthaka’ya dönmesi yirmi yıl sürer. Bu dönememe yolculuğu sırasında adalardan biri olan Kirke’nin adasına yolu düşer. Tam da burada Ben, Kirke kitabına dönmemiz gerekmekte çünkü mitolojideki hikaye ile romandaki hikaye birbirinden farklı. Kirke’nin sesi diğerlerinden farklı olarak insan sesi olduğundan çok çirkin bulunuyor ve kimse onunla konuşmak istemiyor. Dışlanan Kirke tüm farklı özelliklerinden dolayı hor görülüyor. Şu kısa paragrafı çok güzel bir örnek olarak şuraya bırakıyorum.

“Kıpırdamadım. Saatler geçti, kimse ne bana baktı ne adımı ağzıma aldı. Kendi işlerinden, genellikle de şarapla yemeklerin nefasetinden bahsediyorlardı. Meşaleler söndü, divanlar boşaldı. Babam ayağa kalkıp üstümden atladı. Yarattığı hafif esinti cildimi bıçak gibi kesti. Anneannemin yumuşak bir çift söz söyleyebileceğini, yanıklarımı rahatlatmak için merhem getirebileceğini düşünmüştüm ama o da yatmıştı.”

Fakat bu arada büyü yapmaya yeteneği olduğunu fark eden Kirke’nin hayatı sonsuza dek değişir. Aşık olur. İlk ciddi büyüsünü de aslında kendine türlü haksızlıklar yapıldığı için değil aşkından dolayı yapar. Nihayetinde büyüler cezalandırılmasına sebebiyet verir ve bir adaya ömür boyu sürülür. Titanlar ölümsüz olduğu için bu cezadan hiç kurtulamayacak olan Kirke’nin hikayesi Odysseia’nın onun adasına yolunun düşmesiyle bambaşka bir hal alır. Uzun süre Kirke’nin adasında kalan Odysseia orijinal hikayeden farklı olarak adadan ayrıldıktan sonra Kirke’nin fark ettiği bir hediye bırakır geride.

Ben, Kirke’yi okuyun lütfen.  Sadece mitolojiye meraklı olduğunuz için değil veya mitolojik bir öykünün Madeline Miller tarafından bu kadar güzel bir şekilde fantastik romana dönüştürülmüş olmasından da değil, aslında bildiğimiz mitolojik bir hikayeyi bambaşka bir kurguyla okuyor olmamızın büyülü yanlarından dolayı Ben, Kirke kitabını alıp okumanız gerekiyor. Sonunda bir adaya sürgün edilmekle cezalandırılacak olsanız bile!

Yayın Yönetmeni – Editör – Çeviri – Kitap Kapağı

İthaki Yayınları hiç şüphesiz kurgu-fantastik, bilimkurgu kitaplarında öncü yayınevi olma çizgisini hiç bozmadan ilerliyor ve yayınladığı tüm kitaplar, seriler ve seçkilerle bunu okuyucusuyla paylaşıyor. Yayın sorumlusu ve editör olarak karşımıza çıkan Alican Saygı Ortanca bunda büyük pay sahibi. İlgi çekici kapak tasarımları ve düzenlemelerle Hamdi Akçay gayet başarılı. Seda Çıngay Mellor’un çevirisi ile biz okuyucularla buluşan kitap mitoloji ve fantezinin birleştiği noktada hiç de karmaşıklaşmıyor, aksine son derece anlaşılır.

Ben, Kirke

Yazar: Madeline Miller
Yayınevi: İthaki Yayınları
Türü: Mitoloji-Fantastik
Çeviri: Seda Çıngay Mellor
Yayın Tarihi: Eylül 2019
Sayfa Sayısı: 404

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın