Geçtiğimiz zamanlarda True Detective’in 2 bölümünün de yönetmenliğine üstlenen John Crowley son yapımı Brooklyn ile karşımıza çıkıyor. Is Anybody There, Intermission, Boy A filmlerinden de tanıyabileceğimiz yönetmen Brooklyn ile Oscar’da En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Uyarlama Senaryo dalında aday olarak adını duyurmayı başardı. İlk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yapan film, birçok eleştirmenin gönlünü fethetmiş durumda. Colm Toibin’in romanından uyarlanan Brooklyn’in senaryosunu ise Nick Hornby üstleniyor.

Eilis (Saoirse Ronan), İrlanda’da annesi, ablasıyla birlikte yaşamaktadır. İrlanda’da var olan imkanlar yüzünden herhangi bir eğitim almamaktadır. Bazı günler çalıştığı bir dükkan vardır ve patronu günümüzde birçok insanın korkulu rüyası haline gelmiş olan patron profilinin birebir aynısıdır. Ablası gidişata dur demek ister. Eilis’i bir tanıdığının yardımıyla Amerika’ya yollamaya karar verir. Eilis bu durum karşısında çok mutlu olur. Bir işe sahip olacaktır; belki de gerçek bir hayata.

Amerika’ya gittikten sonra alışma süreci Eilis’i biraz zorlar. Sürekli ailesine ve İrlanda’ya karşı bir özlem duymaktadır. Amerika, İrlanda kadar kolay bir yer de değildir. Fakat buradaki düzeni zamanla daha çok sevmeye başlar. Zorlukların yanında hiç düşünemeyeceği kolaylıklar ona birçok fırsat sunar. Ailesinin tanıdığı olan Peder’in (Jim Broadbent) yardımıyla da bir kolejde eğitim almaya başlar. Ablasının mesleğini yapmak istemektedir. Hayatı tam belli bir düzene oturuyorken Tony (Emory Cohen) adında bir erkekle tanışır ve ileride kalacak olduğu asıl ikileminin altındaki en büyük sebebiyle karşı karşıya kalırız.

Brooklyn’i bir türe yerleştirmemiz gerekirse sadece ”aşk filmi” kategorisine koymak haksızlık olacaktır. Filmde genç bir kadının yerinden yurdundan ayrılıp büyük bir ülkeye gelmesi -köyden indim şehre misali- ve eskiye kıyasla hayatındaki detayların baştan sona değişmesi başlı başlına başka bir hikayedir. Fakat Eilis’in hikayesinde bizi ilgilendiren asıl süreç Amerika’ya alıştıktan sonraki sürecidir. Film boyunca duyduğumuz İrlanda, sadece doğduğu yer olduğu için bu kadar çok anılmamaktadır. Eilis’in karşısına çıkacak olan soru için ön hazırlıktır: İrlanda mı Amerika mı?

Son zamanlarda revaçta olan dönem filmleri arasına 1950’lerde geçen Brooklyn de giriyor. O dönemin kendine has Amerikan kadınlarının filmde ön plana çıkması oyunculuk konusunda da çıtayı yükseltmelerine sebep oluyor. Mad Men’den hatırlayabileceğiniz Jessica Paré dahi filmin bir kısmında yer alıyor. Başrolde yer alan ise 21 yaşındaki güzel oyuncu Saoirse Ronan; filmdeki doğal haliyle Oscar’da aday olduğu En İyi Kadın oyuncu kategorisinde ödülü birçok isimden daha çok hak ediyor. İleride ismini sık sık duyacağımıza eminim. 25 yaşındaki diğer genç oyuncu Emory Cohen

Oyunculuk ve sanat yönetmenliği alanında Oscar’da birçok filmden önde olan Brooklyn, senaryo kısmında biraz zayıf kalmıyor desek yalan olur. Fakat izlerken hiçbir kopukluk yaşamayacağınızdan eminim. Son olarak filmin müziğine de dikkat etmenizi öneririm.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın