Search
EKİBİMİZ
porno izle- Canlı Bahis Siteleri- canlı casino siteleri- ngsbahis yeni giriş- enbet giriş adresi-

Hüznün Çiçeği: Suna Ablanın Hikâyesi

Rengarenk açan eşsiz güzellikteki hüznün çiçeklerini bilir misiniz? Diğer çiçekler güneşe bakarken, onlar toprağa bakarak büyürler. Ama o kadar ihtişamlıdırlar ki, gözlerinizi alamazsınız. O kadar nadir bulunurlar ki, aramakla bulamazsınız. Ve bir o kadar da güçlüdürler. Soğuk iklimin altında toprağa sıkı sıkı tutunur, her baharda yeniden yeniden büyülerler sizi.

Bu gün, bu çiçeklerden birinin hikâyesini anlatacağım size. Farklılığı ve hüznüyle, her baharda yeniden açan bir kadını. Huysuz ve tatlı…

İlhami Bey’in kısacık ömrünün trajedisiyle başlar onun hikâyesi. Harbiye’ye giden İlhami Bey, attan düşüp kalça kemiğini kırdığında henüz 20 yaşındadır. Tedavi edilemez, kemiği yanlış kaynar, en nihayetinde gencecik yaşında yatağa mahkûm olur. 25 yaşına geldiğinde komşusu Hadiye Hanımla evlenir.1 Yatağa mahkûm bir eşle neden evlenir Hadiye Hanım, neden evlendirilir, bilinmez. Belki de en güzelini ummak düşer bize sadece.

Bu evlilikten kısa bir süre sonra başlar işte onun hikâyesi. 24 Ekim 1933 tarihinde, İstanbul’da, İlhami Bey ve Hadiye Hanım’ın kızı olarak açar gözlerini dünyaya. Adını babası koyar: Adile Suna. 2

Doğumundan 7 ay sonra yetim kalacağından habersizdi Adile Suna. Annesi gibi tiyatroya âşık olacağından, daha çocukken okulu bırakıp sahne tozunu yutmaya başlayacağından habersizdi.1 Genç yaşta, adıyla özdeşleşecek ankilozan spondilit isimli romatizmal bir hastalığa yakalanacağından, dinmek bilmeyecek ağrılardan 3 habersizdi. Ama aynı zamanda iki büklüm olacak bedenine rağmen hayatını istediği gibi yaşayabilecek kadar dik duracağından da habersizdi. Aynı sahneyi paylaştığı oyuncu arkadaşının, repliğini yarıda kesip kendisine evlenme teklifi edeceğinden, böylece, 31 yaşındayken hayatının tek aşkı olan dekorcu, rejisör, oyuncu ve gazeteci Ergun Köknar’la evleneceğinden habersizdi.4  Çocuğunu doğurmak için doktorların iznini alamayacağından; ancak tüm risklere meydan okuyup çok güzel bir oğula, Ali Sait Köknar’a sahip olacağından habersizdi.1 Defalarca ameliyat olup, pek çok organının alınması gerekeceğinden ve bunu gün gelecek “Yavaş yavaş tüyüyoruz hapishaneden. Hafifledim.” 7 diyerek anlatacağından habersizdi. Kısacası, trajik hiçbir şeyin onu yıldıramayacağından, her şeye rağmen gülmekten ve güldürmekten asla vazgeçmeyeceğinden habersizdi.

En önemlisi, adını silinemez bir kalemle Türk tiyatrosu tarihine ve seyircisinin yüreğine kazıyacağından habersizdi Adile Suna. Ya da kazıdığı o kocaman harflerle SUNA PEKUYSAL. Nam-ı diğer Suna abla…

***

Çocukluğu annesinin amatör olarak tiyatro oynadığı Cağaloğlu Halkevi’nde geçer Suna Pekuysal’ın. İstanbul Belediye Konservatuarı, Şan ve Bale Bölümü’nde öğrenim görürken ve henüz on üç yaşındayken, Ferih Egemen tarafından, Darülbedayi Çocuk Tiyatrosu’na seçilir. Şehir Tiyatrosu’nda geçecek 54 yıllık bir hikâyenin ilk adımları atılmıştır böylece. Dâhil olduğu ilk oyun ise 1949 yılında sahnelenen Kadri Ögalman’ın “Artist Aranıyor” temsilidir.1 Bundan üç yıl sonra drama bölümüne geçer ve kendi deyişiyle, bir daha da inmez sahneden.4 Ancak geriye dönüp baktığında şöyle der Suna abla:

“Çocukluğumu yaşamak isterdim. Rahmetli anacım da oyuncuydu. Hep provalara giderdim, tiyatro mikrobunu ondan aldım. Okulu yarıda bırakıp başladım çalışmaya. On üç yaşındaydım. Çalışmaya başladığın gün çocukluğunun bittiği gündür.” 5

“Gelin” dikkatleri üzerine çektiği ilk temsil olur. Rolünün açıklandığı gün, repliklerini yazmak için büyük bir defter alır kendisine. Ancak görür ki dört kelimeden oluşan tek cümlesi vardır oyunda: “Affedersiniz efendim geçiyordum da…’’ Öte yandan, ertesi gün gazete eleştirilerinde görecektir ki, bu dört kelimelik repliği ile oyunun en beğenilen, en gerçekçi yüzü olmayı başarmıştır.6

O kadar büyük bir aşk ve istek vardır ki yüreğinde, rolü olmasa dahi, tüm oyunları ezberler ve sürekli sahneye yakın olmak ister. Bu nedenle üstatları ona isimler takarlar: Kulis faresi, prova cadısı, sahne canavarı bunlardan bir kaçıdır sadece. Yeteneği, çabası ve aşkı elbette ki ona istediğini sunacak; hayatı boyunca 250’den fazla temsilde rol alacaktır Suna Pekuysal. On dört yıl boyunca Lüküs Hayat Opereti’nde sergilediği performansının ise yeri asla doldurulamayacaktır. 1

“Ben istediklerimi, düşündüklerimi, rüyamda dahi gördüklerimi… Hepsini oynadım.” 7

***

Yalnızca ilk aşkı tiyatroyla da kalmaz Suna Pekuysal. Sinemanın henüz siyah beyaz olduğu dönemden itibaren pek çok filmde, sıklıkla, evin hizmetçisi, eğlenceli arkadaş-kız kardeş, konağın sert ama altın kalpli sakini gibi rolleri üstlenmiştir.8 Bu gün bir çırpıda saydığımız Yeşilçam aktrislerinin neredeyse hepsi başrollerde oynamışken, o aynı sevgi ve saygıyı ikincil rolleri oynayarak kazanmayı başarmıştır. Hepimizin ilk anda aklına gelen Kel Oğlan serisi başta olmak üzere, sanat hayatına sığdırdığı 100’e yakın film olması 2 bu gerçeğin en net göstergesidir belki de.

Öte yandan, 1962 yılında çekilen ve senaryosunu Suavi Sualp’in yazdığı “Neşemizi Bulalım” adlı filmde yaşadığı kazanın, peşini asla bırakmayacak olan romatizmal hastalığını da olumsuz yönde etkilemiş olabileceği düşünülmektedir. 6  Ancak Suna Pekuysal, bu hastalığın onda yarattığı zorlukları bile “Benim bir şeyim yok ki, size olan sevgimden ve saygımdan böyle yürüyorum.” 9 diyerek göğsünde yumuşatabilecek kadar güçlü ve güzeldir.

***

Yüzlerce oyunun kâfi gelmemesi gibi yüzlerce film de yetmemiştir Suna Pekuysal’a. Televizyon ekranlarında da nevi şahsına münhasır rollerle evlerimize ve yüreklerimize konuk olmuştur. Süper Baba, Yasemince, Ekmek Teknesi ve Yeter Anne rol aldığı dizilerden birkaçıdır yalnızca. 10

***

Tüm bu özveriye rağmen, gün gelecek Suna ablayı da üzeceklerdi. “Ekmeğim, suyum, aşım, havam, her şeyim tiyatro.” 11 diyen Suna ablayı, 24 Ekim 1998 tarihinde 2, yaş haddinden dolayı, bir ömür verdiği tiyatrosundan emekli ettiklerinde 6 çok kızar, çok öfkelenir. “Tamam beni emekli ettiniz, güzel. Ama beni siz bu kapıdan gönderirsiniz, ben bacadan yine girerim. Tiyatromdan ayrılmam. Sanatçının emeklisi olmaz, ben ancak sahnede ölebilirim. Bu iş bu kadar!’’ der. 1 Gerçekten de bu emeklilik onu durduramaz: Şehir tiyatrolarında ve televizyon dizilerinde konuk oyuncu olarak rol almaya devam eder.

Ta ki, o zaman dek…

***

Tıpkı babası İlhami Bey gibi, kalça kemiğini kırdığı için yatırıldığı hastaneden, 22 Temmuz 2008 tarihinde acı haber gelir. Adile Suna, Suna Pekuysal, nam-ı diğer Suna abla başka diyarlara göç etmiştir.

***

Ancak Suna abla, gözlerini hayata ilk açtığı zamanki gibi, o gün de olacaklardan habersizdi. Bir hüzün çiçeğinin sihrine bir kez yakalanınca, onun renklerini unutmanın imkânı olmadığından habersizdi mesela. Ya da gidişinin ardından dokuz yıl geçtikten sonra bile, bizdeki sevgisinin hiç azalmayacağından habersizdi. Siyah-beyaz filmlerini, dizilerini, onunla ilgili bulabildiğimiz her şeyi bu kadar çok seveceğimizden, hala onunla gülebileceğimizden habersizdi. Dahası, her daim, tiyatro sahnesinin bir köşesinde, kuliste ya da perdenin içinde gizlendiğini ve tiyatrosunu asla terk etmediğini bileceğimizden habersizdi.

En önemlisi, onu bu kadar özleyebileceğimizden habersizdi.

Sevgi, saygı ve her şeye inat içten bir tebessümle…



İnsan türünün, türünü pek de sevmeyen, 1989 Bursa doğumlu bir üyesi. Uludağ Üniversitesi'nde sosyal psikoloji doktorantı. Genel olarak psikoloji ve edebiyatı, boş zamanlarında ise kedileri sevmekle meşgul. Çok meşgul. Önünü alamıyor.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.