implant dis fiyatlari
Search
EKİBİMİZ
bursa escort - bursa escort

Hayat Karşısında Bir Kalem Savaşçısı: Peyami Safa

“Benim şuurum bir facia atmosferinde doğdu.”

Yoksulluk ve bilhassa hastalık problemi ile hayatı boyunca mücadele eden Peyami’ye hayat, yegane şansı doğuştan bahşetmiştir. O, Muallim Naci tarafından “şair-i mâderzâd”(anadan doğma şair) olarak nitelendirilen şair İsmail Safa‘nın oğlu olarak dünyaya gelir. İsmi de yine bir şair olan Tevfik Fikret tarafından konulmuştur. Henüz iki yaşındayken babasını ve iki kardeşini Sivas sürgününde kaybeder. Annesi ise çocuklarını alıp İstanbul’a döner. Peyami’ye unutulmaz eserlerini yazdıracak olan şartlar yavaş yavaş tamamlanmaktadır.

“Belki bütün kitaplarımı dolduran ‘bir facia beklemek vehmi’ ve yaklaşan her ayak sesinde tehlike sezmek korkusu böyle bir başlangıcın neticesidir.”

Peyami, zor şartlarda hayatını devam ettirebilmek için kendisine kazanç kapısı olarak yine zor bir meslek seçmiştir: Yazarlık! Başka geliri bulunmadığından sürekli yazmak zorundadır. Neredeyse döneminde çıkan bütün dergilerde onun imzası bulunmaktadır. Hem bu kadar çok yazmak zorunda olması hem de kendisinde doğuştan var olan merak duygusu, edebiyat dışında psikoloji, felsefe, pedagoji en mühimi de tip alanında uzmanlık derecesinde donanım sahibi olmasına vesile olmuştur. Annesi Server Bedia Hanım oğlunun kitaplara çok düşkün olduğunu, bir ara tıp ilmine merak saldığını ama yazarlığını tercih ettiğini söyler. Geçinmek için başka imkanının bulunmayışı onu çok yazmaya mecbur etmiştir. Halkın severek, ilgiyle takip ettiği Server Bedi müstear ismiyle yazdığı Cingöz Recai serisi de bu ihtiyaçtan doğmuş olsa bile onu edebiyatımızda (neredeyse) ilk polisiye yazarı yapmıştır.

Necip Fazıl’in onun hakkında yapmış olduğu tespit onun edebi yönünü net bir şekilde özetlemektedir:

“Dostum Peyami Safa çeşitli mahsuller veren bir tarladır. Onda sadece adi ve beylik çiçekler yetiştiren küçük bahçenin dar sınırları dışında bir şey vardır. Onda hem katırların yemesine mahsus yabani otlar, hem de ceylanların emmesi için baharlı filizler bir arada.”

Onu dokuz yaşında yakalayan ve on yedi yaşına kadar ıstırap çekmesine neden olan sağ kolundaki mafsal iltihabı, uzun süren tedavi süreci ve kolunu kaybetme korkusu da Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanına temel kaynak oluşturmuştur. Kendisi bu hastalığını, çocukluktaki yaramazlık ve boks merakına bağlar. Ibtidai mektepte okurken, boks merakı yüzünden birçok kere kendisinden yaşça ve cüsse olarak büyük olan Arnavut Recep adında bir çocukla kıyasıya mücadele eder.

“Yabancı dillere de tercüme edilen küçük bir romanımı yazan benim ama, galiba yazdıran Arnavut Recep’tir.”

Bir zamanlar çok yakın oldukları Nazım Hikmet, kendisine ithaf edilen bu roman için şunu diyerek metheder:

“Ben Peyami’nin bu son romanını üç defa okudum. Otuz defa daha okuyabilirim ve okuyacağım.”

Ahmet Hamdi Tanpınar ise, Görüş Dergisinde çıkan yazısında edebiyatımızın o günlerdeki uyuşuk havası içinde nasıl olup da böyle bir roman yazılabildiğine hayret ettiğini yazar.

Yazdığı bir romanı ithaf edecek kadar samimi olduğu Nazım Hikmet ile fikir ayrılıklarına rağmen birbirlerinin sanatsal yönlerini desteklemişlerdir. Fakat fikir ayrılığı bu dostluğa fazla bir ömür vermeyecektir. Peyami’nin “Ben demokrasi durağına kadar seninle beraberim ondan sonra Allah’a ısmarladık” sözü de bu ayrılığın habercisidir. Hakaret boyutuna varan bir kalem tartışmasıyla sonsuza kadar bu arkadaşlık noktalanır. Onun Nazım’a duyduğu öfke, kendisinin keşfedip elinden tuttuğu Cahit Sıtkı Tarancı‘yı sırf Nazım’a övgü içerikli şiir yazdığı için silmesine sebep olmuştur.

Bir dönem de Necip Fazıl ile dostlukları olmuş fakat bir intihal iddiası üzerine mahkemelik olacak kadar ileri giderek bu dostluk da bozulmuştur. Buna rağmen birbirleriyle tekrar barışmışlar. Hatta Necip Fazıl daha önce annesinin ölümünde yakın arkadaşına destek olduğu gibi, oğlu İsmail Merve’yi genç yaşta kaybedince de yine onun yanında olmuştur.

Peyami Safa’nın diğer romanlarında da otobiyografik özellikler görebilmemiz mümkündür. Özellikle Bir Tereddüdün Romanı adlı eserinde yer alan Mualla isimli karakter, ‘Bir Adamın Hayatı’ isimli hikayenin yazarı ile tanışır. Yazar tarafından beğenilerek evlilik teklifi alır. Aynı yazardan Vildan karakteri de bir oyun tercümesinin yayınlanmasında yardımını ister.

Gerçekte de Nebahat Hanımla tanışması romandaki bu sahneye benzerlik gösterir. Nebahat Hanım bir gün Peyami’nin gazetesindeki odaya gelerek edebiyat sayfası için bir hikaye getirdiğini söyler. O günden sonra aralarında bir ilişki başlar ve nihayetinde nişanlanırlar. Nişanlılık döneminde Peyami bir gün nişanlısına ait bir kitabın arasında Nebahat Hanım’ın reçetesine rastlar. Geniş tıp bilgisi sayesinde bu reçetenin bir tür sinir hastalığı için yazıldığını anlar. Fakat ümit verdiği genç nişanlısını yarı yolda bırakmanın doğru olmayacağına inanarak onunla evlenir. Bu evlilikten de İsmail Merve adında bir oğulları dünyaya gelir. Ne var ki Peyami bu evlilikte beklediğini bulmak şöyle dursun, daha fazla stres ve sorumluluk altına girmiştir. Eşi gittikçe ondan uzaklaşır ve ilerleyen zamanlarda felç geçirir. Peyami eşini tedavi ettirebilmek için elinden gelen tüm imkanları değerlendirse de bu hastalık tamamen psikolojiktir.

Peyami Safa’nın konu olarak en ilginç ve metafizik eğilimli romanı Matmazel Noraliya’nın Koltuğu isimli romanıdır. Onun madde aleminden metafizik konulara yönelmesini herhalde merakına ek olarak, yaşadığı şartlardan huzursuz olan bir ruhun sancısı, kaçış yolları araması olarak da algılayabiliriz. Fakat ondaki metafizik anlayışı Necip Fazıl gibi tasavvuf kaynaklı değil, batı kaynaklıdır. Bu kitabı yazmadan on iki sene evvel baba tarafından Türk, asıl adı Nuriye olan 80 yaşındaki kadınla Büyükada’da tanışır. Hem Fransızca hem de Türkçeyi ileri derecede güzel konuşan Nuriye, sevdiği gençle evlenemeyince hayata ve insanlara küserek kendini eve kapatmıştır. Tanıdığı bu hanımdan etkilenen Peyami, ilgi duyduğu ispritizma ve metapsişik mevzularla alakalı bilgi birikimi ile birlikte kurgulayarak bu romanını meydana getirmiştir.

Onun yazdığı tüm romanlarda kendi hayatından, fikirlerinden ve acılarından izlerle karşılaşmamız mümkündür. Kendisini yazmaya programlamış bir yazarın elbette ki eserleri de onun yaşamına dair bir kaynak niteliğinde olacaktır. Eserlerinin peşinden adım adım gittiğimizde her kelimenin altından Peyami’nin dramı çıkar karşımıza.

Hayat, Peyami’den aldıkça o çoğalma yolunu bulmuş, facia atmosferinde doğan şuurunu aynı atmosferi aydınlatmak yolunda kullanmayı başarmıştır. Bunu yaparken de tek vasıtası kalem kuşanmak olmuştur. Ömrünü yazarak yaşamış, kalemiyle hayata karşı savaş vermiştir.




3 thoughts on “Hayat Karşısında Bir Kalem Savaşçısı: Peyami Safa

  1. Bahargok1990@gmail.com'Bahar

    Peyami Safa’yı sevmeme ve tanımama vesile olan yazar’ımız Songül Hanim’a çok teşekkür ediyorum. 🙂

    Reply
    1. Bahargok1990@gmail.com'Bahar

      Peyami Safa’yı sevmeme ve tanımama vesile olan yazar’ımız Songül Hanim’a çok teşekkür ediyorum. 🙂

      Reply
  2. Zergn@hotmail.com'Zeynep Ergin

    Bilgi dolu olduğu kadar akıcı bir yazı olmuş. Yazarın çok yönüne değinmiş olmanız çok güzel. Bende Peyami Safa merakı uyandırdı. En kısa zamanda bir eserini okuyacağım. Teşekkürler.

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.