1882 yılında dünyaya gelen Halide Edip Adıvar’ın hayatı zor bir yaşam örneği sayılır. Küçük yaşta annesini kaybetmesi, babasının birden fazla kadınla evlenmesi, okul değiştirmesi, yabancı okullarda tek Müslüman çocuk olmanın getirdiği zorluklarla baş etmeye çalışması gibi bir çocuğun hayatını derinden etkileyecek onlarca sıkıntıyla karşılaşmıştır. Çocukluğunun Osmanlı’nın dağılma dönemine denk gelmesi de ayrıca olumsuz etkilemiş, onun edebi yönelimini de belirleyen bir etken olmuştur. Hayatında olumlu şeyler de yok değildir. Anneannesinin evini sevmiş, onu ve dedesini sevmiştir. Ancak onların evinde de kendini yalnız hissederek içine kapanmıştır. Lalasının yanında kalması ise onun sanatsal kişiliğini geliştirmesine yardımcı olmuştur.

Eğitimi için 1901 yılında Üsküdar Amerikan Koleji’ne gitmiş, babasının desteği ile Rıza Tevfik, Salih Zeki gibi önemli hocalardan felsefe, sosyoloji, matematik dersleri almıştır. Kendi kendini geliştirmek için de çaba harcayan Halide Edip iyi bir eğitime sahiptir. İngilizceyi çok iyi öğrenmiş ve Arapça dersleri de almıştır.

1917 yılında müfettişlik görevinde bulunmuş, 1918-1919 yılları arasında Darülfünun’da Batı Edebiyatı Profesörü olmuştur.

Halide Edip, karışık bir dönemin sanatçısıdır. Devletin zor zamanlarında mitingler yaparak halkı bilinçlendirmeye çalışmıştır. İstanbul’un işgali sıralarında izlendiğini anlamış, Kurtuluş Savaşı sırasında cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmıştır. Bir sivil olmasına rağmen Onbaşılıktan başlayıp Başçavuşluğa kadar yükselen ilk Türk kadınıdır. Ayrıca Anadolu Ajansı’nın kurulmasına yardımcı olmuş, gazetecilik de yapmıştır.

Yazarlığa başlaması ise II. Meşrutiyet ile birliktedir. Yirmi bir roman, dört hikâye kitabı, iki tiyatro oyunu ve inceleme yazılarından oluşan eserleri arasında en çok bilinen eseri Sinekli Bakkal isimli romanıdır. Eserlerinin çoğunda mesajlar bulunur. Kadın eğitimi ve toplum içindeki yeri, kadın hakları, vatan sevgisi, milli duygular gibi konuları uzun uzun işlemiş, kadın haklarının savunuculuğunu yapmıştır. Eserlerinin bir kısmı sinema filmleri ve televizyon dizilerine konu, bazen de senaryo olmuştur.

1923/26 yılında kocası ile birlikte yurt dışına çıkmış, 1938 yılına kadar farklı ülkelerde çeşitli görevler yapmıştır. 1932 yılında Amerika’da Colombia, Yale, İllinois, Michigan üniversitelerine; İngiltere’de Cambrigde, Oxford üniversitelerine; Fransa’da Sorbonn üniversitesine konferanslar vermek üzere çağrılmış, Türk kültürünü kamuoyuna duyurmak ve Türkoloji alanında dünyayı aydınlatmaya çalışmıştır. 1935 yılında Gandhi zamanında, Delhi Üniversitesi tarafından konferanslar vermesi için Hindistan’a çağrılmıştır.

1939 yılında İstanbul Üniversitesinde 10 yıl boyunca İngiliz Edebiyatı Profesörlüğü yapmıştır. Daha sonra 1950-1954 yıllları arasında İzmir Milletvekili olarak meclise girer. Bir dönem milletvekilliği yaptıktan sonra eski görevi olan profesörlüğe tekrar atanmış ve hayatının sonuna adar bu görevde kalmıştır. 1964 yılında da vefat etmiştir.

Halide Edip’in Eserleri

Halide Edip, Ateşten Gömlek ve Vurun Kahpeye adlı romanlarıyla Anadolu’ya açılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Anadolu’nun çeşitli sorunlarını yansıtan bu iki romandan sonra, Zeyno’nun Oğlu ile Doğu Anadolu’ya, Diyarbakır’a değin uzanır. Dönen Ayna’da ise Anadolu’yu, köylü ve İstanbullu karşılaştırmasını buluruz. Halide Edip’le bütün olan Sinekli Bakkal ve Tatarcık da töre romanları olarak dikkati çekerler. Romanlarının baş kişilerini genellikle, güçlü, sırasında erkeklere egemen olan kadınlardan seçen Halide Edip’in değişik konulu romanları; Handan, Seviye Talip, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu, Yolpalas Cinayeti, Sonsuz Panayır, Dönen Ayna, Hayat Parçaları, Çaresiz, Kerim Usta’nın Oğlu, Son Eseri ve Akile Hanım Sokağı’dır.

Halide Edip ve Mensur Şiir

Halide Edip milli çalışmalarıyla tanınıyor olabilir. Ancak ilk roman ve hikâyelerinde kadın ve genç kız psikolojisi üzerinde durmuştur. Daha sonra doğu kadının duygusal inceliğini yansıtan yanlarından, batı felsefesini dogmatik olarak içinde duyan ve yaşayan Anadolu kadının yaşantısını kapsayan yazılara doğru değişim göstermiştir.

Harap Mabetler’de Halide Edip genç kız psikolojisi üzerinde durmuştur. Lirik bir eser olup süslü bir üslubu vardır. Bu eseri iki kısımdan oluşur. Birinci kısımda mensur şiirleri ikinci kısımda da hikâyeleri yer alır. Her iki kısımda da Halide Edip’in genç kadın dünyasını nasıl yansıttığını görürüz. Bu yazıda iki örnekten yola çıkarak Halide Edip‘in mensur şiirlerde izlediği yolu anlamaya çalışacağız.

Harap Mabetler‘in ilk metni aynı isimde olan Harap Mabetler‘dir. Halide Edip çocukluk mabedine hitap ederek başlıyor mensur şiirine:

“Çocukluk mabedimiz! Bulutlarla süslü mavi kubbesi, ruhumuzun bütün yakarışlarına titreyerek, parıldayarak bildik çıkan, yıldızdan kandilleri, acı ve umutlarımızı kanatlarında taşıyan, evrene ninni söyleyerek boşlukları durup dinlenmeden dolaşan rüzgârları, sonsuz yeşil ormanlardan direkleri, engin denizlerin çağıltısından ahenkli ilahileri olan mabet! Çocukluk mabedimiz!”

Az kelimeyle çok anlam ifade etmeye çalıştığını gördüğümüz bu giriş kısmında çocukluk mabedinin nasıl bir yer olduğunu betimlerken bir taraftan da çocukluğun masumiyetini vurgulamıştır yazar. Çocukluk mabedi dediği yer aslında öyle özel bir mekân değildir, okuyan herkese tanıdık gelecek olan doğa, tabiat, evren, hayattır. Dünya aynı dünyadır, evren aynı evrendir. Farklı olan ise aynı evrene başka kişilerin bakmasıdır. Yazar bütün bunları çocukken büyüleyici, güven verici bulmuş, yetişkin bir birey olduğunda değişimi fark etmiş ve çocukken gördüğü, bildiği, kabul ettiği haline özlem duymuştur.

Halide Edip Adıvar oldukça uzun cümlelere yer vermiştir. Bunu yapmasındaki amacının okuyucuyu etkilemek, cümlenin başladığı yer ile bittiği yer arasında anlatılanları bütünüyle hissettirmek olduğu varsayımında bulunabilirim. Çünkü bu uzun olan ilk ve son cümlesi değildir. Mensur şiir olduğu için biraz sanatsal olarak zenginleştirmek amacıyla bu tarz bir yola hemen her yazar tarafından başvurulabiliyor. Ancak çoğunlukla lirik eserlerde karşılaşılan bir durum olduğunu da belirtmek gerekir.

Parçada romantizmden izler görmek mümkün. “Hani Cumhuriyet dönemi sanatçısıydı Halide Edip Adıvar?” diye düşünenler olabilir. Ancak dediğim gibi Halide Edip‘in ilk roman ve hikâyeleri kadın psikolojisini yansıtan bireysel eserler olmuştur. Daha sonra aynı psikolojiyi Anadolu kadınını tasvir etmek için de kullanmıştır tabi.  Halide Edip bu parçada derinliği yaratmak, duygu yoğunluğunu arttırmak için bazı ifadeler kullandığını görebiliyoruz. “Tanrının Kızgınlığı” buna en açık örnek olabilir. Bununla birlikte parçada karanlık bir hava hâkimdir. Zaman zaman aydınlıktan söz ederek tezatlık oluştursa da geceyi sever, ondan “güleç” diye söz eder. Uğradığı hayal kırıklığını ifade ederken büründüğü karamsarlık da metinde karanlık bir hava yaratmasını sağlamıştır. Ahmet Haşim‘e benzer bir sanat üslubu olmadığı anlaşılabilir, ancak yine de onun gibi soyutluktan, renklerden yararlanmıştır.

Ey Ana Toprağı başka bir örnek olup Harap Mabetler‘den başka bir havaya sahiptir. Burada tanıdığımız, bildiğimiz Halide Edip Adıvar’ı daha net görme imkânımız vardır. Daha vatani duygular ile karşımıza çıkar. Vatan toprağına seslenir, yakarır, vatan toprağın değen düşman ayakları için bir nevi af diler, şehitlere yer açmasını diler.

“Bize dargın mısın, ey ana toprağı? Seni çiğneyip geçen ayakların, seni yaralayıp, tırnaklayıp telvis eden haydut ellerin, senin kemiklerini kemiren hainlerin seyyiatını bu mert, bigünah nesilden sorma!”

Ana toprağı vatan toprağıdır. Vatan ana gibi kucak açar şehidine, askerine. Kültürümüzde annenin yerini sorgulamak, birçok kesime göre günah bile sayılabilir. Anne/ana o derece önemlidir bizde, kutsaldır. Halide Edip de vatanın en zor dönemlerinde onu evlatlarına kızan, küsen ama onları ayırmayan, kutsal bir anaya benzetmiştir.

Bu parçada diğerindeki gibi çok uzun ve derin cümleler görmüyoruz. Burada daha çok kısa ve net, etkileyici cümlelere yer vermiştir. Bir anlamda kısa ve net emirler vererek kendi insanını harekete geçirmek istediğini söyleyebiliriz.

Halide Edip Adıvar‘ın mensur şiirleri tekdüzelikten uzak, şiire ait birçok sanata yer veren ancak nesir sanatını da göz ardı etmeyen, farklı temalarda ve düzenlerde metinlerden oluşuyor. Mensur şiir için seçtiği konuya göre metin düzenini sağlamıştır. Cümlelerin uzunluk kısalığı gibi. Konu ne kadar ciddiyse o kadar ciddi bir üsluba geçiş yapar. Ancak duygu yoğunluğunu her metinde her konuda görmek mümkündür.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın