Das Leben der Anderen gibi kült bir filmin yönetmeni Florian Henckel von Donnersmarck’ın son filmi Never Look Away, 91. Akademi Ödülleri’nde “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Almanya’yı temsil ediyor. Kurt Barnert (Tom Schilling) adında bir sanatçının Doğu Almanya’dan kaçarak Batı Almanya’ya yerleşmesinin ardından yaşadığı travmalara, çocukluğuna, kayıplarına ve en önemlisi sanatçı kimliğine odaklanan Never Look Away izlerken etkisi altında kalabileceğiniz güçlü bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

Alman sanatçı Gerhard Richter’nin hayatından ilham alınan film, Almanya’nın karanlık bir dönemine tekabül ediyor. Sanat ile devlet yönetim biçimlerinin birleştirildiği Never Look Away’i aynı kategoride Polonya’nın Oscar adayı olan Cold War ile benzeştirdiğim birçok nokta oldu. Bir yanda aşk hikayesi üzerinden anlatılan karanlık bir dönem varken diğer tarafta ise benzer kötülükteki şartlar altında şekillenen bir büyüme hikayesi anlatılıyor. İkisinde de sanatla yakın bağlar içerisinde bulunan karakterlerin söz konusu olması sebebiyle izleyiciyi içerisine çeken farklı bir anlatım dili sunuluyor.

İki farklı iktidar arasında geçen bir yaşam ve o yaşamı etkisi altında bırakan vahşet, farklı isimler üzerinden ilerleyerek varlığını devam ettiriyor. Ve tüm bu vahşete rağmen ortada bir demagoji söz konusu dahi olmuyor. Yalnızca bireylere değme anları baz alınıyor. Çok ince bir çizgide ilerleyen bu hassas nokta, filmi kendi türü içerisindekilere kıyasla daha farklı bir yere konumlandırıyor.

Sürekli bahsi geçen “gerçek” kavramı, anlatının asıl meselesinin altını çiziyor. Kurt Barnert karakterinin ve ablasının başından beri peşinde olduğu şey bir nevi hakikatin kendisi. Tıpkı birçok sanatçının hakikate ulaşma çabası gibi. Ve bu hakikat, kendisini gerek siyasi rejim gerekse kısıtlamalar sebebiyle kişilerden kendisini saklamaya çalışırken aksine onların benlikleriyle kurdukları iletişimi destekliyor. Hakikat belki de dünyanın bütün sesini bir kenara bırakıp kulak verdiğimiz o an’larda gizli.

Yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck’ın diğer filmlerinde olduğu gibi başkalarının hayatlarına dokunan diğer hayatları, kalan parmak izlerini tesadüfler üzerinden şekillendiren anlatı yer yer şiirsel detaylarını vermeyi de ihmal etmiyor. Tek karaktere odaklanarak verilen olay örgüsünün yan anlatısında ise birden fazla kişi mevcut. Onları derinlemesine incelememiş olmamıza rağmen birçoğunun kişiliğini zihnimizde canlandırabiliyoruz.

Özetle Never Look Away’in gerek konusu gerekse işleniş biçimi itibariyle Oscar’da güçlü bir aday olduğu kesin. Hikayesinin izleyiciyi etkilememesi, karakterlerle empati kurmamak oldukça güç. Oyunculuk performanslarından özellikle Elisabeth May’i canlandıran Saskia Rosendahl unutulmaz bir performans sergiliyor. Üç saat süren filmin daha uzun sürmesini dahi istiyorsunuz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın