Karla kaplı bir ormanda dolaşan iki geyiğin olduğu huzurlu bir rüya ve iki farklı karakter, Macar yönetmen ve senarist Ildikó Enyedi’nin yeni filmi On Body and Soul’da bir araya geliyorlar. Alışılmadık, duygusuz ve yer yer vahşi olan film, 67. Uluslararası Berlin Film Festivali ‘En İyi Film’ dalında Altın Ayı Ödülü’ne layık bulundu.

Enyedi, 1989 yapımı ‘My Twentieth Century’ isimli başlangıç filmiyle adını duyurmuştu. Bu filmde olduğu gibi sihirli ve gerçekçi bir mizah ile biçimsel şehveti harmanlayan yönetmen, aralarındaki bağı fark ettiklerinde soluğu birbirlerinin kollarında alan iki mezbahane çalışanının tuhaf ilişkisini konu ediniyor. Bunu yaparken de birtakım toplumsal yargıları sezdirmeden filmin bütününe serpiştiriyor.

Beden ve Ruh, maviye çalan ışık altında peri masalını andıran bir ormanın içindeki erkek ve dişi geyiğin karşılaşmalarıyla başlar. Bu düşsel giriş yerini bir anda gündelik yaşamdan sahnelere bırakır. Bir büyükbaş hayvan mezbahanesinde işe yeni başlayan kalite kontrol denetçisi Mária (Alexandra Borbély), gelir gelmez finans müdürü Endre (Géza Morcsányi)’nin dikkatini çeker. Ancak Mária’ya yaklaşması pek de kolay olmayacaktır. Bir hırsızlık olayı nedeniyle başlayan soruşturma sürecinde mezbahaneye gelen psikolog herkese bir önceki gün hangi rüyayı gördüğünü sorduğunda Endre ve Maria’nın aynı rüyayı gördüğü ortaya çıkar. Olayın etkisiyle daha fazla yakınlaşmaya başlayan ikili birbirlerinin bilinmedik yönlerini keşfedecekleri bir öyküye doğru yol alırlar.

Ana karakterler olan Mária ve Endre’nin birinde zihinsel diğerinde ise fiziksel engellerin olduğunu ve bu eksiklerin aralarındaki bağı artırdığını söyleyebiliriz. Filmde Mária’nın geçmişte yaşadığı travmadan kaynaklandığı tahmin edilebilen davranışlarının sebebinden ziyade, benliğinde ortaya çıkan farkındalık duygusu ile sorunlarını aşma sürecine dikkat çekiliyor. Maria daha önce tatmadığı duyguları bilinçli olarak yaşıyor ve öğreniyor. Aşık olduğu ya da olmak istediği adamla aynı rüyayı görmesi ise bunlar için sadece bir başlangıç.

Romantik dram türündeki film, ana karakterler iki kişi olmasına rağmen birine odaklanıyor. Çoğunlukla Mária’nın geçirdiği değişim gündemde iken Endre’nin de günlük yaşamından kesitlere fizik boyutu vurgulanarak değinilmiş. Mária, kalite kontrolcü olarak çalıştığı işinden sonra kendi dünyasına çekildiği sırada gün içinde Endre’yle içinde bulunduğu diyalogları tekrar ederken bir yandan da kendisini keşfe çıkıyor. Mezbahadaki sahne ve diyaloglarla toplumun cinsiyetçi zihniyetine çok dolaylı göndermeler yapılmaya çalışılmışsa da filmin bu konuda beklentiyi karşılamadığı söylenilebilir

Film cinsel anlamda hayatla barışık bir ilişki dramasının yanında bunun zıddı mezbahanede geçen sahneleriyle gün yüzüne çıkardığı gerçeklik karmasıyla seyircisini şaşırtıyor. Kendine özgü duruşu bakımından bulunduğu kategoride yeni bir sayfada değerlendirilmeli. Filmin müzik yönü baskın değil, ruhsuz dokusunun aksine dokunaklı bir şarkıyla duygusal canlılık sağlama çabasına girilmiş. Laura Marling’in seslendirdiği What He Wrote görevini yapıyor ve geçtiği sahnedeki duygu durumunda can kurtaran rolünü üstleniyor.

Beden ve Ruh, hayatın soyut ve somut iki farklı yönünü düzgün bir ışıklandırma ve kadrajla yansıtıyor. Bunu yaparken çekimlerde kullandığı yöntemler vermek istediği mesajın alıcıya ulaşmasında etkili. Ancak senaryo yönüyle ele aldığı konunun önemini tam vurgulama konusunda ürkek davrandığı söylenilebilir. On sekiz yıl sonra yeni filmi için kolları sıvayan yönetmen Ildikó Enyedi, kazandığı ödüllerle dünyaca kabul görmüş görünüyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın