Dünya prömiyerini Locarno Uluslararası Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise Adana Film Festivali’nde gerçekleştiren Sibel, gerek konusu gerekse oyuncu kadrosu ile yılın en dikkat çeken yerli filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Adana Film Festivali’inde En İyi Film de dahil olmak üzere üç ayrı dalda ödül kazanmasının ardından birçok sinemasever tarafından film merakla bekleniyordu. Birçok uluslararası festivalde gösterim hakkı ve ödül kazanan Sibel güçlü bir kadın profilini merkeze alıyor. Yönetmenliğini uzun süredir birlikte çalışan Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti’nin yaptığı film özellikle Damla Sönmez’in oyunculuk performansı ile akılda kalıcı bir yere sahip oluyor.

Sibel, çocukluğunda geçirdiği bir hastalık sonrasında tek kelime dahi edememiş, dilsiz olarak yaşamına devam etmiştir. İletişimini ıslık dili, halk dilinde bilinen tabiriyle kuş dili ile sürdürmeye çalışır. Konuşamıyor oluşu sebebiyle köylüler tarafından lanetli bir imge olarak görülmektedir. Kendisini onların gözünde temize çıkarabilmek için, uzun süredir köy halkının dilinde olan kurdu bulmaya adar ve böylelikle onu öldürerek uğursuz biri olarak görülme durumundan kurtulacağını düşünür. Sibel’in kendini gerçekleştirme isteği kurt ile örtüşmektedir. Kurt bir imge olarak sunulurken sonrasında Erkan Kolçak Köstendil’in canlandırdığı Ali karakteri olarak karşımıza çıkar. Öte yandan bu bağlamda zaman ilerledikçe kurdun bizzat Sibel’in kendisi olduğu çıkarımı da yapılabilir.

“Hepsine sus payı veremiyorum
Ağızları torba değil düzemiyorum
Onlar gibi kolayca üzemiyorum
Biraz uyuyorum sabahına düzeliyorum
Gel bi de bana böyle insan ol
Barikatları kaldır öyle deli ol
Sevgini versen biraz içi gidiyor
Rujumun rengine benim acı veriyor”

Film, size başlangıçta dert edindiği meseleleri bazı noktalarda dozajını arttırarak belli ediyor. Ancak sonrasında bu durumu kotararak toparlıyor ve ince dokunuşlarıyla sizde çok farklı duygular bırakabiliyor. Bazı filmler bittikten sonra dahi sizinle birlikte devam eder. Sibel de benim için benzer hisleri yaşattı. Özellikle sonunda rap dünyasında son yıllarda yükselmeye başlayan Pi’nin film için hazırladığı “Sus Payı” şarkısı finalde deneyimlediğimiz hissin üzerine eklenerek garip bir deneyime dönüşüyor. Şarkı sözlerinin filmi özetlediği yadsınamaz bir gerçek.

Annesini yıllar önce kaybeden, babası ve kardeşiyle birlikte yaşayan Sibel’in rol modelinin bir anne olarak olması beklenir. Ancak kurdu bulmaya kafasını takması sebebiyle gece-gündüz onunla ilgilenmektedir. Ali’nin de ortaya çıkışıyla birlikte evdeki aksamaya başlayan düzen babası tarafından olumsuz karşılanır. Yaygın bir düşünce olan ev işlerini kadınların yapma sorunsalı, burada evin dışına dahi taşarak köy halkına kadar ulaşır. Köy halkı bazı açılardan tipik bir Türkiye modelidir. Sibel’in kendi içerisinde gerçekleştirmeye çalıştığı bağımsızlığının temeli bu noktalarda meydana çıkar. Kardeşi babası tarafından kısıtlanırken Sibel kısıtlanmamaktadır. Bunun temel sebebi babasının gözünde Sibel’in diğer kadınlara nazaran daha sert bir duruş sergiliyor olmasından kaynaklanmaktadır. Sibel’in tüfek ile olan ilişkisi, babası ile olan ilişkisinin imgesi niteliğindedir.

Yönetmenlerin masalsı anlatımı seçme sebebi evrenselliğe ulaşabilmekten geliyor. Kırmızı Başlıklı Kız masalından alınan bazı temel olaylar, film içerisinde vuku buluyor. Özellikle kurdun kullanımı buna verilebilecek örneklerden. Ne kadar masalsı bir anlatımı olsa da gerçeklikten beslenen Sibel, tıpkı masalların sonunda verilen ana fikir düşüncesini sağlam bir temele oturtuyor.

Filmin ötekileştirme üzerinde durma meselesi, birçok açıdan kendisini belli ediyor. Kürt meselesi, kadın olmak, ötekileştirmenin bizzat kendisinin var olması filmin içerisine kimi zaman detaylar üzerinden yerleştirilmiş. Kadınların rol modelleri üzerine detaylı çalışılmış. Ancak bazı kısımlarda bunun kör göze parmak şeklinde verildiği hissini yaşatıyor. Gerçek hayatta yaşanabilecek trajik konuların minimal bir biçimde aktarılması gerektiğine inandığım için dayak kısmı gibi bazı sahnelerin daha minimal bir anlatım ile sunulmasını dilerdim. Tam bu noktada tıpkı Deniz Gamze Ergüven’in Mustang filminde kendisini belli eden oryantalist bakış açısı yer yer Sibel’de de gözlemlenebilir. Yönetmenlerin konu edindikleri halkı tam anlamıyla tanımadıklarını hissedebiliyorsunuz. Sibel’in Mustang’a nazaran yaklaşımı daha gerçekçi olması sebebiyle bu biraz daha göz ardı edilebilir.

Bir nevi köye Feminizm’i getiren Sibel’in diğer kadınlara umut olabilmesi, Gelin Kayası’nın yakılarak yeni bir başlangıcın mümkün olabileceği sevinciyle özellikle bir kadın olarak filmi ayrı sevdim. Kadınlar olarak dünyanın neresinde olursak olalım gücümüzü yalnız ve yalnız kendimiz fark edebiliriz. Yalnızca içimize dönüp bakarak.

Özetle, Damla Sönmez’in unutulmaz oyunculuk performansı, filmin üzerinde durduğu meselelere yaklaşım biçimi ve finaliyle Sibel yılın başarılı yerli yapımlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın