Free Solo belgeselinde Alex Honnold’un 914 metre yükseklikteki tek blok granit bir duvara; El Capitan’a nasıl ipsiz, çivisiz, kasksız bir şekilde tırmanabildiğiyle ya da belgeselin En İyi Belgesel Oscar’ını almasıyla, ya da bu hikayenin ne kadar da ilham verici bir gerçek yaşam öyküsü olmasıyla ilgilenmiyorum. Hayır, bunların hiçbiri ilgimi çekmiyor.

Hatta Free Solo’yu izlediğim günden beri suça karışmış, cinayetler işlemiş; -özellikle kusursuz cinayetler işlemiş- kişilerin belgeselleri kafamın içinde dönüp duruyor. Free kusursuzluk diyorum buna. Özgür kılan kusursuzluk. Her birinin hikayelerini (Alex Honnold’un hikayesini de; kusursuz cinayetler işleyenleri de) ayrı ayrı düşündüğümüzde aileyi kapsayan, aileye karşı yapılan bir meydan okumanın kusursuz işleyen süreçlerini görüyoruz. American Crime Story dizisinin her bir hikayesi gerçek hayattan. The Assassination of Gianni Versace’i düşünüyorum. İlgilendiğim kişi Gianni Versace değil. Andrew Cunanan.

Free Kusursuzluklar

Alex Honnold kendisini Free Solo yapmaya götüren süreci anlatırken, söylediği her cümlede aklıma Andrew Cunanan hikayesinin gelmesi, yüzünün gelip gözlerimin önüne yerleşmesi (Ki Darren Criss muhteşem bir performans sergiliyor) tesadüf değil. Fakat bu kusursuzluk süreçleri döne dolaşa aynı noktada (aile unsuru) birleşse de temelde elbette büyük farklılıklar göstermekte.

Birinin kusursuzluklarının  inanılmaz bir motivasyon ve güç verici bir ilham hikayesi olmasıyla, diğerinin kusursuzluklarının yıkıcı ve  gücü kırıcı bir yok etme potansiyeline dönüşümü; (kusursuz olmaya çalışırken varılan noktaların farklılığı yani), asıl mesele olarak kafamı kurcalamakta. Kusursuzluğun büyük bir zafere dönüşmesiyle; kusursuzluğun büyük bir kusura dönüşmesi arasındaki farklar, süreçlerin insan aklının işleyişini nasıl da ters köşelere yatırabileceğini aşikar eder nitelikte. Kusursuz olmak; bununla da kalmayıp bunu ispat etmek zorunda kalmak; tüm mücadelenin buraya kaymasına, ortaya zaferle noktalanan veya trajedi ile biten bir hikayenin çıkmasına zemin hazırlıyor aslında. Tüm bunlardan sonra, günün sonunda aklıma şu sorular ister istemez takılıyor.

Özgürlüğe giden yolun kusursuzluktan geçiyor olması sizi ne kadar özgür kılabilir? Ya da şöyle sorayım; kusursuzluğa doğru yürürken feragat ettiğiniz, vazgeçtiğiniz, yaşayamadığınız şeyler neler? Kusursuz olacağım derken özgürlüğü ıskalıyor olabilir miyiz; milimetrik kaymalar, esnek olmayan odaklanmalar ve yaşan(a)mamış duygularla özgürlük ne kadar mümkün olabilir?

Bir Kuantum Sıçraması

Bir küçük hata, bir küçük kayma sonucu düşüp ölebileceğiniz bir hikayesi var. Mekan  ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Orta Sierra Nevada bölgesinde bulunan muhteşem Yosemite vadisi. Alex tarafından tırmanılacak yer 914 metre yüksekliğindeki tek blok granit, neredeyse hiçbir girintisi, çıkıntısı olmayan duvar El Capitan. 1851’de keşfedilmiş olan El Capitan’a ilk olarak 1958 yılında tırmanılabilmiş. Warren Harfding ve arkadaşları 16 ay boyunca denedikten sonra, o zamanın şartları ve malzemeleriyle 47 günde tırmanabilmişler. İp olmaksızın, kask olmaksızın ve hiçbir başka yardımcı alet olmaksızın 3 Haziran 2017’de gerçekleşen Alex’in tırmanışı ise 3 saat 57 dakika. Müthiş bir kusursuzluk. İnanılmaz bir kuantum sıçraması.

Alex küçükken babasıyla sık sık Yosemita vadisine gider ve El Capitan’a hayran kalır. Bu neredeyse girintisiz, çıkıntısız (neredeyse kusursuz) tek blok granit duvar çocukluktan itibaren hayallerini süslemeye başlar. Kendi halinde, kapalı, çok da sosyal olmayan bir çocukluk geçiren Alex için bu duvar zamanla ulaşılması gereken bir hedefe dönüşür. Anne babası, o 16 yaşındayken ayrılırlar. Bir yıl sonra babası vefat eder ve Alex 17 yaşında okumayı bırakır. Tam 9 yıl boyunca eski bir aile minibüsünün içinde günde 88 sent harcayarak (akşam yemeği için) yaşamaya başlar. Aklı El Capitan’da birçok tepe, dağ ve duvar bloklar tırmanır. Her gün günde on saati geçen tırmanma egzersizleri yapar. El Capitan’a tırmanırken yapacağı hareketlerin hepsini, her an kafasında canlandırır. İçinde bulunduğu durumu açıklarken şu cümleleri kurar:

“Hatasız tırmanmak çok daha fazla odak ve çok daha az hata yapmak demekti. İpsiz, kasksız, hiçbir şey olmaksızın. Kişiselleştirmek yani, kendimi daha önemli ve daha mevcut hissetmemi sağlıyordu. Zorlamak, zorlamak, zorlamak… Korkunç bir şey olana kadar. Kendimi zorlayabildiğim tek alan tırmanmaktı. El Capitan dünyadaki en etkileyici şeydi benim için.”

Birçok half done tırmanış ve çeşitli yerlerde 1000’den fazla solo tırmanıştan bahsediyoruz. Babasının ölümü olan 17 yaşından itibaren buna kendini adayış… Saplantılı bir odaklanma… Monomania. Sonunda yüksek oranda bir ölümün gerçekleşebileceğini bile bile 914 metreyi solo tırmanma isteği neyin saplantı bozukluğunu temsil ediyordu acaba?

Tommy Caldwell, Alex’in örnek aldığı bir dağcı. Tommy, El Capitan’a 20 yıl boyunca birçok yerinden birçok kez tırmanmıştı, bu devasa duvarı tüm yönleriyle biliyordu. Fakat hiç Free Solo yapmamıştı. Çünkü yapılacak en küçük hatanın tek bir sonucu vardı: Ölüm. Birçok dünyaca tanınmış profesyonel dağcı bu Free Solo tırmanışlarında hayatlarını kaybetmişlerdi. Tommy, Alex’in de başına yüksek oranda böyle bir şey gelebileceğini düşünüyor ve Free Solo yapmasını istemiyordu. Fakat Alex karşı konulamaz bir istekle (saplantı ile) kendisini zirveye  (kusursuzluğa) yerleştirecek olan şeyi arzuluyordu.

“Ben de düşüp ölmek istemiyorum. Kendime meydan okumak ve iyi bir şeyler yapmak istiyorum. Kesin ölümle yüz yüze olduğunuzda bu his artar. Hata yapamazsın. Mükemmelliği arıyorsanız ücretsiz solo olabildiğince yakın. Ve kısa bir süre için mükemmel olmak iyi hissettiriyor.”

20 yıl boyunca El Capitan’da Free Solo yapmaya cesaret edememiş Tommy, Allex için şu tespiti yapıyordu:

“Riske karşı tutumu kendisini yenilmez hissetmesine sebebiyet veriyor.”

Buna karşılık Alex şu çarpıcı cümleleri kuruyordu:

“40 kere The Capitan’a tırmanmış ama hiçbirinde Free Solo yapmamıştım. Bunu gelecek nesiller için yapmak istediğimi düşünebilirsiniz ya da yaşayacak bir şeyi olmayan birinin kendisi için yaptığı bir şey olarak da düşünebilirsiniz.”

Cümleyi tamamlarken söylediği o çarpıcı ifade Alex’in kusursuz olma yolundaki mücadelesini özetler nitelikte. “Yaşayacak bir şeyi olmayan birinin…” derken neyi kastediyordu tam olarak? Okumamış olmasını mı; bir ailesinin olmayışını mı; kendisinin bir aile kur(a)mayışını mı?

Alex’in annesiyle ilgili ilk söylediği sözler şunlar oluyor:

“Annemin sıklıkla kullandığı en sevdiği cümleler; “Neredeyse sayılmaz!” ve “Yeterince iyi değil!” idi. Ne kadar iyi bir şey yaparsam yapayım, hiçbir zaman o kadar da iyi değildi.Annem kız kardeşim ile sadece Fransızca konuştu. Sonra babam hiçbir şey hakkında konuşmadı.”

Anne belgeselin bir yerinde Alex’in babasını (yani kocasını); “Alex’in babası bir monomaniaktı.” diye tarif eder. Saplantı derecesinde kusursuz olan baba ile yaptığı şeyler kadar iyi olursa olsun kesinlikle takdir etmeyen anne tarafından büyütülen; özellikle kız kardeş olduktan sonra kocası ve oğlu arasına “duvar” ören (El Capitan) annenin, Alex tırmanmaya, belki de oğlu ölüme giderken duvar gibi bir yüz ifadesiyle söylediği “Onu bundan vazgeçiremem kendini tamamıyla özgür hissettiği tek alan.” sözleri, soğuk kanlı “kusursuz” yaklaşımı, Alex’in Free Solo’ya giden yolda tüm taşları yerini oturtmakta.

Tüm bunlara karşılık Alex de ailesiyle ilgili tüm verileri topladığında son derece soğuk kanlı bir şekilde, kusursuz bir tespitte bulunuyor:

“Nefretin dipsiz çukuru!”

Ve devam ediyor:

“Demek istediğim bu tüm Free Solo’larım için kesinlikle motivasyondu. Ailemde biçimlenen yıllarımda kimse bana sarılmadı. 23 yaşındayken insanlara nasıl sarılacağımın pratiklerini yapmak zorunda kaldım. Sevgi kelimesi ailemin kullanmadığı benim çok yabancısı olduğum bir kelimeydi. Sadece bir kelime…”

Sarılma pratiklerine benzer pratikleri, El Capitan için iyi bir haritaya ihtiyacım var diyerek tırmanmaya geçmeden önceki süreçte de uygulayacaktır. Haritayı kafasının içinde oluşturur. Her gün bazen 10 saati geçen süreler boyunca çalışır. Tüm bacak ve kol hareketlerini, vücudunun esneme açılarını hem pratikte hem de kafasının içinde sürekli düşünerek çalışır, çalışır, çalışır. Annesine ölmeyeceğini ve bu dünyada “kusursuz” yapılabilecek bir şey olduğunu gösterecektir. Tek dileği erken yaşta ölen, annesi tarafından monomaniak olarak suçlanan babasının bu yenilmezliği görmesidir.

Free Solo nihayet gerçekleştirilecek, 3 Haziran 2017’de 3 saat 57 dakika süren tırmanış sonrası duvarları ortadan kaldıracaktır Alex.

Profesyonel bir dağcı Alex için şunları söyler:

“O El Capitan’ı soluyor. Eğer bunu (Free Solo’yu) yaparsa bu bir kuantum sıçraması olacak.”

Nasıl Hissedeceğini Düşünmek

“Bir yalnızlık duygusu içinde olmak güzel. Birileriyle gerçekten konuşmadan bir fikri düşünmeyi severim. Tüm solo projelerimi kimseye söylemeden yaptım. Çünkü fazladan baskı istemiyorum.”

Kendi kendine kurduğu baskı, zorlama, belki de onu ölüme götürecek olan duygular o kadar büyük ki; fazladan hiçbir şey istemiyor. O çok ihtiyaç duyduğu ve zamanında bulamadığı sevgiyi altın tepsi içinde sunsalar istemeyecek kadar hedefe kitlenmiş durumda.

Sarılmayı bilmeyen Alex nasıl hissedeceğini dahi düşünüyor kafasının içinde oluşturduğu tırmanış haritasında. Milimetrik olarak ayarladığı vücut hareketlerine karşılık duygularını da milimetrik bir düzleme yerleştirmek zorunda. Nasıl olacak? Bu tırmanmak kadar zor. Hatta belki de daha fazla. Bir insan nasıl hissedeceğini düşünmeli mi? Duygular ve bu duyguların yarattığı hisler dışarıdan bir etkileşimle bize ulaşmaz mı?

Kusursuzluğun kusurları dipsiz bir kuyu. Daha da kötüsü bunun tek suçlusu kişinin kendisi de değil aslında. Fakat beyin öyle işlemiyor. ‘Ben kusursuz olursam’ her şey bir gün düzelir hissi (yaşayamadığı sevgi, aile düzeni, babasının belki hayatta kalma olasılığı) gelip yerleşiyor içimize. Bir müddet gizliyoruz bunu. Kimseyle paylaşmak istemiyoruz. Kusursuzluğa giden yolda ritmik adımlarla yürümek göğe doğru yükselme hissi yaratıyor. Olağanüstü bir şey çıkacak ortaya ve işte o zaman insanların bunu görmesine izin verecek. Kusursuzum ben ve bunu başardım. Görüyor musunuz? O zaman işte ancak her şey olup bittikten sonra perdeler kalkabilir, duvarlar yıkılır.

Seri katillerde de böyle değil midir? Bir şeyler olup biterken bilmeyiz de; her şey olup bittikten sonra öğreniriz. Çünkü asıl kusursuzluk noktası insanlara bunun yapılabilirliğini göstermektir. O pasif, beceriksiz, sindirilmiş, takdir görmeyen çocuk bir gün gelir bir şeyler yapar ve nihayetinde (ister iyi, ister kötü bir şey yapsın) bunu tüm dünyanın görmesini ister.

Kusursuzluğun tüm kusurları eninde sonunda tüm insanlar tarafından görülür, öğrenilir.

Alex Hollond şunları der:

“Herkes mutlu ve rahat olabilir.

Ama mutlu ve rahat olarak dünyada bir şey yapılamaz

Mutlu ve rahat olduğu için büyük bir şey başaran yoktur.“

Free Solo bir kusursuzluğun kusurlarının öyküsüdür.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın