Search

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Edebiyatına ve Sanatına Dair

288

Faruk Nafiz Çamlıbel, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri’ni neredeyse tek başına temsil edebilecek kadar güçlü bir şair. Onuncu Yıl Marşı’nın sözlerini yazmasına rağmen Yassıada’da yargılanan politikacı. Ama her şeyden evvel Anadolu insanının hikayesini kendi içine alabilmiş bir öğretmen.

Hecenin beş şairinden biri, 18 Mayıs 1898’de doğmuş 8 Kasım 1973’te ölmüş. Yaşamına nice şiirler sığdırmış. Aruz vezni ile başladığı şiir hayatına çeşitli sanatçılardan etkilenerek devam etmiş. Ahmet Haşim, Nedim ve Yahya Kemal bunlardan bazıları. Kurtuluş savaşı sırasında ve sonrasında gündeme gelen “Memleket Edebiyatı” düşüncesini benimsemiş, manzum şiirlerinin yanında hece ölçüsüyle de şiir yazmıştır.

Cumhuriyeti bir yönetim biçimi olarak kabul etmek kolay ama benimsemek zordur. Yıllardır yoksulluk içinde yaşamış, hor görülmüş, ötekileştirilmiş bir halka “artık önemli olan sizsiniz” demek yetmez, kanıtlamak gerekir. Bu yüzden cumhuriyeti yeniden kurmak için 3 meslek grubuna iş düşer. Mühendisler, doktorlar ve öğretmenler. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’nda yoğun olarak öğretmen figürüyle karşılaşırız. Tanzimat Dönemi’ndeki siyaset kökenli aydınlara karşı öğretmen kökenli aydınlar görevdedir. Anadolu’da çorak topraklara gidilir, ‘baldırı çıplak’ köylüyle tanışılır, gurbet duygusu ciğerleri doldururken bu coğrafya keşfedilir.

İşte Faruk Nafiz de bu kaşiflerden sadece biri. Gurbeti gönlünde duyan şair. Kayseri Lisesi’ne öğretmenlik görevi için gittiğinde Anadolu coğrafyasını tanır. İlk kez İstanbul’dan uzaklaşır, ilk kez yalnız kalır; tecrübesizdir. Han Duvarları şiiri böyle bir zamanda ortaya çıkmıştır. Kayseri’ye yapılan üç günlük yolculukla beraber keşfettiği yeni coğrafya. Yabancıdır oraya , dizelere dökülür hissettikleri.

“İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…

Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,

Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,

Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…”

Şair buradan sonra bir hikaye anlatmaya başlar. Manzaralar ve renk tasvirleriyle anlatımı güçlendirir. Ve hikayeye bir kahraman sokar : Maraşlı Şeyhoğlu. Halk ozanıdır Şeyoğlu. Çamlıbel’in konakladığı her handa izleri vardır. Şüphesiz bu halk ozanı bir semboldür. Anadolu coğrafyasının ruhu , oradaki insanların temsilcisidir.
Han Duvarları şiirinin önemi , devrin özlediği gerçekçilik ile halk edebiyatı terkibinin başarılı ilk denemelerinden biri olmasıdır. Memleketçi gerçekçilik ile halk edebiyatından birlikte faydalanma fikri başarıyla işlenmiştir.

Hikaye anlattığı bir başka şiiri Ali. Ali Kocatepe bestelemiş, Sezen Aksu, Nükhet Duru, Aysun Kocatepe ve son olarak da Ceylan Ertem tarafından seslendirilmiştir. Sevdiği kadını başkasıyla gören, ondan intikam almak için elinde tüfekle bekleyen Ali’nin hikayesini anlatır. Şiiri neden yazdığını ya da ne anlatmak istediğini sorgulamazsınız çünkü her şey açıktır. Kelimeler resmi çizer zaten, size Ali’nin acısını duymak kalır.

Memleket edebiyatına katıldığından söz etmiştim yukarıda. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerin sade bir anlatım taşıması memleket edebiyatının gereğidir. Faruk Nafiz’in milliyete, millete, milli sanata bakışını Anadolu insanlarının hikayelerini, Anadolu’dan herhangi bir kenti anlatmasıyla bağdaştırabiliriz. Halka inmek değil halktan biri olmaktır onun milliyetçilik anlayışı. İdeolojiye boğmaz, fikirlerini empoze etmez. Duygularıyla naifliği ile birleştirir fikirlerini.  Bu kendine has söylem onu bugünlere kadar taşır. Onun yazın hayatında önemli olan iki şiir daha vardır kanımca biri poetikası saydığımız Sanat; diğeri vatan aşkını bütün naifliği ile anlattığı Kıskanç şiiri.

Sanat şiiri, baştan başa Türklük duygusu ile kaplıdır. Şair “biz” dili ile “sen” diye hitap ettiği arkadaşıyla konuşur. Edebiyata bakışını açıklayan şiirde, sanatın sadece Batı’dan alınmayacağını, Anadolu’da da sanat geleneğinin olduğunu, milli sanatın Türk – İslam sentezi ile olacağını anlatır. 6 kıtalık şiir hece ölçüsüyle ve sade bir Türkçe ile yazılmıştır.

Kıskanç şiirini aslında hepimiz biliriz. “Kıskanırım seni ben / Kıskanırım kalbimden / Bu nasıl aşk Allahım / Öleceğim derdimden” diye devam eden Türk Sanat müziğinin en güzel parçalarından biri olmuş şiirden söz ediyorum.  Yurduna, memleketine, vatanına olan sevgisini bütün naifliği ile kaleme dökmüş. Hiçbir yapmacıklık ya da hiçbir ideolojiye yer vermeden söyleyeceklerini söylemiş.



mm

''Herhangi bir kentte varoluşun herhangi bir zamanında'' -Tezer Özlü Laleli'den dünyaya doğru giden o tramvayın peşinde daima yolcu Uludağ Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Ahmet Cemal Kültür Atölyesi


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir