Yönetmen kadrosunda Wonder Woman’ın yönetmeni Patty Jenkins’in de olduğu I am the Night, 2019’un gizli güzel işlerinden biri olacak gibi. 6 bölümlük bir mini dizi olan I am the Night, gerçek bir hikayeden yola çıkıyor. Dizinin senaryosunu da başrol India Eisley’nin canlandırdığı Fauna Hodel yazıyor. Amerika gibi komplo teorilerinin, gizli tarikatların kol gezdiği, dedikodularının dilden dile yayıldığı bir yerde gerçek ve yaşanmış bir sırrın ortaya çıkışının hikayesi aslında dizi. Şahsen biyografileri, gerçek hikayelerin aktarımını çok sevdiğimden I am the Night’ı da zevkle izledim.

Kısaca konusuna değinelim… 1950’lerin Los Angeles yıllarında, içinde o dönemin yükselen yıldızı olan Black Dahlia’nın da olduğu birçok kadın sokakta ölü bulunur. Fakat ölüm, yaşanan durumu açıklamaya yetmez. Bu kadınların hepsi parçalanmış, delik deşik edilmiştir. Black Dahlia; ortadan ikiye ayrılmış bir şekilde bulunmuştur. Kimse, bu ölen kadınların ardındaki gerçeğin peşinden gitmez. Ya da gidemez. Sadece Jay Singletary adında bir gazeteci, olayın üzerine gider ama bir türlü çözüm bulamaz. Bütün kadınları, meşhur bir jinekolog olan Dr. George Hodel’in öldürdüğünden emindir ama onu suçlayacak tek bir kanıt dahi bulamaz. Ta ki Fauna Hodel ile karşılaşana kadar.

**Bundan sonrası keyif kaçırıcı detaylar ile doludur.**

Hikaye tamamen gerçek. Fakat sonuçları hala tartışmalı. Çünkü dizi, George Hodel’i bize katil olarak gösteriyor olmasına rağmen kendisi hakkında hiçbir zaman işlem yapılamadı. Bütün dizi, tamamen Fauna’nın yaşadıkları üzerinden anlatılıyor. Eğer hikaye gerçekse, Fauna, büyük bir manyaklığın içinden kaçmayı başaran çok şanslı biri.

Fauna Hodel, siyahi bir kadınla yaşayan ve kendini siyahi zanneden bir kız olmasına karşın bir gün gerçek annesinin başkası olduğunu ve büyük babasının Los Angeles’ta yaşadığını öğrenir. Annesinin ısrarlarına rağmen de Los Angeles’a gider ama gidiş o gidiş. Bir katilin kucağına gittiğinin farkında değildir. Fauna; gerçek annesinin kim olduğunu öğrenmeye çalışırken Jay ile karşılaşır ve birlikte, George Hodel’in esasında kim olduğunu bulmaya çalışırlar.

Eğer ki dizide tasvir edilen George Hodel, egzajere edilmiyorsa, insanlık tarihindeki en büyük sapıklardan birini dizide izlemiş oluyoruz. Sanata karşı olan aşkını, kadınlar üzerinde uygulayan Hodel; bir şekilde evine getirdiği kadınları beğendiği tablolardaki insanlara benzetir. Black Dahlia da bunlardan biri. Fakat bu iddia hiçbir zaman kanıtlanamadı. Fauna’nın anlattıkları, dizi olmasına karşın hep havada kaldı. Çünküsü de dizinin içerisinde anlatılıyor.

George Hodel, çok özel biri olarak görülüyor. Hem doktorluğu hem de düzenlediği sanat etkinlikleri ile sevilen biri. Aynı zamanda fazlasıyla isimli; güçlü biri. Jay, olayın ne kadar üstüne gitse de kimse ona yardım etmek istemez. Herkes Hodel’den korkmaktadır. Ya da herkes Hodel’e çalışmaktadır. Ölen kadınlar ise kimsenin umurunda değildir çünkü herkes olanları -zaten- bilmektedir.

Basit ve ağır ilerleyen bir yapım olmasına karşın dizi kendini izlettiriyor ve merak ettiriyor. Indie Eisley ve Chris Pine’ın başrolünde olması da çekiciliğini arttırıyor. Dönem dizisi olarak da oldukça başarılı bir tasarıma sahip olduğunu söyleyebilirim. Dizinin tek sıkıntılı yanı, egzajere etmemesi. Dramadan uzak durması. Fauna Hodel’in kaleminden Fauna’nın hikayesi anlatılıyor ama bu konuda hiçbir şekilde fazlaya kaçılmıyor. Dizinin hiçbir ekstrem yanı yok. Biraz daha hareketli, biraz daha bilmeceli olsa tadından yenmeyecek bir dizi olurmuş ama şu hali de güzel. Zaten başarısının sırrı, anlattığı hikayesinde.

Sözün özü… I am the Night; 1950’lerde vahşice öldürülen kadınların arkasındaki hiçbir zaman kanıtlanamamış gerçeği anlatan, bunu abartmadan, sade bir şekilde aktaran başarılı bir dizi. Etkileyici tarafı, anlattığı hikayenin tüyler ürpertici olması ve denilene göre de gerçek olması. Belki de tarihin en büyük sapıklarından birinin hikayesi anlatılıyor. 40 dakikadan 6 bölüm olmasından ötürü de sıkmıyor. Komplo teorilerini, gizli tarikatları ve Eyes Wide Shut tadında gizli seks partilerini seviyorsanız, I am the Night’ı mutlaka denemeniz gerektiğini düşünüyorum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın