Günümüzde teknolojinin de desteği ile herhangi birinin herhangi bir konuda yorum yapıp bunu milyonlara ulaştırması çok kolay. Teknolojinin verdiği bu imkan sanatseverlerin de işine gelmiş, onlar da kullanmaya başlamıştır. Herhangi bir blog açıp şahsi görüşlerinizi aktarmanız artık 2-3 tıka bakıyor. Teknolojinin getirdiği bu rahatlığın onlarca avantajı varken dezavantajları da vardır ki ben bu dezavantajlar üzerinde durmak istiyorum. Kolaylık, bilseniz de bilmeseniz de fikirleriniz aktarma imkanı, iddia etme gücü tanıyor herkese artık. Sinema da bu iddia konularından biri maalesef. Hatta iddia etme kısmı o kadar ileriye gitti ki gün geçtikçe insanlar izledikleri filmlere “olmamış” deme hakkını kendinde görmeye başladı.

Sinema tekniklerinden, çekimlerinden, kamera arkasından bihaber bu kişiler izledikleri filmleri “kurgusal” olarak eleştiriyor, üstüne olmamış diyebilecek cüreti gösteriyor. Ekşisözlük’e girip herhangi bir filmin 2000’lerdeki eleştirileri ile günümüzdeki eleştirilerini karşılaştırırsanız aradaki dil farkını göreceksiniz. Ekşi’yi tercih etme sebebim de toplu bir şekilde “tarih aralıklı” karşılaştırma yapmanın mümkün olması. Yıllar önce insanlar senaryo ve anlatılan ile ilgilenirken şimdi insanlar tekniklere bulaşmaya başladı, üstüne teknikleri beğenmeyip, filmleri becerilememiş ilan ediyorlar. İnternet bu imkanı tanıyor size. İzlediğiniz herhangi bir filmin kendinizce eleştirisini yazabilir, bunu düzenli yaptığınızda da bilgi kısmına “film critic” yazabiliyorsunuz. Günümüzde internet üzerinden film eleştirmenliği yapan kişi sayısı git gide artıyor, hatta bu artış bazı godamanları rahatsız ediyor, kıps.

Çünkü aralarında bazı kişiler var ki gerçekten yazmak için doğmuşlar ve yazdıklarının da hakkını veriyorlar. Aynı şekilde yazmak için doğmamış olan ama gene eleştiri mevzusunu iyi kotaran kişiler de var. Bir de 3. kişiler var ki işte ben onların üzerinde durmak istiyorum ve nasıl bu 3. kişi olabilirsinizin rehberini yazacağım buraya. Bu 3. kişiler tümevarımsal bakınca bilgililer ama derinlere gittikçe bilgileri, sınırları bir yere kadar. Fakat kendileri sınırlarının ötesinde davranmayı seviyorlar ve bu sınırların ötesindeki davranışı ‘entelektüel’ olarak adlandırıyorlar. Hadi ben de size şimdi nasıl bu adamlar gibi entelektüel bir yazar olabileceğinizi yazayım:

10Afilli Kelimeler

Eğer güzel bir yazı yazmak istiyor ve okuyanın sizi entelektüel zannetmesini istiyorsanız TDK’nın bir sözlüğünü açın ve kullanmak istediğiniz kelimelerin eş anlamlılarını arayın. Keza sonu -ist ve -izm ile biten kelimeleri bol bol araştırın derim. Mesela içine kapanık demek yerine pesimist kelimesini, gerçekçi demek yerine realist derseniz büyük ihtimal daha büyük bir etki bırakacaktır. Okuyucunun bilmediği kelimelere yönelin. Anlaşılmayan, değerlidir. Okur, okuduğunu anlamayınca: “Bu adam biliyor çünkü dediklerini anlamadım” diyebilir. Demeyebilir de. Ama afilli kelimeler güzeldir.

9Tarkovsky ve Bergman

Eğer entelektüel bir sinema yazarı olmak istiyorsanız kesinlikle Tarkovsky ve Bergman’ı hatim etmeniz gerek. Tarkovsky’yi de mümkün mertebe ilah belleyip onun filmlerinden bol bol kareler paylaşmalısınız. Kritiğini yaptığınız filmlerin çoğunda Tarkovsky ve Bergman’dan esintiler yakalamalısınız. Tarkovsky’nin filmlerini mutlaka izleyin. Bu kısım çok önemli. Hatta arkadaşlar arasında sohbetlerde bir Tarkovsky filmi önerip “bunu izleyin size yeter” deyip bütün sinema tarihini çöpe atıp hava kasabilirsiniz.

8Anlam Çıkarmaca

Sinema yazılarınızın başarılı olması için kesinlikle metafor, imge, alt metin nedir bilmelisiniz. Çünkü filmler bu 3 unsurdan oluşur. Oluşmuyorsa o film kesinlikle çöptür. Anlam çıkarma işi epey zordur. Bunun için epey bir antreman yapmanız gerek. Tarkovsky’nin filmlerini açıp bol bol gördüğünüz kareleri anlamlandırmaya çalışın. Sahnede “o” anlamın olup olmaması pek önemli değil. Bir Zamanlar Anadolu’daki elmanın bir anlamının olmadığı gibi.

Fakat bazen fena faka basabilirsiniz. Ünlü bir yönetmenin filminde hırsızlar bankaya girer ve 15 dakika sonra çıktıklarında duvar saatine bakıldığında aradan 3 saat geçtiği görülür. Eleştirmenler bunu “bizim için 3 dakika ama onların yaşadığı stresle soygun 3 saat sürüyor” gibi bir yaklaşıma bağlamıştır. Yönetmen ise cevap olarak “saati değiştirmeyi unutmuşuz” demişti. Bazen böyle terste kalabilirsiniz ama boş verin. Yönetmenin ne dediği önemli değil. Siz yönetmen öyle şeyler yapmamış olsa da yaptığını iddia edin! Mesela kızılderili filmi görürseniz hemen beyaz adamın faşizmi deyin, ağır ilerleyen bir filmde kuş görürseniz özgürlük deyin. Bunlar belirli kalıplardır. Bazen de filmin konusunun dışına çıkın. Mesela film ekonomik kriz üzerinedir ama siz filmde faşizm bulun, varoluşçuluk falan bulun. Bunlar sizin ne kadar iyi gözlem yaptığınızı ortaya çıkaran noktalardır; hadi gene iyisiniz.

7Felsefe-Psikoloji

Kesinlikle felsefeye ve psikolojiye yönelin ama derinine girmeyin. Zaten gerek yok. Kaymağını bilseniz yeter. Çünkü eleştirilerinizde bol bol filmi felsefik bir sebebe ya da psikolojik bir duruma bağlamanız gerekebilir. Mesela varoluşçuluğu bilin ama Sarte’a ait olduğunu bilmenize gerek yok. Oedipus kompleksi deyin ama Freud’a ait olduğunu bilmeyin. Arada da konuyu Freud’a bağlayın ama oedipus kompleksi ne bilmeyin. Gerek yok zaten. Ya da sadece bu 2’sini bilin gerisini bilmeyin. Çoğu durağan filmi varoluşçuluğa bağlayabilirsiniz. Kolay yoldur. Yazınız beğenilecektir.

6Sanat Filmi Harici Hiçbir Şey

Eğer entelektüel bir sinema yazarı olmayı kafaya koyduysanız artık bazı filmleri izleyemezsiniz. İzlerseniz de övemezsiniz. Mesela popüler sinemadan kesinlikle uzak duracaksınız. Net! Hatta arkadaşlar arasında konusu geçerse izlemediğinizi belli edip bir de bununla övüneceksiniz. Unutmayın, sanat filmi değilse değersizdir. Çünkü sanat filmlerinde metafor var, Terminatör boş filmdir.

5Senaryo Kötü Görüntü İyidir

Entelektüel bir sinema yazarı olmanın en baba noktalarından biri de görüntüdür. Senaryo, sizin için gereksiz bir fazlalıktır. Görüntü ise her şeydir. Burada biraz Vertov gibi düşünün. Bu arada Vertov’a da bakın derim. Vertov senaryonun gereksizliğine dem vurur, dışarı çıkın ve rastgele çektiklerinizi montajlayın derdi. Tam böyle değil ama senaryo olmaması doğru. Sinema teknolojisi geliştikçe görüntü kalitesi de artıyor. Kadraj, açı ve çerçevenin içindeki imgeler sizin artık yeni bulmacanız olacak. Hikaye ya da diyaloglar yerine görüntüye odaklanın. Andrzej Wajda’nın sinema farklı türde bir resim sanatıdır sözüne odaklanın. Filmde eğer güzel görüntüler varsa ve bu görüntülerden anlamlar çıkartılabiliyorsanız o zaman film güzel filmdir. Hatta hiçbir diyaloğun olmadığı, konunun ne olduğu belli olmayan filmleri kesinlikle öve öve bitiremeyin. Karelerini sosyal medyada falan paylaşın.

4İşin Gerçeği

Siz bir yazarsınız. Sinema tarihi ile çok fazla haşır neşir olmanıza gerek yok. Çünkü tarihe bakarsanız zombiler, vampirler ya da blondie’ler ile de ilgilenmeniz gerek. Bu sebeple çok kurcalamayın. Hele ki izlediğiniz filmlerin perde arkası ile “fotoğraf” harici ilgilenmeyin. Mesela Tarkovsky’nin Stalker’ını nasıl çektiğini öğrenip hayal kırıklığına uğramayın. Ya da yukarıda verdiğim banka soygunu gibi gerçekler ile karşılaşabilirsiniz, hiç gerek yok; tadımız kaçmasın. Filmlerde bulduğumuz anlamlar için yönetmenler “öyle bir şey yapmak istemedim” gibi densiz sözler söylüyorlar bazen. Anlam üstüne anlam çıkardığınız bir filmi neden çektiği sorulduğunda “canım istedi” de diyebiliyorlar. David Lynch mesela, bütün filmlerini bile isteye yaptı. Hiç öyle konuştuğuna bakmayın. Yok neden yaptığını o da bilmiyormuş. Takılmayın böyle şeylere, yardırın siz.

3Çekim

Sadece bir sinemaseverseniz harika. İçindeyseniz bu maddeyi baştan kaybettiniz. Şayet işin içinde değil ve bu işlerin nasıl yapıldığını sadece kaba taslak biliyorsanız, şanslısınız. Artık yazılarınızda hiçbir şey bilmediğiniz halde filmin çekimleri hakkında konuşabilir, şu olmamış bu olmuş diyebilirsiniz. Miksajdan -ne demek olduğunu bilmeden-, kurgudan, kadrajdan bahsedebilirsiniz. Şayet beğenmezseniz de anında “olmamış” deyin çünkü siz bu işi daha iyi biliyorsunuz. Sonuçta siz bir film critic’siniz. Peh.

2Grupça Hareket Edin

İyi bir sinema yazarı olmanın en önemli noktası da gözlemdir. Ama yanlış anlaşılmasın filmi değil, diğer eleştirmenleri. Burada ilk taşı kimin atacağı önemlidir. Eğer izlediğiniz film genel itibariyle beğenilmiş ise, siz de beğenin. Eğer film beğenilmemiş ise siz de en beğenmeyenlerden olun. Grupça hareket etmek, popüler/sevilen bir yönetmen olmanın en büyük yollarından biridir. Herkesin beğendiği filmi siz beğenmezseniz eyvahlar olsun. Hele ki araştırıp ortaya sebepler koyarsanız, boşuna efor. Ciddiye alınmazsınız. Yapmanız gereken yegane şey, grupça hareket etmek ve duruma göre hepsinden daha çok edebiyat parçalamak. Unutmayın ki doğru söyleyeni dokuz köyden de on dokuz köyden de kovarlar.

1Popüler Popülerdir

9. maddeyle bağlantılı bir madde. Bunu tüyoyu size herkes vermez. Bir film, eğer ülkenize gelmeden önce festivallerde bol bol övülmüş ve sevgi ile karşılanmış ise sizin de o filmi mutlaka beğenmeniz gerekir. Önemli festivallerde övülüp de ülkenize geldiğinde “ya o kadar da güzel değilmiş” denilen bir film yoktur. O film her daim iyidir, övülmesi gerekir. Festivalde övülmüş de gelmiş film için 9. maddeye başvurun.


 

Genel olarak olay bu 10 maddeden ibaret. Hepsini düzgün uygulayabilir ve biraz hicivli yazabilirseniz o zaman okuyanlar sizin ne kadar entelektüel olduğunuzu düşünecek. Yazınızı beğenmesi, derin bir anlatım olduğunu düşünmemesi mümkün değil. Tabii antreman çok önemli, pratik yapın. Kendi kendinize yazın ve okuyun. Bakın yazınıza; bir şey anlamadıysanız doğru yoldasınız demektir. İleride büyük bir film eleştirmeni olma yolundaki ilk adımınızı da atmışsınız demektir.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın