Yıllardır görmediğiniz eski bir dostunuzla görüşmek gibi…

Son bölümü yayınlandığında takvimlerin 2013 yılını gösterdiği, dünya çapında efsaneler arasında kabul edilen Breaking Bad; yıllar sonra bile ne kadar değerli bir başyapıt olduğunu seyircisine ve yeni izleyicilerine hatırlatmak adına 2 saatlik bir veda ile karşımıza çıkıyor.

11 Ekim’de global olarak Netflix’te yayınlanan El Camino: A Breaking Bad Movie, aynı zamanda serinin yaratıcısı olan usta isim Vince Gilligan’ın imzasını taşıyor. Filmin baş rolünde ise yine seriden tanıdığımız Aaron Paul, efsanevi karakter Jesse Pinkman’a hayat veriyor.

Film tam olarak dizinin bittiği yerden başlıyor ve bize küçük küçük flashbackler ile bir takım hatırlatmalarda bulunuyor. Konusuna kısaca değinmek gerekirse film; Jack ve çetesi tarafından esir tutulan ve kristal meth üretimi yapmaya zorlanan Jesse Pinkman’ın kaçmayı başarmasından sonraki karakteristik gelişimine ve iç dünyasındaki hengâmelerine odaklanıyor.

Açıkçası film hakkında ilk verilerin ortaya çıktığı ve fragmanların paylaşıldığı zamanlar beklentimi oldukça düşürmüştüm. İlk ön yargım ise bu denli seyircinin aklında güzel tat bırakan ve güzel hatıralara sebebiyet veren bir diziden, günümüzde ekmek yemeye ve üstünden kazanç sağlamaya devam edilebilmesi için fan boyların ağızlarını sulandıracak bir takım çalışmalar bütünü çıkarılacağı olmuştu. Fakat aksine film esnasında geçen 2 saatlik süreçte pamuk gibi oldum ve tanıdığım eski yüzler ile günümüzde oturup tekrar buluşmuşuz gibi hissettim.

Aaron Paul ve ortaya koyduğu muhteşem oyunculuk yeteneği sayesinde Jesse Pinkman karakterinin travmalarına izleyici rolünde konuk oluyoruz. Esir tutulduğu zamanlarda aklına kazanan intikam yöntemlerine ve kaybettiği karakteristik özelliklerine rağmen prensip sahibi kişiliğinden ödün vermeyen Jesse, artık olayların ve kayıp olan hayatların izlerini hem vücudunda hem de ruhunda taşıdığını seyirciye hissettiriyor.

Usta oyuncu Bryan Cranston’ın hayat verdiği Walter White ve Krysten Ritter tarafından harika bir şekilde portre edilen Jane Margolis karakterlerinin de yer aldığı, daha önce dizide tanık olmadığımız flashback sahnelerini görünce istemsiz şekilde gülümsedim ve içimin ısındığını hissettim açıkçası.

Filmi genel hatlarıyla beğendiğimi ve serinin bitişine ithafen veda amaçlı bir saygı duruşu rolü üstlendiğini düşünüyorum. Eğer sizde seriyi severek izlediyseniz bu filmden özlemin oluşturduğu tat ile keyif alabileceğinizi temin edebilirim. Kimileri böyle bir projeye ne gerek vardı diye düşünse de bence ucu açıkta kalan Pinkman geleceği tam olarak netleştirilmiş oldu ve bütün bu Breaking Bad konulu dosyaya güzel bir nokta koyulduğunu söyleyebilirim.

Son olarak, Ed karakterine hayat veren ve Jesse’nin yeni kimliğine ve hayat serüvenine kavuşma konusunda başrol sahibi olan Robert Foster’ın geçtiğimiz günlerde hayatını kaybettiğini üzücü bir şekilde öğrendik. Buradan da kendisini anmak ve eleştirimi sonlandırmak istiyorum.

Umarım keyif almışsınızdır, yo!

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın