Olympia, Fransız ressam Edouard Manet’nin 1865 yılında Salon’da sergilediği ve beraberinde bir sürü tartışma getiren resmidir. Bu yazıda bir yandan resmi inceleyip diğer yandan da etrafındaki olay zincirini anlatmaya çalışacağım.

Aynı konu daha önce Giorgione, Titian ve Goya tarafından da ele alınmış olmasına rağmen hiçbiri Manet’nin eseri kadar kışkırtıcı kabul edilmedi. Seyircilere göre tablo her türlü ahlak prensibini çiğniyordu. Genç kızlara ve hamilelere tablodan uzak durmaları söylendi. Sergi idaresi tabloya yapılacak her türlü saldırı olasılığına karşı başına sopalı üç bekçi koymak zorunda kaldı.

Resme yüzeysel olarak bir bakacak olursak ilk olarak yatağa uzanmış çıplak bir hayat kadını görüyoruz, kadın bizimle göz teması kuruyor. Yanında da kendisine bir buket çiçek uzatan siyahi bir yardımcı var. Kadının ten rengiyle arka plan ve yardımcının ten rengi arasında ciddi bir kontrast bulunuyor. Fransa’da Akademi’ye göre bir resmin nasıl olması gerektiğine dair katı kurallar vardı. Olympia’da Akademi’yi en çok rahatsız eden, kadının son derece sıradan ve gerçekçi olmasıydı. İdealize edilmiş bir güzellik tanrıçası değildi, kusurları vardı. Güzellik standartlarına göre kadınlar daha kilolu ve kıvrımlı olmalıydı. Yüzü asimetrik, dudakları ise çok inceydi. Boynundaki siyah kurdele beyaz teninin üstünde fazlaca göze çarpıyor ve Akademi’ye göre resmin akıcılığını bozuyordu. Manet’nin tekniğiyle Olympia iki boyutlu görünüyordu, hatta iki boyutluluğu hakkında Gustave Courbet ‘‘Bir iskambil destesinden alınmış maça kızı banyodan henüz çıkmış gibi” yorumunu yaptı. Bu iki boyutluluğun sebebi Manet’nin o dönemdeki birçok ressam gibi Japon sanatındaki yassılıktan etkilenmesi olarak düşünülüyor.

Olympia ismi fahişeler tarafından sık kullanılan bir isimdi ve sanat çevrelerinde böyle bir kadının gösterilmesi saygısızlıktı. Olympia, asıl kahramanın resim dışındaki erkek izleyiciler olduğu geleneksel nü kadınlardan farklıydı. İzleyicinin sahip olacağı, fantezilerini süsleyeceği bir kadından daha fazlasıydı. Olympia’nın tartışmaya açık bir işi olduğunu sadece isim seçiminden yola çıkarak anlamıyoruz. Ayak ucuna antik Roma döneminden beri tutkunun sembolü kabul edilen kedi figürü yerleştirilmiş. Eser, x-ışınlarıyla incelendiğinde kedinin resim bittikten daha sonra, sergiye gönderilmeden önce eklendiği anlaşılmış. Manet’nin insanları kışkırtmak ve daha çok dikkat çekmek istediği açık. Ayrıca çiçekler de üreme organlarını ve cinselliği çağrıştırıyor. Rönesans döneminden itibaren nü tablolarda çiçekleri bolca görüyoruz. Olympia bu karede muhtemelen müşterilerinden birinden gelen buketi kabul ediyor fakat hiç oralı değil. Küpeleri, terlikleri, üzerine uzandığı kaliteli şaldan üst kesime hitap ettiğini anlıyoruz.

Resmin esin kaynağı olan Titian’ın Urbino Venüsü resmine bakalım. Venüs kafasını kibarca yan çevirmiş ve ellerini cinsel organını kapatırcasına koymuş. Kendisine bakmamıza izin veriyor, edilgen bir konumda. Ayak ucunda kendisinin sadık ve asil biri olduğunu simgeleyen bir köpeği var.

Olympia’ya geri dönelim. Cürretkar bir şekilde bize bakıyor, doğrudan bize baktığı için rahatlıkla onu seyredemiyoruz. Vücudunun kontrolünün kendisinde olduğunu hissediyoruz. Venüs’te olduğu gibi edilgen taraf o değil, baskın ve kendine güvenli. Parmak araları açık ve bacağını kabaca avuçlar gibi tutuyor.

Siyahi kadın figürü Amerikan mitolojisinde hiperseksüaliteyi simgeler. Kadının üstünde son derece demode, tablonun yapıldığı dönemden yüz yıl önce giyilen bir kıyafet var. Rönesans resimlerinden beri demode giyinmek negatif bir semboldür. Kişinin hayatında yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlatır. Siyah kadının işlevi öndeki beyaz kadını vurgulamaktır.
Tabloda basını en çok rahatsız eden detaylar elin yerleştirilme şekli ve kediydi. Gazetelerde Olympia’yla alay eden birçok karikatür basıldı. Eleştirmenler tabloya ”Sarı Karınlı Cariye”, ”Kedili Venüs”, ”Bir Çeşit Dişi Goril” gibi adlar verdiler. Manet, bu sert eleştiriler hakkında “Bana yöneltilen saldırılar, yaşamın gidişi içinde beni yıktı. Sürekli hakarete uğramanın ne demek olduğunu kimse bilemez. Bu öyle bir şeydir ki, insanın hevesini kırar, mahvolursun.” demiştir. Manet’nin eleştiriler karşısında tamamen yalnız olduğu söylenemez. Emile Zola ve Charles Baudelaire yapıtın en önemli savunucuları olmuştur.

Manet’nin bu eserde şair Baudelaire’den etkilendiği kabul edilir. Baudelaire, modern üst sınıf hayat kadınlarının kutsallaştırılmadan maddesel olarak gösterilmesinin daha doğru olduğunu söylemiştir. Manet ayrıca tablosunda kendi kişiliğini görür ve ”Manette” diye hitap eder. Olympia’nın taktığı bileziğin ressamın annesine ait olması da tablonun kişiselliğinin bir göstergesi.

Olympia olarak resmedilen kadın Victorine Meurent ünlü bir model ve aynı zamanda kendisi de bir ressam. Meurent’i Manet’nin başka tablolarında da görüyoruz. Modelin kimliği bilinen tanıdık bir yüz olması eleştirmenleri daha çok kızdıran bir başka detay. İsmi Laura olan siyahi kadın da bir model fakat ne yazık ki soyadını bilmiyoruz. Baudelaire’in siyahi bir sevgilisi olduğu ve Laura’nın da bu sevgili olabileceğine dair dedikodular mevcut.

Claude Monet, Olympia hakkında şunları kaleme almıştır:

“Manet’nin Olympia’sı iyi bir şeyden çok öte. Fakat halkın büyük çoğunluğu gerçekten bakmak yerine gülmeyi daha kolay buluyor ve zekaları için fazla soyut kalan sanattan hiçbir şey anlamıyor.”

1890’da, Manet öldükten 7 sene sonra, Monet Olympia’yı Suzanne Manet’den satın alıp Louvre Müzesi’ne bağışlamak için bir kampanya başlattı. Manet’nin yakın arkadaşı ve en büyük destekçilerinden biri olan Emile Zola, Manet’nin ünü yayıldıkça kendi kendisine Louvre’a gitmesi gerektiğini söyleyerek kampanyaya katılmadı. Yeterli para toplandı fakat Louvre’a bir eserin kabul edilmesi için yapanın en az 10 yıl önce ölmesi gerektiği için birkaç sene farklı yerlerde sergilendi. Orsay Müzesi’nin kuruluşuyla bu müzede yerini aldı ve hala 19 numaralı odada sergileniyor.

Monet’nin Bakan Armand Falleres’e gönderdiği mektubun bir kısmı şu şekilde:

”Ben ve aşağıda imzaları bulunan arkadaşlarım, Edouard Manet’nin Olympia isimli resmini devlete hediye etmek istiyoruz. Bu bizim için sonsuz bir şeref olacaktır. Bu suretle aramızdan vakitsiz ayrılmasıyla sanat dünyasında yeri kolayca doldurulmayacak bir boşluk bırakan büyük bir insanın aziz hatırasını anmak isteyen sayısız yazar, sanatçı ve sanat dostunun isteklerine tercüman oluyoruz. Müzelere kabul edilecek eserleri yapanların en azından on yıl önce ölmüş olmalarına dair kanunun da bu şahesere ait olmak üzere değiştirilmesini rica ediyoruz. Hayatı boyunca sanatı da anlaşılamamış olan Edouard Manet’nin gerçek şahsiyetinin sayenizde dünyaya duyurulacağına güveniyoruz.”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın