Lübnan’ın Oscar adayı ve Cannes’da Jüri Ödülü’ne layık görülen Kefernahum, 12 yaşındaki Zain’in hikayesini anlatıyor. Küçük yaşta ailesini geçindirmek için okul yerine işe gönderilen, en sıcak kelimenin küfür olduğu, pislik ve sefaletin ortasında büyüyen Zain, inancının kendisini uyuşturduğu bir baba ve materyalist bir annenin dört çocuğundan (sayabildiğim kadarıyla) en büyüğüdür. 11 yaşındaki kız kardeşi Sahar’ın anne- babası tarafından birkaç tavuk karşılığında zorla evlendirilmesini önleyemez; kardeşinin düğün günü evden kaçar. Başından türlü olaylar geçtikten sonra kendini ıslahevinde bulan Zain, canlı yayınına telefon ile katıldığı tv programı sayesinde bir avukata ulaşır ve böylece ailesini mahkemeye verir.

“-Siz benim yaşadıklarımı yaşamadınız ve yaşamayacaksınız da. Beni yargılamaya hakkınız yok… Vicdanım beni yargılıyor zaten.”

Evden kaçtığı dönemde çocuk bedeni hamileliği kaldıramadığı için ölen Sahar’ın haberini daha sonra öğrenen Zain, Sahar’ın eşini bıçakladığı için ıslahevine düşmüştür. Onu,ailesini mahkeme etmeye götüren, kendi ifadesiyle “kalbime oklar saplanıyor” dedirten olay, ıslahevine gelen annesinin hamile olduğunu ve doğan çocuğu kız olursa Sahar’ın ismini vereceklerini söylemesi olmuştur. Annesinin nasıl bu kadar ‘kalpsiz’ olduğunu anlayamayan Zain, mahkemeye, onu dünyaya getirmiş oldukları için ailesini suçladığını söyler. Sahar’ın ölümüne kadar tüm olayları dinleyen mahkeme heyetine ve özellikle Zain’in avukatına yukarıdaki sözleri söyler Zain’in annesi.

‘Karamel’ ve ‘Peki Şimdi Nereye’ filmlerinde yönetmen koltuğunun yanı sıra kendisini oyuncu olarak da görmeye alışık olduğumuz Labaki bu filmde de bizi şaşırtmıyor. Diğer iki filmdeki gibi başrol olmasa da Zain’in avukatı olarak gördüğümüz Labaki’nin, ‘avukat’ rolünü üstlenmesi manidar. Filminin içinde öz eleştiri yapan Labaki bunu, anneye tüm bu sefaleti yaşamamış ve yaşayamayacak olan avukat rolündeki kendisine sitem ettirerek yapıyor. Kamerasını banliyölere çeviren Labaki, Afrikalı, Suriyeli mültecileri ve Zain gibi kendi ülkesinde ‘mülteci’ olanları anlatırken büyük bir sistem eleştirisi yapıyor. Fakat mağduru anlatırken samimiyeti korumanın zorluğunun farkında olan Labaki, anneye bu kelimeleri söylettirerek iğneyi önce kendine batırdığını gösteriyor.

Evden kaçtıktan sonra nereye gideceğini bilmeden kendini bir otobüse atan Zain ile lunaparkta temizlik ve tuvalet bekçiliği yapan Rahil’in yolları tesadüf eseri kesişir. Ülkede kaçak çalışan Afrika asıllı Rahil,aşık olduğu adamdan hamile kalmış ve adam onu terk etmiştir. Çocuğu tek başına dünyaya getiren Rahil, çalışması gerektiği için işe bebeğini de getirmekte, onu lunaparkın tuvaletinde saklamaktadır. Ta ki Zain ile karşılaşana kadar. Evde Zain bebeğe bakarken Rahil de kaçak olmaktan kurtulmanın yollarını arar. Senaryonun Zain’den Rahil’e evrildiğini düşünürken Rahil polise yakalanıp hapse girer. Rahil’den haber alamayan Zain bir anda bebekle bir başına kalmıştır. Ailesinin zoruyla biraz da kardeşlerine olan merhametinden çalışan Zain’in, bu sefer, üzerinde hiçbir sorumluluğu olmayan bebeğe bakabilmek için kendi iradesiyle çalışmasına, gerçek hayatta örneğini göremeyeceğimiz türden mücadelesine şahit oluruz. Çocuk haliyle yapabilecekleri sınırlı olan karakterin inandırıcılığı,gerçek üstü bu çabası nedeniyle eleştirilebilir.

Bu filmi, hamile olduğunu öğrendiği gün Lübnan’ın yeniden savaş havasına bürünmesinin etkisi ile yazdığını söylüyor Labaki, tıpkı diğer filmi Peki Şimdi Nereye gibi:

“7 Mayıs 2008’de hamile olduğumu öğrendim ve aynı gün Beyrut yeniden savaş atmosferine girmişti. Yollar kesilmiş, hava alanları kapatılmış, her yerde yangınlar ve benzer şeyler yaşanıyordu. O dönem, arkadaşım ve ortak senaristim Jihad Hojeily ile çalışıyor ve bir sonraki film projemi tasarlıyorduk. Şehirde bir sokaktan diğerine çatışmalar yaşanıyordu. Yıllarca aynı apartmanı paylaşan, beraber büyüyen, aynı okula giden insanlar bir anda birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Ve tek neden aynı dine mensup olmamalarıydı. Ben de o sırada kendime şunu sordum, benim bir oğlum olsaydı, elinde silahla sokaklarda koşmasını nasıl engelleyecektim? Çocuğumu bu kargaşadan uzak tutup onun ailesini, dinini, yaşadığı evi koruma güdüsünü nasıl engelleyecektim? İşte bu film tam da bu fikirden ortaya çıktı.”

Ne yapılır da erkekler savaşmaktan vazgeçer sorusundan yola çıkarak Peki Şimdi Nereye’yi çektiğini ifade eden Labaki; “Köydeki kadınlar, erkeklere savaşın ne kadar aptalca olduğunu anlatacak nihai bir çözüm geliştiriyorlar, tam da başarıyor gibi oldukları anda (Kasabadaki kadınlar karşı dine girmiş gibi yaparak çatışmayı bitirmelerinin ardından çatışmada ölen yakınlarını defnetmeye götürdüklerinde sorun tekrar zuhur eder,)şimdi ne olacak, ‘Peki Şimdi Nereye’ sorusu geliyor. Benim bu soruya bir cevabım yok” derken görülüyor ki Kefernahum’da bu soruya getirilebilecek alternatif cevaplardan biri. Filmde fiili bir savaş yok; Suriyeli mültecileri görüyoruz; hatta bir ara Zain Suriyeli mültecilerin İsviçre’ye gideceğini öğrenince onların arasına karışmaya çalışıyor. Fakat Zain ile şehrin arka sokaklarında dolaşırken insanların yaşam savaşı verdiğini görüyoruz. Ailesini onu doğurduğu için mahkemeye veren Zain’in hikayesini anlatan Labaki’nin çözümü onu hiç doğurmamakta bulduğunu söyleyebilir miyiz peki? Böyle bir suça ne ceza verilebilir? Hâkimin bu sorusuna “bir daha çocuk yapmamalarını”, cevabını veriyor Zain.

Babası ise “Beni bilmediklerimden suçlayamazsınız. Benim bildiklerim bu kadar. Bana çocuk ailenin belkemiğidir, çocuksuz aile olmaz dediler… Evlendiğim güne lanet olsun” sözleri ile inancının gereğini yapığını fakat belki de hatalı olduğunu ifade eder.

Labaki’nin bu filmi ‘Bu kötü dünyaya çocuk getirmek istemiyorum’ klişesi ile yaptığını iddia etmek sığ ve idraksiz bir yaklaşım olur. O, bir çocuğun şaşkınlığı ile bakmış dünyaya ve bize de resmin ora dan bakınca nasıl göründüğünü göstermek istemiştir. Sanatçının yapmak istediği ve aslında yapması gereken de budur zannımızca.

Film “bekleyen dosyalar”ın olduğu odaya bir memurun elindeki dosyayı diğer dosya yığınlarının arasına bırakmasının ardından Zain’in kimlik için fotoğraf çekilmesi ile nihayete erer. Bu hikaye mutlu son ile bitti fakat mutlu bitmeyi bekleyen onlarca hikaye var diyor; üzerindeki sorumluluğu tamamlayıp sıranın çözüm mercilerinde olduğunu gösteren Nadine Labaki…

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın