Yönetmenliğini Benedikt Erlingsson’un üstlendiği Woman at War orijinal adıyla Kona fer i strio, 2018 yapımı bir İzlanda filmi. İlk gösterimini Cannes’ın Eleştirmenler Haftası kapsamında gerçekleştiren filmin senaryosunu ise Benedikt Erlingsson, Olafur Erlingsson’la birlikte yazmış. Buradan en iyi senaryo ödülü ile dönen filmin başrolü ise Halldora Geirharosdottir’e emanet. Ülkemizde Filmekimi kapsamında gösterilmişti, bu hafta genel vizyonda.

Karakterimiz Halla, orta yaşlı bir koro eğitmeni, aynı zamanda ses getiren eylemlere imza atan çevreci bir aktivist kadın. Yerel bir alüminyum fabrikasına savaş açmış durumda. Elektrik direklerini sabote ederek fabrikanın çalışmasını engelliyor. Yaptığı bu eylemler hükümet yetkililerinin ve halkın dikkatini çekiyor. Halla tam planının en önemli kısmını harekete geçirmek üzereyken uzun zaman önce umudunu kaybettiği bir durumla ilgili haber alıyor. 4 yıl önce bulunduğu evlatlık edinme talebinin kabul aldığını ve kendisini Ukrayna’da bekleyen dört yaşında kimsesiz bir kız çocuğu olduğunu öğreniyor. Halla hem anne olmak hem de çevreci eylemlerine devam etmek arasında bir ikileme düşüyor.

Filmin en güçlü yanı kuşkusuz, kadına bakış açısı ve yarattığı kadın karakterin özgünlüğü. Bağımsız ve güçlü kadın karakter yaratayım derken onu garip bir biçimde erkekleştirme tuzağına düşen hikayelerden biri olmamayı başarıyor. Halla, ataerkil toplumun biçtiği kadınlık rollerini yıkan sağlam, kendine yeten ve mücadeleci ruha sahip biri. Eylemini gerçekleştirmek için tek başına dağlara çıkıyor, atlıyor, zıplıyor, koşuyor, ok atıyor. Bekar ve yalnız yaşayan, bu durumdan mutlu, işini seven ve anne olmak isteyen bir kadın. Yönetmen bize bunları gösterirken gözümüze sokmaya çalışmıyor ya da bir Hollywood anlatısı gibi ne yaptığını bilmeyen klişe bir kadın savunuculuğuna soyunmuyor. Zaten olması gerekenin bu olduğunu anlatıyor. Kadınların kendilerine yeten, bir erkeğe ihtiyacı olmadan her işi başarabilen varlıklar olduğunu hem aktivistlik hem annelik meselesi üzerinden anlatıyor. Hükümet politikalarına da büyük bir eleştiri mevcut filmde. İzlanda’nın olağanüstü ve bakir doğasının kapitalist sistemler tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Halla bunu engellemek için yakalanma ve hapse atılma riskine rağmen mücadelesinden vazgeçmiyor. Hükümetin ve medyanın onu nasıl huzur bozan, zarar veren bir teröristmiş gibi yansıtmaya çalıştığını görüyoruz. Halkın çoğunluğu da “huzurumuz kaçmasın” mantığıyla bu eylemlerin kendi özgürlüklerine saldırı olduğunu savunuyor. Hikayedeki ideoloji bunlarla da sınırlı değil. Irkçılık meselesine de değiniyor. “Koyu tenli” bir turist fabrikanın çevresinde görüldüğü için şüpheli olarak tutuklanıyor. İlgisi olmadığı anlaşılınca serbest bırakılıyor ama sonradan birkaç kere daha tutuklanmaktan kurtulamıyor. Bu durum tekrarlandıkça komik bir durum ortaya çıkarmasıyla birlikte, yabancıya duyulan korku ve ön yargının boyutunu da gösteriyor.

Filmin en etkileyici anları Halla ve doğanın birlikteliğini gördüğümüz sahneler. Halla, dağlarda arama yapan helikopterlerden kaçarken hep doğaya sığınıyor. Kayalıkların arkasına gizleniyor, oyuklara saklanıyor, nehirlerde yıkanıyor, toprağı ve çiçekleri kokluyor, bir koyunun postuna bile gizleniyor. Tabiat ana ona her zaman kucak açıyor, yardım ediyor, asla yarı yolda bırakmıyor. Bu sahnelerde aslında doğa ve insanın bir bütün olduğunu, ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu görüyoruz. Kadın bedeni de gizlenmiyor ya da ideal olduğu düşünülen bir formda sunulmuyor. Yüzme havuzunun soyunma odalarında çıplak olarak görüyoruz orta yaşta kadınları örneğin. Çok orijinal ve hoş bir fikir içeriyor film aynı zamanda. Halla’yı herhangi bir yerde eylemlerini gerçekleştirirken gördüğümüzde güzel bir müzik duyuyoruz, sonra bir kamera hareketiyle bunun Halla’nın yanı başında canlı bir orkestra ve kadınlar korosundan geldiğini görüyoruz. Bu düzenli olarak tekrarlanıyor. Hikayeye mizah unsuru katan, çok tatlı bir yabancılaştırma efekti oluşturulmuş bu sayede.

Woman at War, sonunda kadın dayanışmasını da destekleyen beklenmedik bir finalle hikayesini noktalıyor. Hem iyi hissettiriyor hem düşündürüyor. Hem umut dolu hem karamsar bırakıyor. En nihayetinde kadın olmak ve doğa sevgisi üzerine yapılmış en orijinal filmlerden biri olarak hafızamızda yer ediniyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın