Kuklacılık önemli bir sanattır. Türk kültüründe kukla oynatmak önemli bir noktadadır. Anlatıldığında gülünç gelse de iyi yapıldığında keyif veren bir sanattır. 90’lar civarında doğan herkesin çocukluğu Muppet Show’a elbette denk gelmiştir. Jim Hanson ve Frank Oz, kariyerlerini kukla üzerine yapmış 2 önemli isimler. Susam Sokağı veya Muppet Show. Hepsi birbirinden özel ve güzel programlardı. Susam Sokağı daha çok çocuklara yönelik olsa da Muppet Show yetişkinlere de hitap ediyordu. Uyuz dedelerin gülüşünü hala hatırlarım. Kukla deyince yetişkinlere özel bir şey yapmak mümkün müdür sorusu geliyor akla. Jim Hanson ve Frank Oz 1982’de bunun cevabını verdiler. Yönetmenliğini yaptıkları Dark Crystal, kuklalarla çıkılmış epik bir yolculuktu. O epik yolculuk geri döndü.

Kısaca konusuna değinelim… Thra’nın başından beri varlığını sürdüren Skeksis’ler güçsüzlüğü; bir diğer deyişle ölümü hissetmektedir. Kendilerine can verecek bir şeye ihtiyaçları vardır. Bilim adamlarının keşfi ile Gelfling’lerin öze çevrilip içilebileceğini fark eden Skeksis’ler, ölüm korkusunun verdiği bencillikle Gelfling’leri teker teker öze çevirmeye başlar. Onların bu korkunç planını Rian ve yaşam ağacının görevlendirdiği Deet, bir şekilde bozmaya çalışır. Böylece Skeksis ve Gelfling’ler arasında yeminleri çiğnemeyi göze alacak bir savaş başlar.

Muppet Show’u uzun yıllar izlemiş biri olarak kuklaları ne kadar sevsem de konu elfler, yaratıklar, canavarlar, büyüler ve savaşlar olunca içerisinde kuklaları düşünmek biraz gülünç oluyor. Diziye başlarken biraz yadırgayıp hafife aldığımı itiraf etmem gerek. İzlerken garip geliyor. Eminim ki yalnız değilim. Lakin dizi, klişe de olsa kurduğu hikaye ile kendini izlettirmeyi başarıyor. Yüzüklerin Efendisi ya da World of Warcraft temasını andıran dizi, hikayeyi güzel kurmakla beraber sahtelikten ve sıkıcılıktan uzak duruyor.

Her bölümü bir aksiyon tufanı niteliğinde olan dizinin tercihleri de oldukça gerçekçi. Ölümün de dahil olduğu, kandan kaçınılmayan bir dizi olması sıkılmadan izlememdeki en büyük sebeplerden biriydi. Hakeza, ne kadar CGI efektlerinin az olduğunu iddia etseler de görsel efektler gerçekten etkileyiciydi. Set tasarımı, karakter tasarımı ve tabii ki seslendirme harika bir şekilde yapılmış.

Seslendirme kadrosunda Nathalie Emmanuel, Taron Egerton, Anya Taylor-Joy, Benedict Wong, Gugu Mbatha-Raw, Mark Hamill gibi önemli isimlerin yer aldığı dizide Simon Pegg en çok ön plana çıkan isim oluyor. Seslendirdiği The Chamberlain karakteri ile muhteşem bir işe imza atan aktör çıktığı her sahnede beni keyiflendirmeyi başardı.

Sözün özü… 1982 yılının devamı niteliğinde Age of Ressistance, kaldığı yerin de üstüne koyarak klişe ama oldukça keyifli ve heyecanlı bir 10 bölüm sunuyor. Dizinin kuklalardan oluşması ne kadar gülünç olsa da ortaya çıkan sonuç başarılı. Özellikle seslendirme olmak üzere set tasarımından efektlere kadar her şey harika. Üzerine bir de Simon Pegg eklenince dizi, kendini son saniyesine kadar izlettirip üstüne gelecek sezon için merakta bırakıyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın