İbn-i Haldun, 1300’lü yıllarda “Coğrafya kaderdir.” derken elbette bu kadar çağları ve yüzyılları aşan bir laf ettiğini öngörememiştir. Fakat günümüzde, her sektör bazında bu ‘kader’ yakıştırması yakamıza yapışmış durumda… Başta edebiyat olmak üzere…

Geride bıraktığımız haftada yaşanan iki vahim hadise, Türkiye’de edebiyatın ve onu sektörleştiren unsurların kaderden çok da kaçamadığını gözler önüne serdi. Neydi o iki hadise?

İlki, pek prestijli ve pek sevilen bir yazar ajansının sahibinin; hemcinsi Ece Temelkuran’ın bir röportajında paylaşılan fotoğrafı üzerine “Güzel bacak olmadan olmaz yahu ver bacağı gelsin satışlar anambabam :)” yazarak Instagram’da ‘story’ olarak paylaşmasıydı. Nermin Mollaoğlu’nun bu paylaşımı, başta bu ajanstan ekmek bekleyenler olmak üzere pek çok kesim tarafından pek tabi ki görmezden gelindi…

Ardından, Sel Yayıncılık’ın bandrol usulsüzlüğü patladı. Ferit Edgü ile barışarak yollarını ayırdıklarını ifade eden yayınevi, Edgü’den yalanlama gelince ölü taklidi yapmaya -şimdilik- devam etmeyi tercih etti.

Yayınevi sahibi İrfan Sancı’nın açıklaması.

Sözün özü bir haftada ne cinsiyetçilik kaldı ortada ne de usulsüzlük. Coğrafya kaderdir, 1300’den bu yana… Kaderi yenemezsin ama değiştirebilirsin. Peki mevcut sistemde bu mümkün mü?

Örneğin, dosyasını Sel veya muadili bir yayıncıya göndermiş ve bu yüzden de şu anda sessiz kalan edebiyat sahnesinin aktörleri, aktrisleri, aktörü veya aktrisi olmaya aday isimleri mi değiştirecek sistemi? Yahut mevzubahis ajansta işleri olan, olmaya aday olan, olması için can atanlar mı değiştirecekler düzendeki bu çürümüş zihniyetleri?

Mümkün değil.

Ana konulara tekrar, hızlıca dönecek olursak; bandrol usulsüzlüğü aslında sektörün çok da uzak olduğu bir mevzu değil. Edebiyat ile sadece okurluk bağı olanlar için basit bir şekilde özetleyeyim: Bandrol denen hadise, beş lira bile tutmayan bir maliyeti olan, sözleşme ile sabitlenmiş ve yazarın telif hakkını güvence altına alan bir detay. Bir kitabın kaç tane basıldığının netleşmesi için, ki satış rakamı üzerinden veya baskı adedi bazında telif sözleşmesi olan yazarlar için önemli bir noktadır bu, takip mekanizması oluşturabilecek tek şey de bandroldür.

Bilhassa para ile kitap basan yayınevlerinin tercih ettiği bu usulsüzlükte durum şöyle olur: Yazardan, yahut yazar adayından, 1000 kitap basımı için para alan yayınevi bandrolü iki yüz, üç yüz veya beş yüz tane çıkarttırır ve beş yüz kitap basar. Ya da tam tersi, bandrolü bin adet çıkarttırır ancak Sel Yayıncılık’ın yaptığı gibi telifsiz bastığı kitaplardan çıkarttırdığı fazla bandrolleri yüksek forma ile bastığı kitaplara yapıştırır. Yazar 1000, 2000 veya 3000 kitabının basıldığını sanırken yayınevi 7000, 8000, 9000 kitabı piyasaya sürmüş olur.

Bu sistemin değişmesine ihtiyacımız var mı peki?

Ferit Edgü gibi, çok değil beş yazar / şair mağdur olsa kendiliğinden değişebilecek bir sistemin çarklarında ezilmeye mahkum yazarlar, yazar adayları bir gün dosyalarını Sel gibi yüksek prestijli (!) bir yayıncıdan bastırıp, yurt dışı basımları için Kalem Ajans gibi yüksek prestijli (!) bir ajansla anlaşmayı düşledikçe…

Sistem değişse ne olur, değişmese ne?
Coğrafya aynı kaldıktan sonra, bir manası var mı gerçekten?

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın