“Yanlış başka insanlar içindir.”

Fanny Brice

Bazen gökten bir kitap, bir şarkı, bir resim, bir tiyatro oyunu, bir film düşer. Siz bir yıl veya iki yıl önce (zamanı belirgin kılmak çok da önemli olmamakla birlikte) bir yerlerde bir şeyler yapıyorken yazılan kitap, söylenen şarkı, yapılan resim, çekilen bir film bir yıl veya iki yıl sonra işte, tam da sizi bulması gereken zamanda gelir bulur. Anlarsınız ki henüz 2018 bitmemiştir. Ocak ayıdır hala ve bu ay geçmiş olunan yıla veya yıllara el vermektedir. O yüzden belki de senenin bittiğini gösteren, sene sonuna istinaden yapılan film listeleri, kitap listeleri vb… meyletmemek en iyisidir.

2018 yılı yapımı, yönetmenliğini Marielle Heller’ın üstlendiği Can You Ever Forgive Me filmi 2019 yılına girmiş olduğumuz ocak ayında çıkıp gelerek zamanın içinden elini uzatıverdi. Filmi Lee İsrael’e aşinalığımdan açıp izlemek istedim sadece, o kadar. Tabii ki bilemezdim gerçek otobiyografik hikayeden çekilmiş olan bir filmden bu kadar etkileneceğimi. Demek ki Lee İsrael’e ‘aşina’ değilmişim! Çok iyi bildiğinizi düşünseniz de insan hikayelerinde bilmediğiniz birkaç ufak nokta mutlaka vardır. Bu kendi hikayeniz olsa bile!

Lee İsrael’in hikayesini sıradan olmaktan çıkaran faktörlerden ‘biri’ bir zamanlar yaşamış ve ünlenmiş (özellikle sanatçılardı bunlar) kişilerin mektuplarının aslını aratmayacak şekilde kopyalarını üretip koleksiyonculara satmasıydı. Bu ‘Aslı Gibidir’ mektuplardan 400’e yakın mektubu orijinallerini aratmayacak şekilde yeniden yazmış, imzalamış ve 10’un üzerinde koleksiyoncuya satabilmeyi başarmıştı. Fakat elbette daha da fazlası vardı.

Lee İsrael, 1939’da New York şehrinde doğdu. 2014 yılında 75 yaşında öldüğünde yukarıda yazdığım işlere bulaşmasaydı 1950’li yıllardan başlayıp 1970’in son çeyreğine kadar sürecek olan başarılı biyografi yazarlığından söz ediyor olacaktık fakat o zaman da İsreal’in otobiyografik hayatı bu kadar ilgi çekici olmayacaktı. Estee Lauder ile çalışmış, 1970 yılının sonlarına kadar biyografi yazarı olarak usta işi kitaplara imza atmış olan İsrael biyografi yazarlığının önemini yitirmeye başlamasıyla sıfırı tüketerek zor günler geçirmeye başlamıştır. Tamamen yalnız kalan, çok içen, toplumun ve tabii ki -asıl olarak- sanat dünyasının gündelik işleyiş tarzına ayak uyduramamaya başlayan İsrael’in bir gün bir kütüphanede ünlü bir yazarın (Fanny Brice’ın) orijinal mektubunu bulmasıyla başlayan asıl serüveni Ernest Hamigway’in mektuplarının da aralarında bulunduğu 400’e yakın mektubu orijinallerini aratmayacak şekilde taklit edip koleksiyonculara satmasıyla illegal bir noktaya ulaşacaktı.

Kendini artık bir yazar gibi hissetmezken, yayıncısı bile ona sırtını çevirmişken görünürde geçinebilmek uğruna içine girdiği ve gittikçe daha iyi yapmaya başlayıp, yüksek miktarlarda para kazanmaya başlamasıyla aslında görünür olmayan sebeplerin başında gelen kendini tekrar yazar gibi hissetme ve bu anlamda önemli bir yere konumlandırma çabasıyla yakalanabileceğini düşünmeksizin hareket etmesi sonunun başlangıcı olacaktı. Ve sürecin sonunda yaptıklarımdan pişman değilim diyerek şu cümleyi kuracaktır:

“Kim demiş suçların bir yararı yok diye(!)?”

Sıradan olabilecek yazarlık hayatına bir parantez açarak yaşadığı bu sıra dışı olayları 2008 yılında kitaplaştırarak bu sefer kendi biyografisini yazan Lee İsrael, Can You Ever Forgive Me, filminin de çekilmesine sebebiyet verecekti aslında. Filmin en güzel tarafı merkeze iki eşcinsel karakterin dostluğunu koymasına rağmen bu iki karakterin eşcinselliklerini kör gözün parmağına yaparak vermiyor oluşuydu. Bunun yerine gerçek dost bulmanın yıllar geçtikçe nasıl zorlaştığı, kalabalıkların insanı nasıl yok ettiği ve sanatın içinde var olmaya çalışırken var olan yeni sistem içinde asimile olmak istemeyen bir yazarın, kaybolmaktan korkarak giriştiği illegal işlerin sanatçı olma değerini alt üst etmeksizin veriliyor oluşu filmi değerli kılan en önemli faktördü.

Önümüzdeki ay yapılacak olan Oscar Akademi Ödül Töreninde, En İyi Kadın Oyuncu (Melissa McCarthy), En İyi Erkek Oyuncu (Richard E. Grant) ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında aday olan Can You Ever Forgive Me; en iyi kadın oyuncu dalında Oscar’a aday gösterilen adaylarda bir tık daha ne tarafa meyledeceğim konusunda beni sıkıntıya sokmuştur.

Genellikle bir atımlık popüler sinema filmlerinden tanıdığımız, Gilmore Girls dizisindeki tatlı Sookie performansının kat kat üstüne çıkarak harika bir oyunculuk sergileyen Melissa Mc. Carthy bu filmi dönüp tekrar izlemem için başlıca etken. Öyle ki The Favourite filmindeki performansıyla tek geçtiğim ve ‘En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı tabii ki O’na verilmeli’ dediğim Olivia Colman yerine Oscar, “Melissa McCarthy’e mi verilse acaba?” diye düşünmeden edemedim. Aynı derecede Richard Grant da naif fakat kurnaz olmaya çalışan yakın arkadaş performansıyla çok iyi.

Dimağımda yıllar önce izlediğim Sideways (2004) ve bu sene izlediğim Private Life (2018) muazzamlığında bir tat bırakan Can You Ever Forgive Me filmini izlemeden geçmeyin.  

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın