Amerikalılar blockbuster filmleri Allah var güzel yapıyorlar. Sinemaya gidip eğlenmek, alabildiğine aksiyona ve görselliğe doymak adına Hollywood’un eline kimse su dökemez. Amaçları da zaten sadece bu: Eğlendirmek. Aksiyona doyurma konusunda da en iyi temaları -bence- yıkım. Artık dikine uzanan binalarından tiksiniyorlar mı bilmiyorum ama kendi şehirlerini yıkmaya bayılıyorlar. Godzilla the King of Monsters da “yıkım sinemasını” bir seviye daha yukarı çıkararak seyirciye kocaman, devasa bir şölen sunuyor. O kadar devasa ki sinema tarihindeki en büyük canavarlarla karşı karşıyayız.

Kısaca konusuna değinelim… Godzilla ve Kong sonrası insanlar dünyanın gerçek sahibi olmadıklarını öğrenir ve bu devasa titanları aramaya başlarlar. Çoğunu da bulurlar. Amaçları onları kontrol altında tutup uyanmamalarını sağlamak ya da uyanırlarsa etkisiz hale getirmek. Bunu nasıl yapacaklardı onu da merak ediyordum açıkçası. Fakat bir grup eko-terörist, dünyayı sıfırlamak adına bu uyuyan titanları uyandırmaya karar verir. Sırasıyla tüm titanların uyanmasıyla da iş başa düşer ve büyük patron Godzilla sahneye çıkar.

Son yılların en meşhur konusu “kitle imhası” Godzilla’da da karşımıza çıkıyor. Milyarların iyiliği için milyonların ölmesi fikri artık birçok filmin ana konusunu oluşturuyor. Fakat Godzilla bu konuya farklı bir yaklaşım getiriyor. Diğer filmlere nazaran, büyük bir katliam peşinde olan “kötüler” aslında yanlış bir hesaplama yaparak birkaç milyonu değil, bütün dünyayı yok olma eşiğine getiriyorlar. Hiç yoktan iyidir. Birkaç alavere dalavere eklenmesi hoş olmuş açıkçası.

Fakat filmi muhteşem kılan şey tabii ki canavarları ve aksiyon sahneleri. İlk Godzilla filminde Gareth Edwards muhteşem bir iş çıkarmıştı. İkinci film ise ilk filmin daha da üstüne çıkıyor. Bu tarz filmler genel itibariyle görsel ve aksiyon ile zaten seyircisini tatmin edebiliyor. Lakin bunların yanına iyi bir yönetmenlik de eklenince, filmden alınan tat bambaşka oluyor. Michael Dougherty, harika bir yönetmenliğe imza atarak filmin izlenebilirliğini arttırmayı başarmış.

Gojiro filmlerinin çoğunu izlemiş biri olarak devasa yaratıklara ve Gojiro’nun düşmanlarına hayranım. İlk filmde Gojiro’nun hakkını vermeyi başarmışlardı. Görkemli ve devrilmez bir kertenkele yaratmışlardı. İkinci filmde de aynı başarıyı tekrarlayıp Gojiro ile beraber bütün düşmanlarının endamını fevkalade bir şekilde yansıtmışlar. Özellikle ayırabileceğim tek bir isim bile yok. Ghidorah, Rodan, Mothra… Hepsi o kadar mükemmel tasarlanmış ki, izlerken büyülendim. Aralarındaki savaşın endamı, insanların da araya karışması ve tasarlanan aksiyonlar resmen nefes aldırmayacak türden. Sıkıntılar yok mu? Tabii ki var. Ama hiçbiri zorla pazarlanan 3D gözlüğü kadar büyük değil(!)

Sözün özü… Godzilla the King of Monsters, beklenen o devasallığı ve bitmek bilmeyen yıkımı sonuna kadar veriyor. Görselinden sesine kadar her şeyiyle etkileyici bir iş olan film, keyif almaya giden herkesin salondan mutlu ayrılmasına sebep olacaktır. Zaten Hollywood’un iyi yaptığı bu yıkım aksiyonuna biraz hikaye biraz da iyi yönetmenlik eklediğinizde, unutulmayacak bir iş çıkıyor ortaya. BluRay’in düşmesiyle beraber açıp tekrar tekrar tekrar izleyeceğim film olacak. Özellikle Rodan’ın uçarken şehri tam tabiri ile rüzgarına kattığı sahne bana o “yıkım” hissini sonuna kadar yaşattı.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın