Yazımın başlangıcında bir yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum. Eminim ki bu filme gitmek isteyen birçok kişi filmi Peter Jackson’ın çektiğini düşünüyor. Hayır arkadaşlar, Yüzüklerin Efendisi ile kalbimizi çalan adam sadece filmin yapımcısı. Filmin yönetmenliğini Christian Rivers adında bir arkadaş yapıyor ki izlerken “evet bu Peter abi değil” diyeceksiniz. Bunu baştan bilmeniz bence iyi olacak çünkü filmi ona göre yorumlayacaksınız. Sonra vay efenim “Peter abi de paslanmış” falan demeyin. Peter abi sağlam, Rivers çömez. Bu kafa karışıklığını giderdikten sonra konuya geçelim.

Mortal Engines; 2100’lerde geçen bir distopya hikayesidir. İnsanlık, nedendir bilinmez, onca teknoloji üretiminden sonra dur bi kendimi yok edeyim der ve olanlar olur. Yerleşik hayat yok olur ve insanlar, mobilize bir sisteme geçerler. Şehirleri Mad Max usulü devasa motorların üzerine koyan insanlar, hareket eden hatta küçük şehirleri Agar.io tadında yiyebilen bir şekle çevirir. Yerleşik hayatın tek bir yer hariç olmadığı evrende sadece hareket eden şehirler vardır. Bizim maceramız da Londra adlı şehrin, evet gerçek Londra’dan bahsediyoruz, avrupaya av için gelmesi ile başlıyor. Londra’nın menziline girdiğini öğrenen Hester Shaw da yıllarca susadığı intikamını almak için Londra’ya ulaşmaya çalışır.

Amerikalılar son yıllarda birçok konuda kötü işler çıkarıyorlar evet, ama iş dev robotlar ya da canavarlara gelince gerçekten iyi çalışıyorlar. Kapitalist kafa işte. Haklarını yemeyelim. Film, görkemli şehirlerin devasa şovu olmuş. Eğer benim gibi devasa şeyleri seviyorsanız Mortal Engines sizi kesinlikle tatmin edecektir. Godzilla’ya çarpıp hasar verecek derecede büyük şehirlerden bahsediyoruz. Görsel açıdan ve tasarım açısından film gerçekten on numara beş yıldız. IMAX izliyorsanız çıkışta başınız ağrıyacak. O derece muntazam bir iş var.

Fakat filmin görseli dışında kalan konuları hakkında pek de iyi konuşamayacağım. Peter Jackson uyarısını burada yeniden yapıyorum. VFX ekibi gerçekten iyi ama senaryo, oyunculuk ve kamera kullanımı maalesef vasat. Senaryo; size keyifli, devasa bir heyecan sunuyor. Burada bir sıkıntı yok. Romanın yazarı Philip Reeve bile tasarımdan ve senaryodan memnun kalmış olsa gerek ki “tam da kafamda kurduğum gibi” diyerek filmi övüyor. Ama oyunculuk, özellikle casting vasat bile değil. Başroldeki Hera Hilmar ile Hugo Weaving harici film maalesef kötü, çok kötü bir kadroya sahip. Jihae’yi burada ayırmak istiyorum. Çin pazarı için tercih edilen Jihae garip bir egzotikliğe sahip. Var olduğu sahnelerde hem itici hem de çekici olabiliyor.

Fakat filmi bence vasat kılan tek şey yönetmen. Christian Rivers, ki kendisinin ilk uzun metraj filmi, maalesef filmi yer yer gereksiz heroizm ile boğmuş. Sonradan gelen ve günü kurtaracağı düşünülen kişiye yavaş yavaş yaklaşan kamera, alttan verilen epik müzik yerinde kullanıldığında etkilidir. Kahraman edası oluşturur. Ama yönetmen her 15 dakikada bir bu kamera ile surata yaklaşma hareketini yaptığı için bir yerden sonra baymaya başlıyor. Bir noktadan sonra film yönetmenin göze sokma çabasına dönüşüyor. Akışına bırakmamış olması, sürekli bir heroizm arayışı maalesef filmin önüne geçmesine sebep olmuş. Bu konuda yönetmen, bence, filmi aşağı çekmiş. Halbuki Peter abi olsa bu film bir epik olabilirdi.

Sözün özü… Mortal Engines, öylesine delice öylesine çılgın bir aksiyon vaat ediyor ki çıkışta başınızın ağrıması bilete dahil. Devasa şeyleri seviyorsanız şehirler sizi büyüleyecektir. Özellikle IMAX izleyenler gerçekten bayılacaktır. Görsel açıdan film şahane olsa da oyuncular ve yönetmenin vasatlığı yüzünden maalesef o istenen “efsane” seviyeye bir türlü ulaşamıyor. Yine de Mortal Engines, sizlere muntazam bir macera öneriyor ki kaçırmamanızı öneririm.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın