Bonnie and Clyde, zamanının en çok konuşulan aşklarından biriydi. Onları bu denli “farklı” kılan tabii ki, birlikte işledikleri suçlar ve birbirlerinden asla ayrılmamaları oldu. Yaşanılanlar dilden dile aktarıldı ve herkesçe bilinir oldu hikayeleri. Günümüzde ise halen birçok dizide, filmde ve hatta kitapta bile kendilerine gönderme yapılır.

Bonnie and Clyde, Amerika’nın buhran döneminde tanışmış ve birbirine aşık olmuş iki suçlu. Bonnie’nin daha önce karıştığı pek bir şey yok fakat Clyde sabıkalı. Hatta hapiste bile rahat durmuyor. “Barrow Çetesi” adını verdikleri bir çeteleri var ve bu çeteye Clyde’ın abisi ve karısı da dahil.

Onları bu kadar özel yapan şey ise, pahada ağır şeyler çalmamaları ve her hırsızlıklarının sonunda, olayın gerçekleştiği yere çiçekler bırakmaları. Aslında bu bir mesajdan fazlası. Bize, buhran dönemindeki Amerika’yı da resmediyor.

1934′te ikisi de “birlikte” öldürülüyor. Yan yana gömülmek istiyorlar öldüklerinde. Fakat vasiyetleri yerine getirilmiyor. Fakat 20. yüzyılın en akılda kalan isimlerinden oluyorlar.

Öyle ki, 1967′de bu hikayeleri filme aktarılıyor. Filmin başrollerini Warren Beatty ve Faye Dunaway üstleniyor. Warren Beatty, aynı zamanda yapımcı koltuğunda. Kendisi Clyde rolüne talip olmadan önce, ablası Shirley Maclaine’in Bonnie rolünü alması konuşuluyor fakat daha sonra Clyde rolünü Warren Beatty’nin bizzat kendisi üstlenince, Shirley Maclaine yerine Faye Dunaway’de karar kılınıyor. Tabii Faye Dunaway’e gelene dek, birçok ünlü isim düşünülüyor bu rol için.

1967, Amerikan sineması için önemli bir yıl. Çünkü aynı yıl çekilen ve büyük bir etki yaratan bir film daha var. O da “The Graduate”. Ve bu iki film, Amerikan sinemasında yeni bir çağın başlamasına öncülük etti.

Özellikle Bonnie ve Clyde’da Fransız Yeni Dalgası’nı görürüz. Şiddet, seks, şiddet gibi temalar Hollywood’da daha öncesinde, böylesine gündeme getirilmemiştir. Film esnasında sürekli Jump Cut yapılır. Bu da bir Yeni Dalga sineması örneğidir. Ve en önemlisi, Bonnie ve Clyde ile birlikte yapımcı sineması biter ve “Auteur Sinema” dönemi başlar. Yani yönetmen ölçekli bir Amerikan sineması dönemi başlar. Peki Bonnie ve Clyde’ın yönetmeni kimdir? Arthur Penn.

Bu dalga 1970′lerin ortasına dek devam eder. Ta ki, Steven Spielberg’in yönettiği Jaws’ın gişe rekorları kırmasına dek.

Fakat o döneme dek, yaklaşık 10 senelik bir zaman diliminde, Amerika’da eşsiz filmler çekilmiştir. Bu filmler halen sevilir ve izlenir.

Bonnie and Clyde filminde senaryo bakımından kopukluklar görürüz. Öyle ki, gerçek hikayeden biraz sapılmıştır. Normalde Bonnie Parker, bir evlilik geçirmiştir ve ölürken dahi o evliliğindeki yüzük takılıdır parmağında. Ve Clyde Barrow ile giriştikleri bir soygundan sonra kaza yaparlar ve bu kaza sonucu bacağı yanar. Daha sonra da yürümekte zorluk çeker Bonnie. Fakat filmde bunu da göremeyiz. Fakat filmin sanat yönetmenliği, üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen halen konuşulur ve film okullarında ders olarak gösterilir. Dean Tavoularis, filmin bütün sahnelerini o döneme ait fotoğrafları kullanarak yapmıştır ve setlerin hazırlanması 20 gün sürmüştür. Sanat yönetmeninin bu titizliği filmdeki mekanların ve detayların gerçek ile birebir olmasını sağlamıştır.

Filmin Western bir havası vardır genel olarak. Müzikler de bu yöndedir. Seçilen mekanlar, 30′ların ruhuna göre belirlenmiştir.

Bizler filmi izlerken, hikayesi 30′larda geçen 60′lar filmi izleriz. Başkaldırış, şiddet ve gençlik ateşi 60′lara aittir.

Filmdeki kostüm seçimleri tam anlamı ile muazzam. Kadınlar da erkekler de her zaman şık. Özellikle Faye Dunaway’in kostümleri göz dolduran cinsten. Günümüzde de halen “şık” addedebileceğimiz parçalar seçilmiş. Fakat öte yandan da, işçi sınıfını görürüz. İşçi sınıfı da her zaman mütevazi. Öyle olmak durumundalar. Çünkü ülkede büyük bir buhran var. Bu yüzden Bonnie and Clyde çiftine sempati duyanlar bile oluyor. Filmde de bunun örneklerini görüyoruz zaten.

Bu arada anektod olarak geçelim, filmin orjinal yönetmeni; yeni dalga sinemasının öncülerinden olan François Truffaut. Fakat, kendisinin o dönemde başka bir işi olduğu için proje Warren Beatty’ye geçiyor ve daha sonra Arthur Penn ikna ediliyor. Bu yüzdendir belki de filmde “başkaldırışın” bu denli öne çıkması.

Filmin arkaplanını incelediğimizde, günümüzde bize çok da uzak olmayan ekonomik sıkıntıları ve kapitalizmin Amerika’yı yavaş yavaş sarmasını görürüz. Öyle ki gittikleri sinemada izledikleri film bile ekonomik buhran ile ilgilidir. Burada gerginliği de gitgide görmeye başlarız. Çünkü gerçek manada bir suça karışmışlardır ve aranmaya başlanacaklardır. Bonnie endişelidir. Faye Dunaway, henüz 26 yaşındayken hayatının rolünü oynamıştır bu filmde.

Film, akademi tarafından da değer görmüştür. 8 adaylığı bulunan film, 2 ödül almıştır.

Bonnie and Clyde başlı başına özenli bir çalışmanın ürünüdür. Soymaya çalıştıkları markette aldıkları ürünlerden tutun, çaldıkları arabalara dek dönemini yansıtmaya çalışmıştır film. Bankalar, bakkallar, evler… Bu noktada başarılı da olmuştur.

Filmin sinematografisi de döneminin üstündedir. Burnett Guffey de bu işi ile akademi ödülünü evine götürmüştür bile. Bonnie’nin, tüm ailesini gördüğü sahnede her şeyi daha da flu görürüz. Daha sarıdır renkler. Bu sahnede Bonnie oluruz. Çünkü bize “nostaljik” bir his yaşatmak istemişlerdir. Başarmışlardır da.

Bonnie and Clyde çekileli 50 yıl oluyor. Fakat bıraktığı etkileri günümüzde görmek mümkün. Sinemaya yeni bir soluk getirdikleri de kesin. Bonnie Parker ve Clyde Barrow’un, onların çetesinin bu denli bilinmesinin sebebi de bu filmdir.

Bonnie and Clyde’ı “dramatize” etmemeye çalıştılarsa da, bir noktada halk onlara sevgi ve sempati duymuştur ve bu da filmin yapımcılarını rahatsız etmiştir. Bonnie and Clyde azılı bir suçluydu. Ve birlikte kaderlerini yazdılar. Birileri yaşadı, birileri çekti ve birileri de izledi. İzleyecek de.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın