Search

Boğaziçin’in Şıngır Mıngır’ı; Salah Birsel

250

“Yıllardan beri okuduğum yazılardan bende kalanlar defterlerdedir. Ben okuduklarımdan arta kalanlara mantarlar bahçesi adı veririm.Bu senfoniye çer çöp katılır.Mantar bahçesi kısa zamanda beyaz, sarı, yeşil ve siyah küf bağlar. Bu küflerin yani mantarların ipince iplikleri de koskoca kütükleri, kabukları, dalları çürütüp humusa eklerler. Bundan yepyeni orman fışkırır.Benim çalışmalarım da üç aşağı beş yukarı budur.”

Her şey birbirinin içinde; birbirinin içinde saklananları ise ölüme mahkum etmemek, onlara yaşama olanakları sağlamanın adıdır; Salah Birsel.Yaşamı üç ayrı şehirle şekillenecek Birsel 1919’da dünyaya gelir.İzmir’de Saint Joseph Fransız Okulu ve İzmir Erkek Lisesi’ne başlar. Daha sonra yolu İstanbul’a düşer. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne gider. 2 yıl sonra aynı üniversitenin Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne geçer ve 1948’de mezun olur.

Siyah beyaz İstanbul sokaklarını imrenilen hoşluğu Salah Birsel’in döneminin halidir.Okuru Beyoğlu’nun kahvehanelerinin sohbetine dahil eder. Kahveler kitabında 1940 yılında Küllük’e Said Faik Abasıyanık, Oktay Akbal, Murat Arıburnu ve Sabahattin Ali’de yerini alır.Celal Sılay’ın birliği Beykoz civarında olmasına rağmen tutup Beyazıt’a gelir.

1943-1949 arasında İstanbul Nişantaşı Ortaokulu’nda Fransızca öğretmenliği, 1953-1956 arasında iş müfettişliği, 1956-1960 arasında Edebiyat Fakültesi Kütüphane Müdürlüğü, 1960-1973 arasında Türk Dil Kurumu Yayın Kolu Başkanlığı yapar. İlk şiirleri 1937’de “Gündüz” dergisinde yayınlanır. 1940-1950 arasında “İnkılapçı Gençlik”, “Sokak”, “İnsan”, “Seçilmiş Hikayeler” gibi dergiler şiirlerine yer verir. “Yenilik”, “İnsan”, “Sokak” ve “Nokta” dergilerinin yayını çalışmalarına katılır. Garip ve İkinci Yeni akımlarını kendine göre yorumlayarak uzaktan izler.

Santimantalizme pek fırsat vermeyen  kalemi, şiirleri için daha akılcı yaklaşır. Şiir akımı olarak ne Garip ne II. Yeni ne de Toplumcu Gerçekçiler ile ilgilenir. Salâh Birsel, sadece bu akımları uzaktan izlemiş ve onların kendi şiirine göre olan özelliklerini alır. Hiçbir akıma körü körüne bağlandığını söyleyemeyiz bu yüzden. Düz yazıları ise günlük dilin hoşluğu ile bezelidir. Denemeleri, şiirleri ve günlükleri için ilham kaynağı Reşat Nuri Güntekin, Ahmet Ziya Kozanoğlu ve Nizamettin Nazim olur. Her bir denemesi için ayrı bir konuyla çıkar okur sahnesine çıkar. Onun deyimiyle ‘Ey Okur’ sahnesine. Eldorado adlı denemesinde insanın kendi türüne uyguladığı kıyım, katliam vahşet ve şiddetin korkunçluğunu kelimelerine döküverir.

“Hay ağzını öpeyim, bütün öldürücüler, bütün hacamatçılar, bütün kana susamışlar, bütün zorbalar da bunu yapmıştır. Ama dikkat edin. Yüzbaşı Jack bize şunu da fıslayacaktır: -Gönlünden geçeni öldürmek, sevginin ta kendisidir.” (s. 108)

Belki de eylemlerin en güzeli ‘okumak’ eyleminden İlginç Bir Salyangoz denemesinde bahseder.

“Yaşamın boyunca binlerce kitap devirmedinse hiçbir şey okumamış sayılırsın. Aralık aralık, yasak savmak, bir toplulukta utançlı duruma düşmemek ya da geceleri uykuyu egavlamak için fıştıklanan kitaplar, okuma sınırı içine girmez.” (s.109)

Şimdilerde bilinmese de İstanbul’u hak etmiş olmanın anlamını Boğaziçi Şıngır Mıngır kitabında bulunabilir. Eser Boğaziçi’nin binbir çeşit güzelliklerini, tarihi eserlerini ve bu eserlerin özellikleri bütün güzellikleri ve ayrıntılarıyla dile getirir. Bir bakıma Boğaziçi’nin insan haritasını verir. Ona Boğaziçi’nin Gizli Tarihi desek de olur. Geçmiş yıllarda Boğaz çiçek ve meyve bahçesi demektir. Bahçeler daha çok setler, safalar halindedir. Sayfalar boyunca şıngır mıngır hissedilen hoşluk kitabın adından kendini eleverir. Kitabı okuyup bitirmenin ardından İstanbul kocaman bir bahçe ve tamamında koşarak dolaşılmış hissi yaratır.

“Salâh Bey Tarihi”ni oluşturan “Kahveler Kitabı”, “Ah Beyoğlu, Vah Beyoğlu”, “Boğaziçi Şıngır Mıngır”, “Sergüzeşt-i Nono Bey”, “Elmas Boğaziçi” ve “İstanbul-Paris” en çok bilinen eserleridir. “Keçi Çobanı, Kuzu Çobanı” denemesi ile TRT Deneme Sanat Ödülünü (1970), “Şiir ve Cinayet” kitabıyla TDK Deneme Ödülünü (1976), “Yaşlılık Günlüğü” adlı günlüğüyle Sedat Simavi Edebiyat Ödülünü (1986), Türkiye’de günlük türünde yazılmış bir esere verilen ilk ödülü “Varduman” adlı şiir kitabıyla Necatigil Şiir Ödülünü (1994) alır.

“inanın sözüme şairler

üçer beşer söneceğiz

yirmi ikiye varmadan

rüştü gibi öleceğiz.”

Biricik dostu Rüştü Onur Salah Birsel’e bir mektubunda, “Bugün çok sevdiğim dünyaya doyamayacağım gibi geliyor bana. Daha koklamadığım çiçekler var, tadamadığım meyvalar, havasını teneffüs edemediğim, insanlarıyla omuz omuza gezemediğim şehirler. Ve nihayet yazamadığım şiirler. Ben ölecek adam değilim Salah. Fakat bilinmez ki, mukadderat” der.Kime yakışır ki ölüm yaşamayı çokça dileyen Rüştü Onur’a mı yoksa yaşamakla güçlenen Salah Birsel’e mi? Ve erken yaşta sıtma belasıyla ayrıldığı arkadaşının ardından 1999 yılından aramızdan ayrılır. Kalemi oynayıverdikçe kelimeleri hışırdatan Birsel’i mutlaka tanıyın bu durum ölmediğine inandıracaktır.

“Elimden gelse bütün bulutları,

Yere indireceğim…”

-Rüştü Onur*

*Salah Birsel’in Rüştü Onur’un ardından toparladığı şiirlerinde yer almaktadır.

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir