İsveçli yönetmen Gustav Möller’in 91. Akademi Ödülleri’nde Danimarka’yı temsil edecek olan The Guilty (Den skyldige), tek mekanda geçen bir gerilim filmi. Filmin başrolünde İsveçli oyuncu Jakob Cedergren yer alıyor. Bu seneki Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve festivalin Dünya Sineması kategorisinin seyirci ödülünü kazanması ile dikkatleri üzerine çeken film, ayrıca yönetmenin ilk uzun metrajı olarak karşımıza çıkıyor.

Asger adlı polis memurunun acil servis hattındaki bir vardiyasını konu alan film, kaçırılan bir kadının acil servisi arayarak Asger’a ulaşıp yardım istemesi ve devamında Asger’ın çağrı merkezinde gerçekleştirdiği telefon konuşmalarından ibaret. Film bu açıdan 2013 yapımı Locke filmini akıllara getiriyor. 85 dakika gibi kısa bir süreye sahip olan film, gerçek zamanla neredeyse eş şekilde ilerliyor. Jakob Cedergren, Asger Holm rolünde son derece başarılı ve hiç kolay olmayan bir rolün altından ustalıkla kalkmış diyebiliriz.

Filmin başlarında ve ilerleyen süreçte ana karakterle ilgili aktarılan bazı kritik detaylar var. Daha önceki işinde yaptığı bir hata nedeniyle mevki düşürülerek devriye polisliğinden acil servis hattı çalışanına geçirilen Asger’ın süregelen bir davası da olduğunu ve ertesi gün bir duruşması olduğunu öğreniyoruz. Yönetmen, filmin başlarında karakterin acil servisteki rutin konuşmalarını bize gösterirken, bir yandan karakterin insanlara üstten bakan ve yaptığı işi küçümseyen bir yapıya sahip olduğunu da görüyoruz.

Sadece gerilim dozu yüksek bir hikaye anlatmanın yanında, 85 dakika boyunca ekranda göreceğimiz yegane karaktere biraz da olsa derinlik katmak doğru bir tercih olmuş. Kaçırılan kadından gelen arama, filmin devamında karakter adına önemli bir kırılma anı haline geliyor. Karakterin hikaye boyunca kalkıştığı boyundan büyük işler ve aldığı sorumluluklar ve bunun sonucunda yaptığı bazı hataların yol açtığı şeyler, olayın dramatikliği seyirciye çok iyi geçirilmiş. Film genel olarak çok farklı bir öyküye sahip olmasa da gerilimi, sürükleyiciliği ve iyi ayarlanmış temposuyla bunun üzerinden gelebiliyor, ancak kimi izleyiciler için bu durum filmin sıradan bulunmasının önüne geçemeyecektir.

Filmin en güçlü yanlarından biri ses kullanımı; konuşmalar sırasında duyduğumuz sesler ve efektler çok etkili ve görsel olmasa da işitsel düzlemde bizi farklı bir mekana aktarma ve oradaymışız gibi hissettirme konusunda görevini çok iyi yapıyor. Bu nedenle filmi iyi bir ses sistemiyle, mümkünse sinema salonuna izlemekte fayda var. Görece düz ve gösterişsiz bir sinematografiye sahip filmin temasına uygun olarak hayli soğuk bir renk paleti kullanılmış.

Yavaş yavaş tırmanan temposu ve gerilimi, karakter işleyişi, etkili diyalogları ve başarılı kurgusuyla hoş bir seyirlik olarak nitelenebilecek The Guilty, tek mekan gerilimi sevenlerin kaçırmaması gereken bir yapım ve yönetmen adına da başarılı bir ilk film. Oscar için eli çok güçlü olmasa da genel olarak vizyondaki filmlerin hali ortadayken an itibariyle gidilebilecek birkaç alternatiften biri.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın