Bir siyah saçlı kadın, Buket Uzuner. En azından ben onu İki Yeşil Su Samuru: Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri’yle tanıdığımda öyleydi. Şimdiyse kızıl saçlarıyla her zamanki hayat dolu, bilgili, kültürlü, çevreci, sosyal olayların bilincinde, gezgin, kedici ve tam anlamıyla bir İstanbul hayranı…

Buket Uzuner, 3 Ekim 1955’de Ankara’da doğdu. Eğitim hayatının büyük bir kısmını Ankara’da geçirdi. Biyoloji ve çevre bilimi eğitimi aldı. Eğitiminin etkisi midir yoksa çevre sorunlarının bilincine erken yaşta vardığı için mi bu alna eğilmiştir bilemiyorum ama hayatını çevre sorunlarıyla savaşmaya adamış bir yazar, yazardan ziyade içinde bulunduğu durumun bilincinde olan bir aydın olarak hayatına devam ediyor. Çevre sorunlarına dikkat çekmek adına en önemli savunma ve duyuru alanı olarak sosyal medyayı kullanan yazar, bir imza toplama sitesinde yunusları korumak için bir imza toplama kampanyası başlattı:

“Kültürümüzün de bir sembolü olan yunusları intihara sürükleyen Kaş Yunus Parkı’ndaki esaretini sona erdirmek için change.org’da başlattığım kampanyayı imzayla destekleyerek yunusların özgürlüğüne kavuşmasını sağlamak senin elinde.”

Sosyal medyanın yanı sıra yazarın, çevre sorunları ile ilgili insanımızı bilinçlendirme çabalarına kitaplarında da rastlanır.

Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ’nün yanı sıra Norveç, ABD ve Finlandiya’daki üniversitelerde de çevre bilinci aşılamak ve bu sorunları önlemek adına birçok çalışmaya katıldı.

80 döneminden sonra yapmak istedikleri üzerine düşünmeye başlayan yazar, yıllar sonra edebiyat hayatına başlayınca bununla ilgili olarak şöyle bir açıklama yapar:

“30 yaşıma geldiğimde bir karar vermem gerekiyordu. Ya yazar olacaktım ya da bilim kadını olacaktım. 6 ay oturup düşündüm, yazar olmaya karar verdim.”

Buket Uzuner, iyi ki de bu kararı vermiş, vermiş ki edebiyat hayatına 7 roman, 9 öykü kitabı, 3 gezi kitabı, 1 biyografi ve 2 deneme kitabı sığdırdı. Ve kim bilir daha hayatı boyunca neler yapacak?

Birçok yazarda olduğu gibi Buket Uzuner de yazı hayatına öykü yazarak başladı. 1986 yılında da ilk öykü kitabı olan Benim Adım Mayıs yayımlandı. 1988’de Ayın En Çıplak Günü, 1989’da Güneş Yiyen Çingene gibi iki öykü kitabı daha izledi. Ayrıca gene 1989’da Bir Siyah Saçlı Kadının Gezi Notları adlı gezi yazısı yayımlandı.

Yazarın ilk romanı feminist bir bakış açısıyla yazdığını kendisinin de söylediği İki Yeşil Su Samuru: Anneleri, Babaları, Sevgilileri ve Diğerleri yayımlandı.

1992’de ikinci romanı olan Balık İzlerinin Sesi yayımlandı. Roman 1993’te Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. 1993 yılında bir de Karayel Hüznü, bir yıl sonra da Şairler Şehri adlı öykü kitapları yayımlandı.

Yazarın üçüncü romanı olan Mabel sakızı tadındaki romanı Kumral Ada Mavi Tuna adlı eseri 1997’de yayımlandı. Roman yayımlandığı dönemde çok büyük bir yankı uyandırdı. Yazara birçok defa “Ada siz misiniz?” diye soruldu. O her defasında “Ben Tuna’yım.” cevabını verdi. Verdiği bu cevaptan birçok çevre rahatsız oldu. Ama onun sevenleri, yazarın bu cevabı neden verdiğini çok iyi biliyordu. Çünkü Buket Uzuner, tıpkı Tuna gibi halk tarafından biraz farklı diye nitelendirilen insanlardan. Çünkü o toplumun tabularına uymak zorunda olmadığını gördü ve bunu ifade etmekten hiçbir zaman çekinmedi.

Şehir Romantiğinin Günlüğü adını verdiği ikinci gezi yazısı 1998’de yayımlandı. 2 yıl sonra da şimdilik son diyebileceğimiz gezi yazısı olan New York Seyir Defteri’ni yayımladı.

2015 yılı, Türkler için çok önemli bir yıl. Tüm dünya tarihinin seyrini değiştiren Çanakkale Zaferi’nin 100. Yıldönümü çünkü bu yıl. Buket Uzuner, 2001 yılında büyük zaferi romanlaştırarak Uzun Beyaz Bulut Gelibolu’yu yayımladı. Eser hala daha dünya üzerinde özellikle de Avusturalya’da en çok okunan Çanakkale Savaşı içerikli romanlardan biridir.

2002 Yılına geldiğimizde 25. sanat yılının kutlamaları içine giren Buket Uzuner, Feridun Andaç’la beraber uzun bir nehir söyleşi hazırladı. 25. Yılın atfedildiği gümüş yıldan dolayı da eserin adını Gümüş Yaz Gümüş Kız koydu. Özellikle yazarı daha yakından tanımak isteyen okuyucularının muhakkak okuması gereken kitapta yazarla ilgili birçok bilgi vardır. Öyledir ki sol ayak bileğinin röntgen filmi bile kitaba konmuştur.

2004 yılında yazar farklı bir yazın türü ile okuyucusuyla buluşur. İlk deneme kitabı olan Selin ve Cem’le Yolculuklar yayımlandı.

Büyük bir İstanbul, özellikle de Moda aşığıdır. Bunu bir röportajında şöyle ifade eder.

“Bir kere Modalı olunca, artık ömür boyu öylesinizdir.”

Yazarın, bu aşkı romanlarına da yansır. İstanbul’u yaşamayı bilen yazarın İstanbullular adlı romanı, sadece İstanbul gözlemleriyle değil, İstanbul’da yaşamanın getirdiği şartlar arasında kalan insanların ruh gözlemleriyle de örülen bir romandır. Aynı doğrultuda romanın yayımlanmasından sonra 2011’de bir de denem kitabı yayımladı, Benim Adım İstanbul.

2012 yılında edebiyat kariyerinin ilk nehir romanına başlar: Tabiat Dörtlemesi. Bu dörtleme ilk olarak Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları-Su’yla başlar. Yazara neden Su’yu tercih ettiği sorulunca da açıklamasını yapar.

“Başlangıç hep sudur. O yüzden ben de dörtlemeye Su’yla başladım.”

Yazar, Su yayımlandıktan sonra ona yöneltilen Defne Kaman’la ilgili bir soruda kendisinin de Defne’ye benzediğini söyledikten sonra bunun nedenini ifade eder ki, daha önce “Ben Tuna’yım.” dediğinde de aynı nedenlerden dolayı söylediği oldukça açıktır.

“Gazeteci Defne Kaman, uyumsuz diye nitelenen bir kadın, yani kendine sistemin çarklarında yer aramayı reddetmiş, düzenleye uymayı kabul etmemiş, biraz kıyıda kalarak kendi kişiliğini korumaya çalışan bir kadın.”

Okur, Buket Uzuner’den dörtlemenin ikinci kitabına beklerken bir sürprizle karşılaştı. Çünkü 2013 yılında Bir Yılbaşı Hikayesi adlı öyküsünü yayımladı.

2015 yılının Mayıs ayına geldiğimizdeyse okur, nihayet beklediğine kavuştu. Hem tabiat ve insan ilişkisinin nerede bozulduğunu sorgulayıp hem de Anadolu topraklarında okurlarıyla seyahate çıkan yazar, dörtlemenin ikinci kitabı olan Toprak’ı yayımladı.

Daha önce Marmara Denizi’yle özdeşleşen Su, bu defa da Çorum’daki Hitit Harabeleri’ne giderken Toprak’ı orayla özdeşleştirdi.

Sosyal medyayı aktif olarak kullanan yazar, olay akışı içinde kaybolan Defne Kaman’ı sosyal medya üzerinden de arar ve bunun için #DEFNEKAMANNEREDE etiketini kullandı.

Çoğunlukla çevreci olaylarla adını duyduğumuz Magma dergisi Nisan sayısında romanın ön okumasını yayımladı.
Yazarın son kitabını ilk olarak okuyanlardan biri olan ve bizi Shakespeare’nin Soneler’iyle tanıştırdığı gibi Batı’yı da Orhan Veli’nin dizeleriyle tanıştıran Talat Halman, eserden şu şekilde bahsetmiştir:

“Türk şamanizmini evrensel değerlerle bugüne aktarmakta büyük başarı kazanıyor. Buket Uzuner yaratıcılığının en güzel simgelerinden.”

Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları, Hava ve Ateş adlı 2 kitapla daha devam edecektir.

Şu bir gerçektir ki Buket Uzuner’i seven tam sever, sevmeyen de hiç sevmez. Arada olan birisini daha önce hiç görmedim de duymadım da. Çünkü o Tuna’dır, o Defne Kaman’dır, Teo’dur. Yani o uyumsuz gibi görünen ama aslında halkın sıraladığı tabulara uymadığı için uyumsuz olduğu söylenen bir insandır…

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın