Search

Bir Gençlik Senfonisi: Ready Player One

348

Steven Spielberg; son yılların en başarılı blockbuster işlerinden birine imza atmış. Fakat filmi irdelemeden önce Spielberg’ün kariyerine ufak bir göz atmamız gerektiğini düşünüyorum. Jaws ile başladığı yolculuğunda yanındaki 3 sakallı ile beraber yapımcılar dönemini yıktı ve yönetmenler döneminin başlamasına sebep oldu. Sonrasında yaptığı bütün filmler aşırı derecede sevildi, kült filmlere dönüştü, filmlerinin içerisindeki detaylar internet alemini doldurup dilimize pelesenk oldular. Fakat Spielberg bunca başarılı çalışmaya rağmen fazlasıyla eleştirildi. Onu etliye sütlüye karışmadığı için yerden yere vuranlar bile oldu. Karakterine baktığınızda anasının kuzusu gibi bir kişi Spielberg. Vatanperver, sessiz, sakin, sorunları olmayan biri. Fakat bu eleştirileri zamanla bertaraf ettiğini düşünüyorum. Zamanla etliye sütlüye karışan, ülkesiyle alakalı filmler yapmaya başladı ki kimi sinemaseverler bu dönemlerde Spielberg’ün düşüş yaşadığını söyler. Buna sanırım en son ve en iyi örnek The Post filmi olabilir. Ready Player One’ı çekmiş olmasına rağmen sırf Trump’ın “fake news” muhabbetine cevap verebilmek için The Post’u vizyon tarihinde öne aldırdı. Ready Player One da mesajları olan filmleri bir köşeye bırakıp özüne döndüğü, teknolojinin çılgınlar gibi geliştiği dönemde “ben ölmedim” dediği bir film diyebiliriz.

Filmin konusu aslında oldukça basit ama içeriği epey bir dolu: 2045’te geçen filmin evreninde artık insanoğlu gerçek hayatını bir köşeye bırakmış ve VR gözlükleri ile kendini sanal dünyaya hapsetmiş durumda. Gerçek hayatta olamadıkları, yapamadıklarını sanal dünyada yapmaya başlamışlar. Gerçekte Oculus, filmde Oasis olan bu sistem insanlar onlarca evren vaat ediyor. Evrenin yaratıcısı olan adam ise ölmüş ama ardından bir mesaj bırakmıştır. Oasis’in içinde 3 gizli anahtar vardır ve bunları bulabilen ilk kişi Oasis’in yeni sahibi olacaktır. Başrolümüz Parzival nickli Wade de Oasis’in yaratıcısı Halliday’in hayranı olarak anahtarları bulabilecek yegane kişidir. Halliday’ın hayatından yola çıkarak anahtarları bulmak için elinden gelen her şeyi yapar. Tabii filme bir de kötü adam lazımdır. Daha önce Halliday yanında çalışmış olan Sorrento kurduğu devasa şirkette binlerce kişiyi bu anahtarı bulması için görevlendirmiştir.

Ready Player One; son yıllarda izlediğim en mükemmel aksiyon filmlerinden biriydi. Tüyleri diken diken eden bir macerası, nefesleri tutturan bir aksiyonu var. Bu heyecanı son 3 yılda sadece 2 filmde yaşadım: Whiplash ve Mad Max Fury Road. Aksiyonun temelini de 80’ler ve 90’ların referansları oluşturuyor. İşte burada ufak bir sıkıntı doğuyor: 80’ler ve 90’larda oyunlara, filmlere, çizgi filmlere ve çizgi romanlara bir ilginiz yoktuysa film sizin için sadece bir aksiyon filmine dönüşüyor. Ama ilginiz varsa, çoğunu izlediyseniz, benim gibi, gördüğün her karakter size deliler gibi heyecan vermiştir.

Referansları say say bitiremedim. Looney Tunes karakterlerinden Halo askerlerine; Mortal Kombat’ın efsane 4 kollu Goro’sunun içinden çıkan Alien’ına, Donkey Kong’dan Adventura’a, Street Fighter’dan Tekken’e, Big Giant Robot’tan Warcraft’a. Film 80’lerde ve 90’larda hayatımıza girmiş bütün sanal, kurgusal karakterlerin tek bir yerde toplandığı devasa bir cümbüş olmuş. Filmin en mükemmel yeri de Spielberg’ün aşkı Shining’e merhaba dediği, teknolojinin nelere kadir olduğunu bir kez daha anladığımız Stanley Otel sekansı. Bir anda kendimizi Stanley Otelin lobisinde bulunca tüylerim diken diken oldu, “forever and ever and ever” ikizlerini görünce de gözlerim dolmadı değil. Shining’i çok sevmem fakat küvetteki kadın izlediğim en tiksindirici sahnelerden biriydi ve bunun kullanılmış olması beni gerçekten aşırı mutlu etti.

Film aslında sadece aksiyon filmi değil. Çok güzel mesajları var fakat bu mesajları alabilmek için dediğim gibi döneme hakim olmanız gerek. Geek olmaya gerek yok. Kendimi geek olarak saymıyorum fakat Halliday karakterini ve tasarlanan geleceği anlayabiliyorum. Role-Play oyunları insanlara hiç olamadıkları kişiler olma imkanı tanımıştır. Karakterlerden birinin 11 yaşında çıkması da sanal karakterin arkasında kim olduğunu asla bilemeyeceğimizin güzel bir örneği olmuş. Halliday; yalnız, sakin, sessiz biri. Acaba kime benziyor? Halliday ve onun gibi binlerce insan ailesinde yaşadığı sorunların çözümünü oyunlarda, filmlerde ve çizgi romanlarda aradı. Bu arayış insanları hayalci yaptı. Zaman geçti ve büyüdük. Yalnızlık problemi yerini geçindirme problemine bıraktı. İçinde olduğumuz ve kendimizi bambaşka hissettiğimiz oyunları bırakmak zorunda kaldık. Halliday bu travmayı kullanarak Oasis’i tasarlıyor ve çocukluğunu yaşayamamış, gerçekten pek bir şey olamamış insanlara “biri” olma imkanı tanıyor. Ne saçma şey diyorsanız büyük ihtimal oyunlarla aranız yok. World of Warcraft oynarken dünyadan kopan bir sürü arkadaşım oldu. Gelecekte de böyle bir teknoloji gelirse dünya aynen böyle bir yere evrilecektir. Hiç şüpheniz olmasın.

Sözün özü; Spielberg, gençliğine olan özlemini devasa bir aksiyona çevirmiş. Fakat bunu yaparken adını tarihe yazdırmış onlarca farklı evreni ve karakteri tek bir yerde toplayarak yapmış. Şahsen Monthy Python’dan Holly Granade’i görünce pek bir keyiflendim, aklıma yeniden Worms Armageddon oynamak geldi… Eğer zamanında merakınız olmuşsa film sizi çılgınlar gibi eğlendirecektir. İçerik olarak oldukça başarılı bir film. Merakınız yoksa da içerik sizi gene eğlendirmeyi başaracaktır ama yan koltuğunuzdaki kişiler gibi delice zevk alamıyorsanız şaşırmayın. Son olarak Parzival karakterinin Boss ile dövüştüğü sahnede attığı tekme ile aklıma gelen ilk kişi Tekken’deki Hwoarang oldu. Giyim kuşamı da ona benziyordu ama gördüğüm kadarıyla hiçbir belirtme yoktu. Neyse… İzleyin, izlettirin efenim.

Reviews

  • Yönetmenlik10
  • Sinematografi10
  • Senaryo7
  • Müzik10
  • Kurgu10
  • 9.4

    Score

User Rating: 0 ( 0 Votes )


mm

Sinema Teröristi... Senaryo Canavarı... Dergi Yazarı... Avan-Gardist... Çok Feci Bir Beşiktaş Taraftarı...


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir