Ülkemiz sineması her yıl kendini geliştirmeye devam ediyor. Film sayısındaki artışlar, gişe sayısındaki artışlar, tür çeşitlilikleri ve daha fazlasıyla Türk Sineması her yıl üzerine katarak ilerlemeye devam ediyor. Nuri Bilge Ceylan’ın bizi avrupa festivallerinde hala temsil ediyor olması; kendisinin yanına Tolga Karaçelik gibi güçlü isimlerin katılması, Sundance gibi festivallerde ödül alabilmesi; Berlin’den ya da Venedik’ten ödüllerle dönebilmemiz gibi birçok güzel olay birkaç senedir yaşanıyor. Sinemamız için gurur verici şeyler oluyor, oluyor da artık sinemamız iyice ikiye ayrıldı. Sanat sineması ve gişe sineması diye bir ayrım yapmayı asla istemem ama bizim ülkemizde bu iki farklı sinema yaklaşımı arasında uçurum var. İyi Oyun da bu uçurumu oluşturan filmlerden sadece biri. Gişeye odaklanması sorun değil de bunu yaparken uçurumdan düşmemek gerek.

Konusuna değinelim… Cenk, çok iyi bir League of Legends oyuncusudur ve başkalarının yerine turnuvalara katılarak para kazanan, hasta kız kardeşine ilaç alabilen günümüz gençlerinden sadece biridir. Sıfıraltı lakabı ile tanınan Cenk’e bir gün, Keram Bursin’in patronu olduğu bir takımdan teklif gelir. En başta kabul etmese de şartlardan ötürü kabul eder ve yeni takım arkadaşları, yepyeni bir turnuva heyecanı ile sıkı bir şekilde çalışmaya başlar. Hedef tabii ki büyük şampiyonayı kazanmaktır.

İyi Oyun’u ve buna kalkışan herkesi bence tebrik etmek gerek. Cesur bir karar almışlar. Ülkemizde de binlerce seveni olan League of Legends hakkında film yapmak bana sorarsanız vizyon dolu bir karar. Ne kadar takip ediyorsunuz bilmiyorum tabii ki ama film içerisinde göreceğiniz turnuva coşkusunun birebir aynısı gerçek hayatta da mevcut. Beşiktaş’ın Türkiye şampiyonu olduğu dönemlerde sıkı bir şekilde takip etmiş biri olarak film, atmosferi ve oyunu sevenlerin gösterdiği tepkileri çok doğru ve güzel işlemiş. Ülkemizde de ciddi turnuvaları yapılan, ligi olan, Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi büyük kulüplerin bile katıldığı e-spor furyasının film yapılması kesinlikle başarılı bir gişe hamlesidir.

Ama bu gişe hamlesi sadece gişe hamlesi olarak kalmış. Türkiye’de maalesef filmlerin senaryoları çok sıkıntılı. Derinlikli, güçlü senaryolarla zar zor karşılaşıyoruz. İyi Oyun’dan da derinlikli bir senaryo tabii ki beklemedim. Tamamen klişe bir hikaye üzerine kurulmuş bir film diyebiliriz İyi Oyun için. Oğlan kardeşi ya da annesi için para kazanmak zorundadır, sıkı bir şekilde çalışır, önce kaybeder ama sonra oyunu ya da turnuvayı kazanır ve para ile her şey çözülür. Ona güvenmeyenler artık ona güvenmektedir falan filan. İyi bir film izleyicisiyseniz filmde olabilecekleri izlerken sırasıyla sayabilirsiniz. Fakat eleştirdiğim konu bu değil. Senaryonun klişe kalması gerçekten de sorun değil.

Sorun, yönetmen. Umut Aral, yapabileceği en basit, en yüzeysel çekimi yaparak tamamı aksiyon dolu olması gereken filmi pazar sineması keyfine çevirmiş. Klişe bir hikayemiz var; sonuçta sinemada neredeyse her şey yapıldı artık. Madem öyle, yaklaşım farklı olsun. Amerika bu işi gerçekten iyi yapıyor. Bilindik hikayeleri öyle bir çekiyorlar ki en azından akıcılığı sağlıyorlar. İyi Oyun, üniversite son bitirme projesi tadında bir yönetmenlikle maalesef filmi aşırı derecede sıkıcı hale getirmiş. Ne bir kurguda akıcılık ne bir aksiyon denemesi; ne de yönetmenlikte farklı bir yaklaşım. League of Legends gibi safi aksiyon olan bir oyunun filmini yapıp düz çekimler, düz kurgu yapmak -bana sorarsanız- kötü değil çok kötü yönetmenliktir; berbat bir tercihtir.

Dediğim gibi, klişe bir senaryo olmasına rağmen League of Legends hakkında film yapılmış olması bana göre cesur bir hamle. Fakat yönetmen tercihi, yönetmenin filme yaklaşım tercihi filmi hem sıkıcı hem de kötü kılmış. Kurgusal yaklaşım biraz farklı olsa, müzik kullanımı doğru olsa, iyi bir yönetmenlik yapılsa film daha dikkat çekici olabilir, en azından keyif verebilirdi. Amaaan beee çocuklar izleyecek zaten kafasıyla yaklaşılmışsa, o da onların bileceği iş. Demek ki kaliteli bir iş yapmayı çocuklara hak görmemişler.

Sözün özü… Yönetmenlik yüzünden cesur bir hamle filmin vasat bir filme dönüşmesine sebep olmuş. Halbuki güzel çaba, güzel bir düşünce var ortada. Eminim ki birçok sinemasever yeşil ekranda çekilen kısmı eleştirecek ama orası da gene yönetmen yüzünden batmış bir kısım. Tabii ki de gidip izleyin. Böyle bir film yapılmış, hakkını vermek gerek. Fakat nacizane fikrim: Böyle bir projeye kalkışırken vizyonu çok daha yüksek yönetmenlerle çalışırlarsa, ileride hatırlanabilcek filmler çıkarılabilir.

1 YORUM

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın