2018’de yayınlanmasıyla beraber izlediğim Wild Wild Country, Three İdentical Strangers, Shirkers Ugly Delicious, The Bleeding Edge adlı belgesellerin her biri ayrı ayrı ilgi çekiciydi benim için. Belgesel türüne konu olmaları açısından ve dokümantasyon yönlerine baktığımızda her biri ayrı ayrı değerli belgeseller olarak hayatımıza girdi. Fakat bir tanesi var ki kafamın içinde hala dönüyor olma gerçeğini bir kenara bırakamayacağım için beni yazmaya oturttu diyebilirim. Bahsedeceğim belgeselin hiçbir duygusu yok. Son derece sıradan, herkesin başına gelebilecek bir hikayesi var. Ama kafamın içinde, engelleyemediğim bir biçimde beni kendine çekmekte. Duygusunun olmaması beni çekiyor olabilir mi?

Shirkers.

Neden seni düşünüyorum? Beni neden bırakmıyorsun?

1992 yılında Sandi Tan, Singapur sokaklarında bir film çekmek ister. Film çekmek çocukluğundan beri kurduğu bir hayaldir. Filmlerin dünyasını çok sevmekte, kurduğu hayaller bu dünya ile iç içe geçmektedir. Belgeselin girişindeki sözleri bize bu konuda ip uçları vermekte:

“Özgürlüğü zihnimizde yarattığımız dünyalarda bulacağımızı düşünürdüm. İlerlemek için gerilemek gerektiğini. Her şeyin cevabının küçük çocuklarda olduğu. 18 yaşındayken o kadar çok fikrim vardı ki neredeyse hiç uyumazdım.”

Sakız çiğnemenin dahi devlet tarafından yasaklandığı Singapur’da Sandi Tan sürekli çekeceği film üzerine düşünüp hayaller kurmakta kurduğu hayaller yolunda arkadaşlar edinmektedir. Arkadaşlarıyla ‘etraftaki insanların göz ardı ettiği şeyleri görmeye bayılarak’ oynadıkları oyunlar vardır. 1992’ye kadar yapılan her şey bir film yapabilmek için atılacak olan küçük adımlardır.

Kelime anlamı uzaklaşmak, sorumluluktan kaçmak kurtulmak olan Shirkers, Singapur sokaklarında çekilmeye başlamadan önce Sandi ve arkadaşları Singapur’da ilk defa açılmış olan film akademisinin yolunu tutarlar. Bu atölyede tanıştıkları Georges, Cardona Amerika’dan gelmiştir, kendisini öğrencilerine film yapımcısı olarak tanıtan Georges insanlarla ilişkisi son derece etkileyici, hikaye anlatma kabiliyeti yüksek, ilginç bir karakterdir. Sandi ve arkadaşları Georges’un ilgi alanına girer hemen. Georges onları diğer öğrencilerinden çoktan ayırmıştır. Akademi bittikten sonra yolları farklı farklı ülkelere giderek ayrılan Sandi ve arkadaşları büyük bir boşluğun içine düşerler fakat Sandi Amerika’yı gezmek amacıyla Georges ile buluşur. Bir yolculuk başlar ve bu yolculuğun sonunda Sandi aslında 25 yıl geriye gideceği bir yolculuğa da başlamış olur.

Film için start verilir. Shirkers’in başlayan yolculuğunu şu sözlerle anlatıyor Sandi:

“Senaryoyu yazdım kahramanı oynadım. Bir katildi bu. Singapur’da kimse böyle bir filmler yapmıyordu. Bir anlamda öncüydük. Hem gerçek hem de hayali bir Singapur’un zaman kapsülüydü bu film. O günlerde bu filmi yapmayı çok istiyordum ama böyle biteceğini hiç hayal etmemiştim.”

Tutkulu, hırslı, gözü pek Sandi, Shirkers’i çekmeyi ne olursa olsun gerçekleştirmiştir. Fakat filmi çekerken yaşadıkları zorluklar olacak olan şeylerle alakalı sinyallerini vermeye başlamıştır bile. Arkadaşlar arasında anlaşmazlıklar, kavgalar, ayrışmalar başlamış Georges bu süreçte kendini tanıttığının aksine bambaşka bir profil çizmiştir. Sandi’nin sözleriyle:

“Shirkers bize musallat oluyor bize yakınlaşıyor ve bizim aramızı açıyordu.”

Sandi’nin bahsettiği kişi Shirkers miydi gerçekten?

Filmi çekmeden hemen önce Sandi ve Georges’in çıktığı yolculuk aralarında garip adı konmamış bir ilişkiye sebebiyet vermiş Sandi’nin Georges için “Yetişkin bir erkek olarak ilk arkadaşımdı.” tanımlamasını yapmasına sebebiyet vermişti. İnsanlarla kurduğu ilişkilerde özel hayatıyla ilgili gerçek mi yalan mı olduğu pek de anlaşılmayan hikayeler anlatan Georges’un etkileyiciliği şüphe götürmez bir gerçekti ve bu özelliği aynı zamanda karşısındaki insanları ve işleri bağlama yeteneğinin olmasına da sebebiyet vermekteydi. Aslında sanıldığı gibi bir film yapımcısı değildi. Hatta herkese söylediği bir Steven Soderbergh filmi olan Sex, Lies, Videotape filmindeki baş karakterin yaratıcısının kendisinin olduğu yalanı çok bariz olmasına rağmen bu hikaye anlatma ve işi bağlama yeteneğinden dolayı herkes onu dinlemişti.

Bu yalanlar ve muallakta olan birçok şeyle beraber film çekilip her şey bittikten sonra Georges Shirkers ile birlikte ortadan kaybolacaktı. Hiçbir iz yoktu. 11 Eylül 2011’de Georges’un karısı Sandi’ye bir mail atıp Georges’un öldüğü haberini verene kadar. İşte o tarih itibariyle Sandi’nin 25 yıllık geriye yolculuğu başlayacaktı. 17 adet film rulosu ve onlarca kutu doküman işte oradaydı ve Georges’un karısı neredeyse oda dolusu olan Shirkers’i gittikleri her yere taşıdıklarını Sandi’ye anlatacaktı. Kutular dolusu dokümanın içinde Sandi Georges tarafından Shirkers’i Cannes yetkililerine önerdiği filmin Cannes Film Festivaline katılması amaçlı yazılmış bir mektup ve yine Shirkers belgeseline tanık olarak katılmış bir yapımcıya Sandi’yi önerdiği,‘elinden tut’ dediği başka mektup bulacaktı.

Peki o zaman Georges Shirkers’i Sandi’den niye kaçırmıştı? Hikaye basit bir gariplik silsilesi olarak akmaya devam etmekte.

Sandi Georges ile ilgili yorumlar yaparken:

“Hikaye anlatmasının, anlattığı hikayelerin gerçek veya yalan olup olmamasının benim için önemi yoktu. Hikayeleri anlatışını ve hikayede açtığı delikleri seviyordum.”

Bir önemi yoktu evet çünkü sakız çiğnenmesinin bile yasak olduğu Singapur’da hiç yapılmamış bir filmi yapmaya kilitlenen hırslı, tutkulu, gözü pek Sandi için Georges’un kendisi ve yalan hikayeleri itici güç ve enerji kaynağına dönüşmüştü. Filmlerden başka hayatında hiçbir şey olmayan Georges için ise Sandi ve arkadaşlarının hayalleri itici birere güçten başka bir şey değildi. İlişkilerine karşılıklı gelişen basit ama son derece garip bir sömürü hakimdi . Bu sömürü ilişkisi Shirkers’in doğmasına sebep olmuş fakat yaşamasını sağlayamamıştı.

Bu sömürü ilişkisinde Georges hep bir tık öndeydi. Kendi kişisel başarısızlıklarının gölgesinde hevesli ve tecrübesiz kızları bir paravan gibi kullanıyor onların gözünde kolaylıkla bir Tanrı’ya dönüşebiliyordu. Bir Tanrı müsveddesiydi şüphesiz. Kızlar uyandıklarında ise artık çok geçti. Çünkü 17 rulo filmine kavuşan Sandi bu sefer de filmin ses kayıtlarına kavuşamamıştı. Yani nihayet kavuştuğu Shirkers bu sefer sessiz bir filmdi.

25 yıl geriye doğru yapılan bu u dönüş, hayallerin nasıl öldürüldüğünü görmek için yapılmıştı. Hayal etme yeteneği olmayan bir adam olarak Georges hayatında hiçbir şey olmayan bir adam olarak başkalarının hayallerine yönelir ve bu hayaller gerçekleşmeye yüz tuttuğunda insanların odak noktası olmaktan çıkış korkusu yaşadığı için (odak noktası olmaktan çıkacağı kişi bu hikayede Shirkers yani Sandi’dir) gerçekleşmeye yüz tutmuş hayalleri sabote eder. (Hayalleri bir şekilde manipüle edilmek istenen hepimiz için tanıdık bir durum bu aslında.) Himayesine aldığı insanların başarılı olmasını bir tehdit unsuru olarak algılar. Başkalarının hayallerinden beslenerek ölümsüz olmayı isteyen bu adamın hayalleri sabote ederek ulaştığı ölümsüzlük noktası hiç şüphesiz sonuç olarak daha mükemmel bir yerde durmakta. Bu uğurda adının geçtiği bir belgesel yapılmış ve bir yazıya (bu yazıya) konu olmuştur işte. Daha ne olsun?

Shirkers’in bir duygusu olsaydı ne olurdu peki? Bir belgesele konu olduktan sonra bir yazıya da konu olabilir miydi?

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın