BluTv; Masum, 7 Yüz, Yaşamayanlar ve birçok yapımının ardından Bartu Ben ile birlikte ilk kez komedi türündeki dizisiyle izleyici karşısına çıktı. Yalan Dünya dizisinden Çoğunluk filmine kadar farklı türlerdeki televizyon ve sinema yapımlarından tanıdığımız, aynı zamanda alternatif müzik dünyasında neredeyse başı çeken gruplardan Büyük Ev Ablukada’nın solisti Bartu Küçük Çağlayan’ın hem başrolünü hem de –ilk kez- senaristliğini üstlendiği Bartu Ben dizisi tam olarak “bir az ünlünün az daha ünlü olma hikayesi”ni anlatıyor. Özellikle Sarmaşık ile Türkiye sinemasında önemli bir yere sahip olduğuna inandığım; Kelebekler filmiyle de belli bir popülariteye erişen Tolga Karaçelik, Bartu’nun kendisini kandırması üzerine ilk kez bir dizi için yönetmenlik koltuğuna oturuyor.

Bartu yer yer kendi hikayesinden yola çıkarak kaleme aldığı dizide parası bittiği için yeni projeler arayan birini canlandırıyor. Ancak kendine has kriterleri var. Bu kriterler doğrultusunda iş bulamaması, hayatındaki boşluk hissinin üzerine bu akışı bozacak bir olay gerçekleşir. Eskişehir’deki kuzeni Gizem (Nazlı Bulum) İstanbul’da üniversite kazandığı için dayısı ile İstanbul’a gelir. Kuzeninin hayatına dahil olması, iş arayışları, dışarıdaki hayata karışmaya çalışması üzerinden ilerleyen dizi Bartu’nun iç dünyasıyla dış dünyanın arasındaki tezatlığın komedisi üzerinden ilerliyor. Bizler onun bakış açısından hayatı, diğer insanların bakış açısından Bartu’yu izliyoruz. Onun için her şey öylesine normal ve öylesine anormal ki. Bu da beraberinde onu çıkmaza sürükleyerek kendi hikayesini oluşturmasını sağlıyor. Temelinde hiçbir derde sahip olmaması başına kendince büyük diğerlerine göre küçük dertler açıyor. Komedisinin beslendiği nokta ise tam olarak burada yatıyor. Çünkü bizler başkalarınca birbirinden önemsiz hayatlarımızı başkasının gözünden gözlemleme fırsatı yakalıyoruz. Belki bir Bartu değiliz ama en az onun kadar saçma hayatlarımız var.

Bartu haricinde dayı (Müfit Kayacan) ile Gizem de en az Bartu kadar absürt karakterler. Özellikle dayı, Türkiye’de masa altından rakı veren amca-dayı karakterlerinin temsili gibi. Bu karakter üzerine gidildiği takdirde unutulmayacak birinin bizlerle kalacağını düşünüyorum. Benzer şekilde Gizem de arketip olarak halk arasında yaşayan biri.

Özellikle televizyon ve medya sektörüne yönelik yaptığı eleştirilerle kahkaha tufanına tutan, aynı zamanda bizzat televizyon dünyasından birini anlatan dizi, detay komedisi üzerinden ilerleyerek Türkiye’de farklı bir mizah dili yakalamayı başarıyor. Cenaze evinde helvanın yanına dondurma isteyecek kadar ironik ve çarpıcı istekleri olan Bartu’nun temelinde çok saf biri olması onu birçok tuhaf durumun içerisine sürüklüyor. Hiç tanımadığı birinin cenazesine gitmesi, kesiştiği kadının kuzeni çıkması, konuk olduğu Youtube kanalı…

Dizinin en sevdiğim yanı ise şüphesiz ki gündelik diyalogların halktan karakterlerle harmanlanarak aslında çok önemsiz gibi gördüğümüz şeylerin içerisinde gizlenen mizahın ortaya çıkartılıyor olması. Bunun yanı sıra hiç ummayacağımız bazı insanlardan duyduğumuz cümleler belki de hayatımızı gözler önüne seriyor olabilir. İkinci bölümde Bartu ile apartman görevlisinin (Cem Zeynel Kılıç) arasındaki geçen diyalogda bunun örneği olarak gösterilebilir. Keza apartman görevlisi karakterinin de dizide önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.

Oyunculuk performanslarının iyi bir şekilde ilerlediği, mizahına uygun sade yönetmenliği, aslında içimizde yaşayan ancak çok kulak vermediğimiz absürt karakterleri ve reyting kaygısı olmaksızın detay komedisiyle Türkiye’deki dizi sektörü içerisinde yeni bir tad olan Bartu Ben, BluTv içerisinde şimdiden önemli bir yere sahip. On bölüm sürecek olan dizinin Bartu ve Gizem, apartman görevlisi ve dayı dörtlüsüyle; yer yer sektör üzerine yapılan kara mizahıyla oldukça keyif alabileceğiniz bir yapım.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın