Eylül başında izlerim ben bunu diye listeme koyduğum dizi, yayınlanmasıyla beraber çok ciddi ses getirdi. İnternette ağızdan ağıza ünü hızlıca yayılan diziyi türü seven sevmeyen herkes izledi, izlemeye devam ediyor. Listeme yazdığım bir dizi olduğunu unutan ben bile “nedir bu tantana” diyerek diziye başladım. Carla Gugino, Kate Siegel, Mckenna Grace, Lulu Wilson gibi isimleri görünce izlemeden edemiyorsunuz. Tüm bölümlerin yönetmenliğini korku filmleri ile tanınan Mike Flanagan’ın yaptığı dizi, birçoklarına göre yılın en iyi işlerinden biri. Bana sorarsanız ise bu gerçeklik sadece 6. bölümün sonuna kadar. Altıncı bölüm için de özel bir paragraf ayıracağım. Kısaca toparlarsak, Tepedeki Ev ya da esas adıyla The Haunting of Hill House, izlemeye değer bir dizi.

Konusuna değinelim.. 5 çocuklu bir aile devasa bir şatoya taşınır. Zamanla, çocukları, evde yaşadığını iddia ettikleri hayaletler rahatsız etmeye başlar. Birgün, gecenin bir vaktinde evden apar topar kaçmak zorunda kalan aile, geride ölmüş bir anne bırakır. Bunun üzerinden geçen uzun yıllar sonra, herkes kendine bir hayat kurmuş ya da kuramamış haldeyken, hayatları en küçük kızın telefon açması ile değişir. Tekrar bir araya gelmek zorunda kalan aile, çocukken anlayamadıkları evin gerçeklerini tek tek öğrenmeye başlar.

Tepedeki Ev, korku dizisi olarak tanıtılsa da korku kısmını çok iyi başaramayan bir dizi. Korku kısmı tamamen pazarlama. Bir korku dizisi olarak bakarsak, dizinin korkutmadığı kesin. Fakat drama tarafından bakarsak, korku ile süslenmiş mükemmel bir aile draması var. Son yıllarda izleyebileceğiniz en iyi aile draması. Bütün karakterlerinin ince ince işlendiği, geçmiş ve geleceklerinin aktarıldığı, birbirleri ile olan bağının başarılı bir şekilde gösterildiği gerçek bir aile draması. Çocukken yaşadıkları olay ve annelerini kaybetmeleri sonrası bütün ailenin dağılması, tutunamaması, geçmişe dönüşlerde birbirlerini çok seven çocukların gelecekte aralarının berbat olması harika bir şekilde bağlanıyor. Böylesi çoklu katmanlarda konuyu bağlamak, bağı kurmak çok zordur. Dizi, bunu çok başarılı bir şekilde yapıyor. Senaryonun başarısı da diziyi izlettiriyor.

Aileyi bağlama şekilleri de aslında çok başarılı. En büyük kardeşin zamanında yaşadıkları evin hikayesini yazıp parayı kırması ve bununla bütün aileye destek olması harika kotarılmış bir senaryonun ürünü. En büyük kardeşten yola çıkarak bütün ailenin hayatının şekillenmesi ve bunun gösterilmesi, drama kısmını çok iyi bir şekilde dolduruyor. Karakterizasyon ve ailenin cenazeye kadarki hikayesi, son yıllarda izlediğim en iyi işlerden. Fakat 6. bölümden sonra dizi, kurduğu bütün gerçekliği hem yok ediyor hem de klişelere boğuluyor. Sinema ve özellikle uzun süreci olan dizilerde oluşturulan gerilimin altının doldurulamaması en rahatsız olduğum konulardandır. Tepedeki Ev, maalesef oluşturduğu havanın altını hiçbir şekilde dolduramıyor.

Dizi 6. bölümün sonuna kadar mükemmel bir şekilde geliyor. Buraya kadar gelmişken 6. bölüme özel paragrafımı açayım. Altıncı bölüm, 5 tek plandan oluşuyor. Bölümün açılışından 15. dakikanın 38. saniyesine kadar da kamera kapanmıyor. Bu sahneyi gerçekten de tek planda çekip hiçbir kurgu numarası yapmamışlar. Cenaze tek planını alın, altında hiçbir bilgi koymayın ya da herhangi bir isim koyup kısa film olarak paylaşın, başının ya da sonunu bi önemi olmadan katılacağı her yarışmada ödül alır. Gerek çekim, gerek arka planın düzenlenişi gerekse oyunculuk olsun, izlediyseniz, 2018 yılının en büyük televizyon olayını izlediniz demektir. Mr. Robot’u 3. sezonundaki tek plan bölümden sonra televizyon için yapılmış en mükemmel şeylerden biri 6. bölüm. Dizinin bu konuda hakkını vermek istiyorum. Bölüm, özellikle cenaze sahnesi, tek kelime ile: Şaheser.

Ama altıncı bölüm finaliyle dizi maalesef klişelere, gereksiz dramalara, uzayan geri dönüşlere boğuluyor. Altı doldurulamayan drama da burada karşımıza çıkıyor. Dizi boyunca evin korkunçluğundan bahsediliyor fakat korkunç hiçbir yanını göremiyoruz. Korkunç dedikleri ev son bölümlere doğru huzur evine dönüşüyor. Poppy karakterinin geç çıkması, küçük kardeşin kendiyle karşılaşmamasının hiçbir yere çıkmaması gibi birçok altı doldurulmayan detay var. İnce eleyip sık dokudukları bütün aile draması, çok saçma tercihler ile resmen mahvoluyor. Hem de bunu, finalde, bir türlü açılmayan kırmızı odanın içinde yapıyorlar.

Sözün özü… Tepedeki ev, altınca bölümün sonuna kadar çok katmanlı bir aile dramasını muhteşem bir şekilde işleyen ama ardından bunu klişeler ve saçmalıklarla mahveden bir dizi. Altıncı bölümün muazzamlığı bir yana, oraya kadar gelişi çok başarılı. Diziye, korku değil de korku unsurları olan bir aile draması olarak bakarsak, dizi bana göre son 4 bölümü hariç gerçekten başarılı. İzlemeye değer mi diye sorarsanız eğer? Kesinlikle değer.

Son olarak, size aşağıda, dizide kaçırdığınız detayları birkaç karede göstermek istiyorum. Dizi boyunca, hep ön plandaki karakterlere odaklandığımız ve devasa eve dikkat etmediğimiz için bütün hayaletleri kaçırıyoruz. Aslında hayaletler dizi boyunca hep karakterlerimizin etrafındadır. Yakalayanınız varsa, bravo. Yakalayamayanlar için de birkaç kareyi aşağı bırakıyorum.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın