Neredeyse tam 3 yıl sonra, 27 Temmuz haftasında, yarım kalan işleri tamamlamak ve aksiyon anlamında bizleri doyurmak için Mission Impossible serisi geri dönüyor.

Christopher McQuarrie tarafından yazılıp yönetilen ikinci film olmasına rağmen, serinin altıncı ve aksiyon açısından göz bebeği Mission Impossible: Fallout bu hafta ülkemizde vizyona giriyor. Filmin başrollerinde ise düşmanlarına olduğu gibi yılllara karşı da meydan okuyan Tom Cruise ve kendisine eşlik eden, önceki filmden de tanıdığımız dostları Benji (Simon Pegg), Luther (Ving Rhames) ve Ilsa (Rebecca Ferguson) bulunuyor.

Adrenalin ve aksiyonu iliklerinizde hissedeceğiniz, 2 saat 11 dakika süresi ile karşımıza çıkan film, kendilerini The Apostles (önceki filmde The Syndicate olarak gördüğümüz) olarak adlandıran terörist grubun peşlerine düştüğü üç “plütonyum çekirdeği” ve onlara karşı koymaya çalışan IMF ekibini konu ediniyor. Bu plütonyum çekirdeklerini geri almak için karakterimiz Ethan, kendi ekibinin yanı sıra bir de yan rolde gördüğümüz White Widow ( Vanessa Kirby, The Crown izleyenler kendisini Prenses Margaret olarak da tanıyabilir) ile işbirliği yapma durumunda kalıyor. Kaldı ki kendisinin Marvel Sinematik Evreni’ndeki Black Widow ile hiçbir alakası yok tabii ki.

Tam her şey güllük gülistanlık giderken, IMF ekibi dünyayı kurtarma görevine odaklanmaya çalışırken bir de karşılarına CIA patronu (Angela Bassett) ve bir numaralı adamı Bay-2-Milyon-Dolarlık-Bıyık Ajan Walker (Henry Cavill, nam-ı diğer günümüz Superman’i) çıkıyor. Seyirciye sunulan bir sürü ters köşeden sonra tam bir derin nefes alıyorduk ki bir de önümüze altın tepside karakterimizin MI6’den eski çalışma arkadaşı(!) Ilsa (Rebecca Ferguson) ve bir önceki filmin kötü adamı Solomon (Sean Harris) sunuluyor.

Ne kadar filmde hep kötü adamlar kahramanlarımızı tuzağa düşürdüğünü söyleseler de , duydukları cevap kendilerinin kahramanlarımız tarafından tuzağa düşürüldüğü oluyor ve bunca karmaşayı çözebilmek adına yönetmen size IMF yapımı bir maske yapıcı tablet veriyor ve boom! Her şey çözülüyor(!)

Şaka bir yana, film birkaç falsosu dışında gayet sevdiklerinizi alıp gidebileceğiniz ve güzel bir aksiyon-adrenalin şölenine şahit olabileceğiniz esere bürünmüş durumda. Övmek istediğim şeylerden ilki Tom Cruise’un performansı. Kendisi yaşına rağmen inanılmaz bir performans sergiliyor. Gerek yakın dövüş sahneleri olsun, gerek de önceki filmlerde şahit olduğumuz tırmanma, zıplama, kaçma sahneleri olsun cidden tatmin edici derecede. Ne kadar bütün araçlarda sahip olduğu sürücü yetenekleri biraz fazla gözümüze sokulsa da, rol arkadaşları Henry Cavill ve Rebecca Ferguson ile olan uyumu bu klişelerin önüne geçebiliyor. Tom Cruise ve filmin yapımında emeği geçen çalışma arkadaşlarının görev aldığı bu kamera arkası videosu da zaten dediklerimi destekler nitelikte.

Önceki filmlerde şahit olduğumuz üzere, kötü adamların kazanmaya en yakın oldukları yere ulaşmaları zekaları sayesinde oluyordu. Fakat bu filmde farklı olarak ön plana çıkan ise, “eğer dişinizi sıkıp çevikliğinizi konuşturursanız sonunda kazanan siz olacaksınız” olgusuydu. Özellikle Paris sokaklarında olan kovalamaca sahneleri ve filmin sonlarına doğru şahit olduğumuz helikopterle yapılan it dalaşı sahneleri cidden seyircinin ağzında güzel tat bırakıyor.

Kısaca özetlemek gerekirse, bir sürü ters köşelere ve yakın temaslar sonucu oluşan görsel şölenlerle dolu olan film, hafta sonunda aksiyon ve adrenalin açısından doymanız için en iyi seçenek olarak duruyor. Geçen yıllar ve gelişen teknolojiler sonrası yeni konularla da karşımıza çıkacak gibi gözüken seri, Tom Cruise bu kadar başarılı olduğu sürece de başarılı olacak gibi gözüküyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın