“Otur orada, otur da saymaya başla parmaklarını,
Elinden başka ne gelir ki?
Biliyorum kendini nasıl hissettiğini
İş işten geçti diye düşündüğünü,
Otur orada ve say elindeki parmakları tek tek
Benim mutsuz, küçük kızım,
Küçük ve hüzünlü kızım.”

Yaşamla arasına sınır koymayan Janis gibi nice mutsuz ve özgür kadınlara…

İki kardeşe sahip ve ailenin en çok ilgi isteyen çocuğu olan Janis ile ilk tanışmam 14 yaşlarımda Gezi Parkı’nda gördüğüm bir resmiyle gerçekleşmişti. Bir ressam onun eski bir fotoğrafının resmini yapmış ve bir ağacın kenarına koymuştu. Ağacın karşısında oturduğum bankta sigara içerken bir süre resmine baktım. Daha sonra yanıma gelen arkadaşım adının Janis Joplin olduğunu söyledi. Eve gider gitmez ilk işim onu dinlemek oldu. Janis Joplin ile tıpkı Billie Holiday, Nina Simone ve Edith Piaf gibi yakın bir bağımın olduğunu hissetmişimdir. Kendisi müzik tarihinin en iyi bluesçularından biri olmasının yanı sıra her seferinde yaşamla mücadele etmekten çekinmeyen savaşçı bir kadındır.

Fazla eroin kullanımıyla son bulduğu hayatı ardında hala ezbere söylenen birçok şarkı bırakmasıyla sonsuzluğa kavuşmuştur. Öyle ki Türkiye’de de kendisini bir dönem boyunca Zerrin Özer ilham kaynağı olarak görmüştür.

19 Ocak 1943’te, bir kıyı şeridinde petrol rafine kasabası Port Arthur, Teksas’ta doğar. Odetta, Lead Belly, Bessie Smith, Otis Redding, Tina Turner ve Etta James gibi bluesun tarihine ev sahipliği yapan müzisyenlerin şarkılarıyla tanışır. Lise arkadaşları onun Odetta’yı birebir şekilde taklit ettiklerini gördükleri an kendisinin büyük bir şarkıcı olacağını düşünürler. Bu müzik türünün onun ruhunu tanımlayabileceğini keşfetmesiyle ölümsüzlüğüne kavuşacağı ışığa yönelir. Janis’in müziğe karşı olan yeteneğini fark eden ailesi 14 yaşından itibaren kendisini teşvik etmiş ve eğitim almasını sağlamıştır. Ailesinin de desteğiyle müzik hayatına erken başlaması onu çevresindekilerden daha farklı olduğunu görmesini sağlar. “Öteki” olarak hissetmesi küçük yaşlarda başlar. Çocukluk arkadaşı belgeselinde onun için diğerlerine benzemenin yolunu bulamadığını dile getirerek Janis’in o dönemi bir nevi tanımlar. Çocukluğunda girdiği korodan dahi kurallara uymadığı için kovulur. Kilolu, sivilceli ve kısa boylu biri olarak fotoğraflarda görüp beğendiği çekici kadınlara benzemeyişi bir süreliğine de olsa kafasını meşgul eder. Çevresi tarafından kabul edilmeyişi ruhunda kalıcı yaralar bırakır. Keza uyuşturucu kullanımının ilk tetik noktasının burada yattığını düşünüyorum.

“Ona sataşmaktan hoşlanan sinirli erkeklerden oluşan bir gruba uyum sağlamak gittikçe zorlaşıyordu. Kitaplar ve yeni fikirlerle ilgilenen sıkı bir arkadaş grubuyla olsa da o kitaplarda anlatılan insanların olduğu yerlere gitme ihtiyacı duyuyordu. O şarkıların söylendiği yerlere gitmek istiyordu.”
– Janis Joplin’in kardeşi

Zaten öncesinde birçok kez sahne alan Janis, ilk kaydını 18 yaşında Texas’ta gerçekleştirir. Yalnızca bedava bira içebilmek için taşra barlarında sahne alır. Kendilerini “Waller Creek Gençleri” diye adlandırdıkları bir gruba dahil olur. İnsanlar onun müziği karşısında hayretler içerisinde kalır ancak buna rağmen yine halk tarafından dışlanır.

Müzikle geçen yıllardan sonra eski bağının olmadığı yanılgısına düşerek müziği bırakıp bir okula başlar ancak yanıldığının farkına varması çok uzun sürmez. Okulu bırakarak tekrar müziğe yönelir. Tam bu sıralarda hippi hareketine katılarak Kaliforniya’ya giden Janis’in uyuşturucu bağımlılığı kendisine zarar verecek boyuta geldi ve işleri düzelteceğine inanarak kasabasına geri döndü. Ancak o şehir hayatından kopamayacağının farkındaydı. Tekrar Kaliforniya’ya döndü ve arkadaşı, menajeri Chet Holmes aracılığıyla müzik kariyerinde devrimini birlikte gerçekleştireceği bir gruba solist oldu: Big Brother and the Holding Company! Grubun yüksek enerjisiyle onun vokalliği birleşince ortaya muazzam bir uyum çıktı. Blues, folk ve psychedelic rock’ın karışımı olan bu müziği halkın keşfetmesi ise uzun sürmedi. Keşfedilme süresinden önce Janis bir süre San Francisco’da sıkıntılı zamanlar yaşar ve bu durumun ardından kariyeri açısından iyi bir döneme giriş yapar. Ancak bu hız da bir süre sonra onu yıpratacaktır.

Dünyanın ilk en büyük rock müzik festivali olup bu kavramın öncüsü 1967 tarihli Monterey Uluslararası Pop Festivali’ndeki Big Brother and the Holding Company ile gerçekleştirdiği performansı büyük önem taşır. Özellikle bir blues klasiği olan “Ball and Chain” ile izleyenleri etkisi altına almış ve performansın ardından aldıkları albüm teklifi ile 1968 yılında ilk albümleri yayınlanmıştır. “Big brother and the Hollding Company” en başarılı albümlerden biridir. Janis uzun süredir insanlara karşı içinde tuttuğu kinini müziğine yansıtmış ve ortaya ustalık eseri bir albüm çıkmıştır.

Ayrıca müzik tarihinin önemli anlarından biri olan Jimi Hendrix’in sahnede gitar yakması Monterey Uluslararası Pop Festivali’nde gerçekleşir ve festival akıllara kazınan bir anıya sahiplik eder. Ayrıca 1968 yapımı Janis Joplin odaklı “Monterey Pop” belgeselini izleyebilirsiniz.

“-Neden şarkı söylemeyi seçtin?

-Çünkü farklı birçok duyguyu yaşayabiliyorum. Gerçekten çok eğlenceli. Yıl boyunca her partiye katılıp, istediğim herkesle birlikte olsam bile hissedemeyeceğim şeyleri hissetmemi sağlıyor. Hayallerinizdeki şeyleri hissediyorsunuz ve gerçek olduklarını biliyorsunuz. Müziği bu yüzden seviyorum. Çünkü kaynağı duygu. Ve bu kaynak yeni duygular yaratıyor.”

Onun kendinden emin oluşu, kimi zaman takındığı protest tavrı ve müziğine yansıttığı tüm bu çaba karşılıksız kalmaz ve Janis tarihin en iyi blues müzisyenlerinden biri haline gelir. Siyahilere yapılan haksızlık karşısında yürüyüşlere katılıp harekete destek vermiştir. Yaşadığı zamanın ideolojik açıdan kaldıramayacağı biçimde siyasi söylemlere karşı tek tavır takınır. Onun için “iyi insan” tanımı vardır, ötesi yoktur. Ve tek çarenin bütünleşmekten, birleşmekten geçtiğine inanır.

Aynı dönem Nick Gravenites’in kendi grubundan ayrılmasını sağlamış ve onu Big Brother’a dahil etmiştir. Çıkardıkları “Cheap Thrills” albümünün ardından uyandırdıkları yankıyla grubun adı artık “Janis Joplin with Big Brother and the Holding Company” haline gelir. Onu Janis Joplin olarak tanımaya başladığımız klasik şarkıları Summertime, Piece of My Heart, Ball and Chain bu albüm sayesinde halkla tanıştırılır. Başarılı, oldukça eğlenceli ve ağır uyuşturucular kullandığı bu devir, kendisinin gerçekten ün sahibi olmasının ona ağır gelmesiyle sonuçlanır. Son konserlerini verdikten sonra Janis köşesine çekilir, uyuşturucuyu bir süreliğine bırakır ve tek başına küllerinden doğabilmek için dinlenir. Artık Janis sahnelerde tek başınadır. Tarihe kazınan Woodstock Festivali’nde sahneye çıkmasıyla eski başarısına yeniden kavuşur. Her zaman ilgisinin olduğu ancak icra etmediği “Jazz müziği” ile ilgili planlar kurmaya başlar. Yeniden bir grupla yolları kesişir: The Cozmic Blues Band! “I Got Them All’ Kozmic Blues Again Mama!” adında yayınladıkları albüm büyük yankı uyandırır. İçerisinde en sevdiğim şarkılarının olduğu (Maybe, Try, As Good As You’ve Been To This World, Kosmic Blues) albümün sonrasında 1970 yıllarında- Janis’i yeni bir grup ve yeni bir hayat beklemektedir. Hiçbir zaman olmadığı kadar ünlüdür artık. The Full Tilt Boogie Band ile yayınladığı Pearl albümü artık döneminin en önemli isimlerinden biri haline getirir Janis’i.

27 yaşında; Jimi Hendrix, Jim Morrison, Amy Winehouse, Brian Jones, Kurt Cobain ve nice müzik tarihinde izi olan müzisyen gibi bir otelde uyuşturucu yüzünden hayata gözlerini yumar. Normalde kendi takma adı olan “Pearl” albümüne ilham kaynağı olabilmesi için aldığı eroin ne yazık ki sonunu getirmiştir. Öldükten sonra albümündeki -ileride kült olacak olan- kült şarkılar günlerce listelerin ilk sıralarında yer alır. (Jimi Hendrix ile zamanında “hangimiz daha önce ölecek” iddiasına girmiştir ancak Jimi ondan bir ay önce ölmüştür.) Pearl’ün diğer albümlerden farkı ise hayatına giren insanlara yazdığı şarkılardan oluşmasıdır. Uyuşturucudan kurtulabilmek için yaşamı boyunca büyük uğraşlar veren Janis, öyle ki ailesinin kendisinden umudu kesmemesi için tonlarca mektup yazmış ancak karşılığını alamamıştır. Gençliğinde düşkün olduğu ailesi bir nevi kendisine sırtını dönmüştür. Ve bu onda hep bir ukde bırakmıştır. Yaşamının son günlerini onların yanında geçirmiş olması bu durumu ne kadar kurtarır orası tartışılır ancak o hayatı boyunca ailesi, arkadaşları, birlikte olduğu insanlar sebebiyle mutsuz olmasına karşın güçlü görünmeyi asla ihmal etmez. Çünkü zaten yeterince yıpranmıştır. Bu da onu müziğe iten yegane etkendir.

 

Kaynakça:

https://eksisozluk.com
https://tr.wikipedia.org
https://www.rockhall.com/
https://www.ayrintiyayinlari.com.tr/kitap/blues-tarihi/188
Janis Joplin belgeseli: https://www.imdb.com/title/tt3707114/

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın