Divan şiiri, tarihi olarak vaktini doldurmuş olabilir. Ama bu artık “eskidiği” anlamına gelmiyor. En çok hataya düştüğümüz konulardan biri bu bence. Türkiye Edebiyatını dönemlere ayırırken birbirinden bağımsız gibi gösteriyoruz. Oysa edebiyat bir bütündür. Divan şiiri asla çağdaş şiirden bağımsız düşünülemez. Çünkü bu dönem hala Türk şiirinin beslendiği bir kaynaktır. Çağdaş Türkiye şiirinde dolaylı da olsa birçok şaire ilham vermiştir. Metin Altıok gibi mesela.

 “uzandım usulca cigarama;

yavan ömrüme katık.

ben o gün öldüm gülüm,

bir daha ölmem artık.”

Metin Altıok, Türkiye şiirinde İkinci Yeni döneminin bağımsız şairlerindendir. “Bir Acıya Kiracı” olarak geçireceği hayata gözlerini Bergama’da açtı. 1971’de Ankara DTFC ‘de Felsefe bölümünden mezun oldu. Resimler yaptı, resim sergileri açtı. Çeşitli illerde Felsefe öğretmenliği yaptı. Şiirler yazdı. İlk şiirlerini“Gezgin” kitabında topladı. Pir Sultan Abdal Kültür Şenliği için gittiği Sivas’ta, 2 Temmuz 1993 günü şeriatçıların saldırısına uğrayan Madımak Oteli’ndeki yangından ağır yaralı olarak kurtulduysa da 9 Temmuz 1993 günü, yangında yaşamlarını yitiren 34 arkadaşının kaderini paylaştı.

Gezgin’de yer alan şiirlerinde Servet-i Fünun, Ahmet Haşim ve daha birçok şairin izlerini taşır. 60 kuşağının en romantik şiirlerini yalın bir dille yazar. Çoğunda anlaşılması güç semboller kullanır. Bunların büyük çoğunluğu divan şiirinde kullanılan mazmunlardır. Onun temel kaynakları arasındadır divan şiiri. Sadece aruzla yazmıyordur. Ama bunun olmaması da ahenksiz bir şiir dili olduğunu göstermez. Gazel adını verdiği ve beyitlerle yazdığı şiirler İkinci Yeni geleneğinin divan şiirinden aldığı mirastır. Ve son dizelerinde mahlasına “altıok metin” şeklinde kullanması bir başka örnektir. Kana Gazel şiirini kızı ölümünün 7. Yılında gazeteye ilan olarak verir.

“…silinmez hiç bir şeyle, akan insan kanıdır
toprak bile içemez, sindiremez onu kendine

sen söyle altıok metin, dökülen sıcak kanı
ki kan sıçrasın senin de incinmiş şiirine”

Şiirlerinde Şeyh Galip’de de olduğu gibi ateş ya da ateşi çağrıştıracak kelimeler fazla yer alır. Ölümünün yangınla olacağını bilir gibidir.

“heybesinde yılan
işaretleri,
baldıran zehiri
yüzüğünün içinde
ve yanında
kav taşıyan ben;
tekinsizim size göre
ibret için yakılması gereken”

Sebk-i Hindi akımına bağlılığı ile bilinen Galip’te ateş mazmunu her türlü hayali karşılar. Bazen güllerin açışını anlatırken bazen de sevgilinin gözünü betimlerken her yeri kırmızıya boyar. Altıok ise yalnızlığını, melankoliyi ve çaresizliğini yangınla ifade eder. Sis adlı şiirinde şöyle der:

“Sonunda kendime bir top yangın edindim,

Soluğumla besledim dudağımın ucunda.

Ömrümün kuluydu savrulan hep ardımda,

Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri

Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla.

Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla,

Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya.”

Metin Altıok adına verilen şiir ödülünü alan şairlerden biri de Birhan Keskin’dir. Kendine özgü ve benzersiz üslubu olsa da kullandığı motifler onu Şeyh Galib’e yani divan şiirine benzer. Keskin’in özellikle ateş mazmunu kullanması onu hem Altıok’a hem de Mevlevi şairine yaklaştırır. “Kim Bağışlayacak Beni” adlı şiir kitabının başında Şeyh Galip Dede Efendi’den şöyle bir alıntı yer alır:

“Tedbirini terk eyle takdir Hüdânındır

Sen yoksun o benlikler hep vehm ü gümânındır”

Birhan Keskin’in Altıok ve Galip Dede’den farklı yönü şiirlerinde doğa kişileştirilir. Kişileştirmeler genelde melankoliktir. “Ve İpek ve Aşk ve Alev” de elementlerin ruhu olduğuna inanır. Şiirin isminin aksine daha çok su yer alır. Şelaleler suyun intiharıdır. Aşka su gibi akmaktan korktuğu için onu şelaleler ilgilendirir. Keskin’in baharı şiirine bu kadar detaylı bir şekilde sokması bize biraz da olsa divan şiirini hatırlatır. Divan şiirinin bahariyeleri, nevruziyeleri, şitaiyeleri doğanın her halinin divan edebiyatına bağımsız birer tür olarak yansıdığının kanıtıdır aslında. Taş Parçaları XXXV şiirinde-

“…

o senin ezel gününden kaderin

Sen onu nasılsa bin kere daha

Seveceksin”

diyerek bezm-i elest’e telmih yapar. Aynı divan şiirinin platonik aşıkları gibi… Aşık sevgiliyi ezel meclisinde görmüş ve aşkıyla yanmaya orada başlamıştır. Bazı aşıkların ateşi bütün bedenini sarar, o ateşle yanıp tutuşurlar.

“Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakıştırmış

Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş”

(Ayrılık meclisinin mumu olduğum yapmış yakıştırmış. Pervaneye benzeyen gönlüm için kavuşmak da yolunu gözlemek de ateş.) 

Şeyh Galip burada Şem ü Pervane aşkına gönderme yapar. Küçük bir kelebeğin mum alevine olan aşkıdır. Hakkında destanlar yazılır. Şair beyitte kendini ayrılık meclisinin mumuna benzetir. Sonrasında da aşk ateşi uğruna pervane olanlar için yol gözlemenin, ümitle beklemenin de kavuşmanın da ateş olduğunu ekler. Anlatmak istediği tasavvufi aşktır fakat biz bunu beşeri aşk için sevgiliden ayrı olmanın da ona kavuşmanın da ateş olduğu şeklinde yorumlayabiliriz. Birhan Keskin’in şiirlerine de bu yorumla bakabiliriz. Cinayet Kışı III şiirinde Keskin mumun yanışını ve kendi ateşiyle kendini bitirişini konu edinir. Mum kendi ateşiyle kendini yok eder. Aynı mumun alevi  gibi hiçbir aşk sonsuza kadar titremez. Mum nasıl bütünlüğünü acı çekerek yitiriyorsa insan da acı çekerek bütünlüğünü yitirecektir. Ve acıdan ölecektir. Galip Dede ile aynı mazmunu farklı şekillerde işlediklerini görüyoruz. Galip Dede mumun yanmasını aşka bağlarken Keskin de mumun yanışını intihar olarak nitelendirir. Aşk intihardır. Tıpkı şem ve pervanede olduğu gibi…

“İşte ben yıllar yılı yarı ölü yarı diri;

O hiçliğe yazdım bunca harlı şiiri.” M. ALTIOK

Annesinin sevgisizliği ve sıkıntı içinde geçen hayatı üslubuna ve eserlerine malzeme olmuş. Özellikle annesinden göremediği sevgiyi sık sık dizelerine döker. Kendini ve şiirini şöyle anlatır Metin Altıok: ”Beni yönlendiren acı oldu. Benim hayatımda hep acı vardı. Hep acıdan yola çıktım. Çok fukara bir çocukluğum oldu benim… Sevgisiz üstelik… Bu yüzden kendimi hep garip bir leke gibi gördüm bu dünyada; ama tertemiz zamanlardan kalma bir leke…” bunu da mısralara “Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka, bir şey yok paylaşacak acıdan başka.” diyerek döker. Birhan Keskin de varlığa dair yaşanabilecek acıyı Altıok’a benzer bir ifadeyle şöyle anlatır:

“anladım mana yok acıdan başka

Akşamın kör karanlığı vursun alnıma”

Şiir her zaman bir bilmece olarak kalacak. Önce söz vardı sonra da söz olacak.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın