“San’atsız kalan bir millettin hayat damarlarından biri kopmuş demektir,”

“Bir millet san’attan ve sanatkârdan mahrumsa tam bir hayata malik olamaz. Böyle bîr millet bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve alil bir kimse gibidir,”

“Yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da güzel san’atları sevmek ve onda yükselmektir.”

Yukarıda okuduğunuz sözler bizzat Atatürk’e ait fakat farklı zaman dilimlerinde söylenmiştir. Atatürk, Münir Hayri Egeli ve Kenan Erginsoy tarafından hazırlanan bir kültür filmini seyrettikten sonra şu sözleri söylemiştir ve bu sözler de Münir Hayri Egeli tarafından 1954’de yayınlanan bir kitabında yayınlanmıştır.

“Sinema gelecekteki Dünyanın bir dönüm noktasıdır. Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir. Japonya’daki kadın Amerikan artistine benzeyecek, Afrika’nın göbeğindeki siyah adam Eskimo’nun dediğini anlayacaktır. Tek ve birleşmiş bir Dünyayı hazırlamak bakımından si nema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler açan matbaa, barut ve Amerika’nın keşfi gibi hadiseler birer oyuncak mesabesinde kalacaktır.”

Atatürk ve Sanatkara Bakış Açısı

Atatürk sanata ve sanatçıya fazlasıyla önem vermiş biridir. Kendisi hakkında birkaç şey bile biliyorsanız bunlardan biri kendisinin düzinelerce kitap okuduğudur. Fakat kendisinin sinema hakkındaki görüşlerini ve sinema hakkında haşırneşirliğini maalesef günümüze pek aktaramadık. Bunun sebebi seyrek bir sinema ziyaretine sahip olması ve ülkemizdeki düzensiz dosyalama sistemidir.

Dediğim gibi; kendisinin sanata ve sanatçıya saygısı sonsuzdur. Aynı öğretmenlere olan saygısı gibi. Bilirsiniz, sınıfa girer ve öğretmeni sessizce dinlemeye başlar. Kendisi, 11 Nisan 1930’da yaptığı Ankara turnesinde tiyatro ve sinema sanatçısı Vasfi Rıza Zobu’nun davetine katılır. Vasfi Rıza Zobu paşanın elini öpmek için eğilir fakat paşa izin vermez ve şöyle bir cümle kurar:

“Sanatkâr el öpmez.. Bizler meb’us oluruz, vekil oluruz, hatta Reisicumhur oluruz, ama san’atkâr olamayız. İşte bunun içindir ki san’atkâr el öpmez, onun eli öpülür.”

Atatürk’ün Sinemaya Katkısı

Yazar Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu, Bir Millet Uyanıyor filminin fazlasıyla beğenilmesinden sonra Kurtuluş Savaşı temalı yeni bir film çekmek ister ve bunun için Atatürk’e başvurur. Paşa senaryoyu okur ve beğenir, elinden ne gelirse yapmak istediğini; hatta gerekirse rol almak istediğini bile söyler.

“Bu arada da Hakkı Saygıner bir anısında; 1937 yılında trakya manevraları sırasında Atatürk “İstiklâl” filminin genişletilmesi için kurulan heyette görevli Nurettin Baransel’den “filmin tamamlanıp tamamlanmadığını” sorar. Hayır, film henüz tamamlanmamıştır. Peki sebep…. Baransel bu sebebi şöyle izah eder: -Size ait sahnelerin ekserisi hareketsiz resimlerden ibaret paşam. Bu yüzden film tamamlanamadı. Atatürk bir an kaşlarını çatar, sonra şu cevabı verir: – Ben hayattayım. Milli mücadeleye ait bütün evrakım, kılıcım, çizmem halihazırda mevcut olduğuna göre çağırdığınız anda bana düşen vazife ve görevi yapmadım mı? Böyle bir teklif karşısında kalsam memnuniyetle kabul eder, bir artist gibi filmde rol alır hatıraları canlandırırdım. Bu, milli vazifedir. Çünkü Türk gençliğine bu mücadelenin nasıl kazanıldığını canlı olarak ispat etmek, hatıra bırakmak bu filmde mümkün olacaktır”

Fakat kendisinin bu isteği gerçekleşmez çünkü isteğinden kısa bir süre sonra hastalanır. Lakin yaverlerine verdiği emir ile gereken boşlukların doldurulmasını ister ve temsili çekimler yapılarak o boşluklar doldurulur.

Atatürk esasında sinemayı seven ve önem veren biriydi. Fakat kurduğu yeni ülkenin düzenini sağlamak ile meşgulken sinemaya ayıracak vakti yoktu. Biraz da ülkede burjuva kesiminin olmayışı ve diğer ülke liderlerinin sinemayı hep propaganda için kullanmış olmasından dolayı geri durmuş olabilir. Vakit ayırmayı istediği zaman da kader izin vermemiş ve onu yataklara düşürmüştür. Perdelerde olan tek görüntüsü de İstiklal filmindeki halka seslenişidir. Kader onun kamera karşısında oyunculuk yapmasına izin vermemiş, bizi büyük bir gururdan ve mutluluktan etmiştir. Olsun, perdelerde olmasa bile gönüllerde yer aldığı için bunu dert etmiyoruz. Hatta yer alamamasına rağmen sinemanın ne kadar önemli bir icat olduğunu bilip desteklemesi bile yeterlidir.

“Sinema öyle bir keşiftir ki, gün gelecek barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok dünya medeniyetinin vechesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak uçlarında oturan insanların birbirlerini  tanımalarını,  sevmelerini temin edecektir. Sinema insanlar arasındaki görüş, görünüş farklarını silecek; insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya lâyık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz”

Atatürk’ün sinemaya katkıları sadece sözlerle kalmaz. Ülkemizdeki ilk sinemalar sadece erkeklere mahsustu. Rağbet arttıkça sinemalarda kadınlar matinesi başladı. Taleplerin ve sinemaların artmasıyla kadınlar ve erkekler aynı salona alınmaya başladı fakat kimi sinemalarda erkekler ve kadınların arasına paravan konuyordu; kimi sinemalarda da önde erkekler arkada kadınlar oturuyordu. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar devam eden bu uygulama Atatürk’ün emri ile kaldırılır ve günümüzdeki modern sinema düzeni oluşur.

Keza Atatürk’ün bir diğer sinema ile alakalı emri de vergi konusudur. Sinemacılardan o dönem alınan %33’lük vergi Atatürk’ün emri ile %10’a düşürülmüştür.

Atatürk’ün sinemacılara bizzat katkısı da mevcuttur. Sinemacı olan Münir Hayri Egeli’yi bizzat kendisi eğitim alması için Almanya ve Rusya’ya gönderir. Dönüşte de kendisinin isteği ile belgesele yoğunlaşır ve Doğan Çavuş adında bir film çıkarır.

Atatürk’ün Sinema Ziyaretleri

Atatürk’ün ilk olarak nerede sinemaya gittiği maalesef bilinmiyor ki şahsımca bu koca bir ayıptır. Batıda sıradan insanların bile nerede ne yaptığı belliyken koskoca bir ülke kurucusunun nerelere gittiğinin tam olarak kayda alınmaması üzücü bir şeydir. Mesela kendisinin yakınında bol bol bulunan sinemacı Kenan Erginsoy onun hakkında birçok anıya sahiptir fakat hiçbirini yazma gereği duymadığı için hiçbirine ulaşamayız.

O zamanlarda ülkede sinema sayısı çok değildir zaten. Atatürk; İstanbul, İzmir ve Ankara olmak üzere 3 farklı şehirde sinemalara gitmiş ve film izlemiştir. Bunlardan ilki Ankara sinemasıdır ve izlediği film de Charlie Chaplin’in Şarlo İdama Mahkum filmidir. Diğerleri ise tam olarak şöyledir:

1) Şarlo İdama Mahkûm, Charlie Chaplin… Ankara Sineması (İzmir) 1923
2) Serseri Kral (The Vagabond King), Ludwig Berger/Ernst Lubitsch…  Elhamra 3 Aralık 1930
3) İstanbul Sokaklarında, Muhsin Ertuğrul… Yeni Sinema (Ankara) 27 Aralık 1931
4) Onu Şarkı İle Söyle (Say It With Songs), Lloyd Bacon… Yeni Sinema ( Ankara ) 3 Ocak 1932
5) Çanakkale (İngiliz Belgeseli)… Opera 22 Ocak 1932.
6) Kongre Eğleniyor (The Congress Dances), Erik Charell… Elhamra 23 Şubat 1932.
7) Demir Kapı (Revolte Dans La Prison), Pál Fejös/George W. Hill… Glorya 16 Eylül 1932
8) Bir Millet Uyanıyor, Muhsin Ertuğrul… Özel Gösteri (Ankara) 1932
9) Yutkeviç’in Rusya’dan getirdiği Ankara Türkiye’nin Kalbidir’in film parçaları… (Ankara) 1933
10) Ankara Türkiye’nin Kalbidir (Türk – Rus ortak yapımı belgesel), Sergey Yutkeviç… (Ankara) 30 Mart 1934
11) İstiklâl (İzmir Zaferi adlı filmin genişletilmiş şekli)… Dolmabahçe Sarayı’nda İran şahı ile beraber izlediler, 1934

Keza Atatürk’ün 1929’da Dolmabahçe Sarayı’nda Ferit İbrahim Bey’in Ankara Gazi Çiftliği’nde çektiği filmi izlediği de bilinir. Atatürk’ün sinemadaki -bilinen- tek fotoğrafı 1930’da izlediği Fox’un Serseri Kral filmini izlerken çekilmiştir. Bu fotoğraf 4 Aralık 1930’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştır. Aynı fotoğrafın 1 ocak 1931 Resimli Şark Mecmuası’nda ve 3 Eylül 1931 tarihli Yeni Gün gazetesinde yayınlandığı da bilinmektedir.

* Cumhuriyet Gazetesi’nin arşivinde fotoğrafa ulaşmanız mümkündür. En kısa zamanda satın alıp görseli buraya koyacağım.

Atatürk’ün 22 ocak 1932’de izlediği Çanakkale filmi gazetelere konu olmuştur ve kendisinden şöyle bahsedilmiştir:

“Reisicumhur hazretleri dün gece saat 9.30’da Beyoğlu’ndaki Opera Sineması’na teşrif ederek gösterilmekte olan Çanakkale filmini temaşa buyurmuşlardır. Refakatlarında Recep Zühtü, Kılıç Ali, seryaver Rüsuhi, Bükreş sefiri Hamdullah Suphi Beyler ve maiyeti erkânı vardı. Kendilerine 6 loca tahsis edildi. Sinemadaki halk büyük Halâskârı görünce ayağa kalkarak dakikalarca alkışladı. Filmin sonunda da caddeye kadar uğurladılar.”

Atatürk’ün Vefatı

Okuduklarımızdan da gördüğümüz gibi Atatürk’e olan sevgi anlatılamaz. Herkes kendisinin çok seviyormuş. Öyle ki kendisinin öldüğü gün milli yas ilan edilmiş, sinemalar kapanmıştır. Hatta bu kapanma olayı bir süre daha ölüm yıldönümlerinde devam etmiştir.. Atatürk’ün cenazesi, İstanbul ve Ankara olmak üzere filme alınmış ve kaydedilmiştir. Bunların bazılarını bulmak mümkün. Çekim yapanlar arasında Almanya’dan Türkiye’ye gelen ve ülkemizde dublaj kültürünü yerleştiren ünlü yönetmen Faruk Kenç de vardır.

Atatürk’ün ölümünün 2. yıldönümünde İpek Sineması, tarih 10 kasım 1940, Atatürk ile ilgili yapılmış filmleri hayır kurumları için sinemasında göstermiştir. Aynı etkinlik bir sonraki sene gene İpek Sineması’na ek Sümer, Suatpark ve Süreyya sinemalarında tekrarlanır. Bu 4 sinema dışında diğer bütün sinemalar yas sebebiyle kapalıdır. Bu hayır kurumu için film gösterimleri 1948’e kadar devam etmiştir.

10 Eylül 1942’de, bir Amerikalının 5 yıl önce çektiği Atatürk hakkındaki filmler gümrükte bulunur. Bunlar hakkında detaylı bir bilgiye sahip değilim maalesef.

Atatürk, her daim ne kadar ileri görüşlüğü biri olduğunu göstermiştir. Bunu, sinema içinde yapmış ve benim gibi genç bir sinemacı için söyledikleri ile büyük bir gurur olmuştur.  Biz de dediği gibi, genç sinemacılar olarak: Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermek için çabalıyoruz, her daim, izindeyiz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın