12 Kasım 1947’de Hicran Muazzez Ankara’da dünyaya gelmiştir. Babası Sarı Bomba lakabıyla tanınan ünlü boksör Oktay Altıok’tur. Henüz 40 günlük bir bebekken babasının onu karların içine attığı ve kimsenin ona ellemesine izin vermeyip ağlamasındaki sese bakıp “İyi dinleyin… Kızım, Türkiye’nin en iyi sesi olacak” dediği efsaneleşen baba – kız hikayesidir.

Henüz 1,5 yaşında bir bebekken babasını kaybeden Hicran Muazzez, bütün çocukluğu ve gençliği boyunca babasının hikayelerini dinlemiştir.

“Babam zatürreden öldüğünde 23 yaşındaymış. Boksördü, antrenmanlardan falan üşütmüş herhalde. Ben hep babamın öyküleri ile büyüdüm. Çok delikanlı, çok mert bir insanmış.”

İlk konserini, 1955’de, Çankaya’da, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın ve Başbakan Adnan Menderes’in huzurunda verdi. Henüz 7 yaşındayken müzik yeteneği sayesinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın hem dikkatini hem de ilgisini çekmiştir. Konserinde, ‘Üsküdar’a giderken aldı da bir yağmur’ sözleriyle tanınan Katibim şarkısıyla başlayarak birkaç şarkıyı arka arkaya söylemiştir.

“Rahmetli dedem beni hafta sonları Ankara Ulus’ta Müzik Sevenler Cemiyeti diye bir cemiyete götürürdü. Orada Türk sanat müziği şarkıları söylerdim. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Mümtaz Tarhan gibi başka bakanların da olduğu bir baloda şarkı söyledim. Celal Bayar “Üsküdar’a Gider iken şarkısını istiyor” dediler. Söyler misin diye sordular ve söylerim dedim. Rahmetli Bayar, Ankara Koleji’nin fahri başkanı idi. Bu şarkı sayesinde ben de kolejli oldum.”

Hicran Muazzez’in eğitim hayatı kendisinin de söylediği gibi Celal Bayar sayesinde Ankara Koeji’nde başlamış ve lisenin sonuna kadar da orada devam etmiştir.

Henüz 20 yaşındayken, 1967 senesinde Ankara Radyosu’nda girmiştir. Burada hem eğitim gördü hem de yapmaktan keyif aldığı şeyi yapıp müzikle ilgilendi.

“Annem beni Ankara Radyosu’ndaki sınavlara zorladı ve sınavlara kaydettirdi. 6.000 kişi içinde 30 kişi alacaklardı. Sınavı kazandım, 5 sene sabah 09.00 akşam 17.00 eğitim gördüm.”

Aynı yıllarda ilk evliliğini polis memuru Abdurrahman Abacı ile yapmıştır. İlk eşiyle olan evliliğinden tek çocuğu Saba 1969’da dünyaya gelmiştir. (Saba, şu anda Amerika’da eşi ve çocuğuyla birlikte yaşayan bir psikiyatrist olarak hayatına devam ediyor.) Saba’nın doğumundan bir süre sonra 1970’de Abacı çifti evliliklerini sonlandırmıştır. Ancak Abdurrahman Bey’in soyadıyla tanınmış olmasından olsa gerek bütün bir müzik hayatı boyunca onun soyadını kullanmıştır.

Özellikle kızı Saba’nın doğumu onun hayatının dönüm noktalarından biri olmuştur. Daha sonraki dönüm noktaları da gene onunla ilgili olan önemli tarihlerdendir.

“Saba’nın doğumu benim için çok önemliydi. Hani hayatınızda en çok sevindiğiniz anlar deseniz onun doğumu, onun Cerrahpaşa’yı kazanması ve torunumun olması…”

Muazzez Abacı, mesleğinin ilk resmi konserini 1970’te verdi, bundan 2 yıl sonra 1972’de Silemezler Gönlüm’den adlı parçayla müzik piyasasına hızlı bir giriş yaptı. Sene 1973 olduğunda ilk plağı olan Bir Sen Kaldın İçimde’yi Orhan Gencebay’ın o yıllarda başında olduğu Kervan Plak etiketiyle çıkardı. Ankara’dan İstanbul’a geçişi biraz da bu şekilde oldu ve Bebek Maksim Gazinosu’nda sahneye çıkmaya başladı. İkinci evliliğini İstanbul’a geçtiği yıllarda avukat Atilla Kurtbaş’la yapan Muazzez Abacı’nın bu evliliği 2 yıl sürmüştür. 1975 yılında ikinci eşinden de boşanmıştır.

Artık Muazzez Abacı’nın müzik camiasının en üstlerinde olduğu yıllardır. Maksim Gazinosu’ndaki programlar, çıkardığı plaklar… Engelenemez bir yükseliş… Bu yıllarda onun hayatı boyunca unutmayacağını her fırsatta dile getirdiği Hasan Heybetli’yle tanıştığı yıllardı aynı zamanda. Hasan Heybetli kendi gibi büyük bir mafya babası olan Hüseyin Heybetli’nin oğludur.

Hasan Heybetli, Abacı’yı görür görmez ona aşık olmuştur. Her akşam Muazzez Abacı’nın çalıştığı gazinoya gidip hayranlıkla onu izler. Bir gün tüm cesaretini toplayıp, Muazzez Abacı’ya onunla birlikte olmak istediğini söyler. Ancak Abacı onu reddeder. Bu reddedişin ardından Muazzez Abacı hangi gazinoda sahne alacaksa o gazinonun kulisine 24 tane gül gidermiş. Güllerin sayısı hiç değişmez, çünkü Hasan Heybetli 24 sayısıyla 24 saat seni düşünüyorum mesajı vermek ister. Aşkından vazgeçmeyen Hasan Heybetli, Muazzez Abacı’yı ikna edene kadar bu işe devam eder. En sonunda bir akşam Muazzez Abacı’ya telefon etmiş ve camdan dışarı bakmasını ister. Camdan dışarı bakan Muazzez Abacı bütün bir caddenin kırmızı güllerle kaplı olduğunu görünce çok şaşırır. Böylece Muazzez Abacı inadından vazgeçip aşkını yaşamaya başlar. 1976’da da Hasan Heybetli’yle evlenir.

“Maksim’de çalışırken 80 gün beni izlemiş. Oysa Hasan Heybetli’yi tanımıyordum. İlk atak ondan geldi herhalde. Bir vesileyle bir gece telefon açtı eve. Dedi ki “Muazzez Hanım, ben her gece gelip sizi dinliyorum, çok beğeniyorum. Hatta tanışmak da istiyorum, ama bir vesile olmadı. “Muazzez Hanım, rica etsem camdan dışarı şöyle bir bakar mısınız? Size bir sürprizim var” dedi. O zaman Halaskargazi Caddesi’nde oturuyorum. Bir baktım, bütün cadde baştan aşağı gül. Çok hoşuma gitti. O gece gazinodan çıkarken otomobilimin önünde koca bir kamyon belirdi. Derken damperi açıldı ve yola güller saçıldı. Bugün parayla bile yapılamayacak davranışlar. Yapılır da, bu para meselesinden çok düşünce tarzı ve sunuş. Bunlar bir anda sanatçı olarak ruhumu aldı gitti. Bu insanı tanımak istedim.”

Hasan Heybetli konumu nedeniyle oldukça baskın bir karakterdir. Bu baskın karakter Muazzez Abacı’ya bir takım kolaylıklar da sağlamıştır. Örneğin Fahrettin Aslan idolünü bilen bilir, iş disiplini olan sert bir adamdır. Zeki Müren ve Bülent Ersoy’un da aralarında bulunduğu bazı önemli isimleri işler istediği gibi gitmediği için tokatlamaktan hiç çekinmeyen birisi. Ama böyle bir olay Maksim Gazinosu’nun göz bebeği Muazzez Abacı’nın başına hiç gelmemiş ya da gelememiş. Gelmediği gibi bir de Muazzez Abacı, Fahrettin Aslan’la yaşadıkları bir tartışma sırasında elinde tuttuğu terliği Fahrettin Aslan’ın kafasına atarcasına fırlatmış ve terlik kapıya çarpmış. Bu hareket Fahrettin Aslan gibi bir krala yapılabilecek bir hareket değildir aslında ama Muazzez Abacı bunu yapabilmiştir. Öte yandan Hasan Heybetli’nin karakterinin zor yanları da oldukça fazla. Örneğin Hasan Heybetli, ilişkileri başladıktan sonra Muazzez Abacı’nın çalışmasını istememiştir. Kazandığı paradan daha fazlasını ona verebileceğini söylemiş ama Muazzez Abacı’ya bunu kabul ettirememiş. Bunun üzerine Muazzez Abacı bir sabah uyandığında evinin salonunu paralarla kaplı bulmuş. Bunu yapanın Hasan Heybetli olduğunu hemen anlamış. Hizmetçisinin de yardımıyla eve saçılmış bütün parayı büyük çöp torbalarına doldurmuşlar. Hasan Heybetli eve döndüğünde kapıyı açmak yerine evin balkonuna geçip bütün parayı Hasan Heybetli’nin ayaklarının dibine atmış.

Muazzez Abacı ve Hasan Heybetli’nin 30 yıla yakın süren ilişkisi kendileri tarafından da devlerin aşkı diye nitelendirilmiştir. Öyle ki ikisinin de kişilikleri ve hayatlarının farklılıkları dolayısıyla 3 kere evlenip boşanmışlardır. Ancak Hasan Heybetli’nin bu yılların büyük çoğunluğunu hapishanede geçirmiştir. Bu yıllarda da Muazzez Abacı hapishanenin karşısında bir eve taşınır.

“13-14 sene hapis yattı. Ben de bu yüzden Türkiye’deki bütün hapishaneleri dolaştım. Hasan cezaevinin bahçesinden bir ıslık çalardı, ben balkona koşardım. Yüzyılın aşkı listesine gireriz. İki ayrı dünya. Doludizgin ama 20-25 yılda iki buçuk seneden az beraber olabildik. Çoğunlukla hapishanedeydi.”

Muazzez Abacı özel hayatında yaşadıklarının yanı sıra mesleğinden hiç vazgeçmedi. Kızının yanında durdu. Bir yandan da çok sevdiği işini yaptı. Yasemen (1981), Sevdiklerinizle (1983), Şakayık (1986), Felek (1989), Vurgun (1990), Sensiz Olmadı (1991) ve Efendim (1992) gibi disk çalışmalarını arka arkaya yaparken, sahne çalışmaları da hız kesmedi. Gazinoculuğun son temsilcileri arasındaki yerini üst sıralarda aldı. Özellikle 1990 yılında sözleri Cemal Safi’ye ait olan Vurgun adlı albümüyle satış rekorlarını kırdı.

Muazzez Abacı’nın başarısı sadece Türkiye’yle sınırlı değildir. Yurt dışında da birçok projeye imza atmıştır. Bunlardan birisi de Carnegie Hall’da verdiği konserdir. Bir röportajında hayatındaki unutamadığı anlar soruluyor Muazzez Abacı’ya:

“Bir konserim var ki beni çok gururlandırır. Amerika’nın en büyük müzikholü York, Carnegie Hall’da Türkiye’den konser veren ilk kişiydim. Otuz sene evveldi. Kızım Saba ortaokuldaydı.”

1998 senesinde devlet sanatçılığı ünvanını alır. 2000’li yıllara geldiğimizde ise Muazzez Abacı müzik çalışmalarına devam eder. Son disk çalışmasını bu yılın Şubat ayında yapan Muazzez Abacı en yakın arkadaşı Sezen Aksu’nun şarkılarını Sezen’imin Şarkıları adıyla albümleştirdi.

“Sezen benim canım arkadaşım. Kırk yıllık bir dostluktan bahsediyoruz. Sezen benim için “Sezen’im.” Uzun yıllar beraber diz dize, kol kola çalışmalar yaptık. Ayrıca takdir ettiğim bir duygu ve kimlik karizması var. Onun şarkılarını söyleyerek bahtiyar oldum. Duygularımız karşılıklı. “Sesinle bana çok güzel bir armağan verdin, benim canım arkadaşım” dedi. Muhteşem çiçekler gönderdi bana. O da mutlu.”

Sezen’imin Şarkıları albümünde Ferman Akgül’le yapılan düet şarkı Her Şeyi Yak için yapılan klip çalışmasında torunu Sara Anderson’la kamera karşısına geçer. Son zamanlarda onunla yapılan röportajında ona hayatının neden film yapılmadığı soruldu. Özellikle de Hasan Heybetli’yle olan ilişkisinin büyük bir aşk filmi olabileceği düşünülmüş olsa gerek. Hareketli hayatları olan sanatçıların biyografik filmleri bu ara oldukça ön planda Müslüm ya da Bohemian Rhapsody gibi. Hasan Heybetli ve Muazzez Abacı ilişkisinden de güzel bir film çıkabilirdi.

“Teklifler oldu fakat nedense film yapmaya hiç yanaşmadım. Şimdi öyle pişmanım ki, bir tane yapsaydım keşke diye. O pişmanlık duygusundan dolayı torunum Sera ile klip yaptım. Hiç olmazsa bir anı kalsın bende diye.”

Muazzez Abacı’nın hayatını araştırırken karşılaştığım Hasan Heybetli’yle olan ilişkisi aklıma Zeki Demirkubuz’un Masumiyet filmindeki Derya Alabora’yı getirdi. Derya Alabora da filmde sevdiği adamın peşinden onun gittiği hapishaneleri geziyordu. Acaba filmde durumla ilgili bir ilişki var mı diye baktığımda Muazzez Abacı’ya daha önce bu film hatırlatılarak bir soru yöneltildiğini gördüm.

“Mahkum olan bir insanla beraber olmanın getirdiği bir takım mahkumiyetler ve mecburiyetler var. Onu insan olarak yerine getirmiyorsanız… lanet olsun o zaman! Çünkü onların orada eli kolu bağlı. Onu orada öyle bırakmak, güçsüz kılmak, hele de bir erkekse, çok kötü. Bunlar aşktan üstün duygular. Bence insanlar aşkı tatmadan bu dünyaya veda ediyorlar.”

“Beni sevenlere dünyanın en güzel şarkılarını söyleyerek teşekkür etmek istiyorum.”

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın