Hayat boyu, Köprüdekiler gibi filmlerin yönetmeni Aslı Özge, filmlerinde işlediği toplumsal meselelerle ön plana çıkıyor. 35. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen ve uzun zamandır adından söz ettiren Ansızın ise Almanya ve Türkiye’de birçok farklı yönden eleştirildi. Dikkatimi en çok çeken yorum Die Zeit Gazetesi’nin “Neyin tipik Alman olduğunu anlayabilmemiz için belli ki dışarıdan bir bakışa ihtiyacımız varmış,” açıklaması oldu.

Karsten evinde verdiği partide bir kadınla tanışır. Kadından oldukça etkilenir. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru evden herkes ayrılırken Anna kalmayı tercih eder ve Karsten ile vakit geçirirler. Anna bugün doğum günü olduğunu dile getirir. Yaşamla arasındaki bağı yüzünden dahi okunmaktadır. Caspar David Friedrich’in tablosuna sürekli bakarken yakalanan Anna’nın resimdeki kadınla kendini özdeşleştirdiği hissediliyor.

Karsten ile Anna yakınlaşmaya başlar fakat tam o sırada Anna’ya bir şey olur ve ölür. Sonucunda da hiç tanımadığı bir erkeğin evinde ölen evli ve çocuklu bir kadının, sevgilisiyle yaşadığı evde hiç tanımadığı bir kadın ile baş başayken ölümüne şahit olan bir adamın hikayesi ortaya çıkar. Cinayetten suçlanan Karsten; kız arkadaşı, ailesi ve yakın çevresi tarafından birçok farklı muameleye maruz kalacaktır.

Filmdeki Anna karakterinin çıkış hikayesini Defne Joy Foster’ın ölümünden etkilenerek yazdığını açıklayan Aslı Özge, kadını merkezde tutmak yerine bütün olan biteni adamın gözünden anlatmayı tercih ediyor. Ölen bir kadın ve ardından söylenen tonlarca söz var. -Tıpkı Defne Joy Foster’ın ölümünün ardından söylenenler gibi.- Fakat bunun sonucunda toplumdan dışlanan, düzen ve sistemin her şeyin üzerinde var sayıldığına şahit olan bir karakter de var.

Hangisinin bir diğerinden kötü olduğunu ayırt edemediğimiz bu durum beraberinde birçok meseleye de taş atmayı ihmal etmiyor.

”Su testisi su yolunda kırılır.”

Filmde Anna için bir kadının söylediği replik… Hemcinslerimizin dahi -karşı cinsten farklı bir anlayış beklemekten ziyade hemcinslerin birbirinlerine karşı empati kurabilmesini daha kolaylaştırdığına inandığım için söylüyorum- böyle söylemlerde bulunması mahalle baskısının eski bir modadan ibaret olmadığını anlamamıza yardımcı oluyor.

“İyi ya da kötü yoktur; 
Düşünce var eder ikisini de.”

Ansızın bu sözlerle başlıyor ve Hamlet misali trajediye dönen hayatının nereye varacağının bilincinde olmayan Karsten, başlangıçta adalete güveniyor. Suçsuzluğunun mutlaka kağıt üzerinde kanıtlanacağına inanıyor. Fakat bir süreden sonra sevgilisinin terk edişi, yakın çevresinin ona karşı olan değişimi bu inancını zedeliyor. Adaletin var olan değil; satın alınan bir teraziden ibaret olduğunu geç de olsa idrak ediyor.

Anlaması itibariyle içinde bir yerde yıllardır saklı kalan hırs, güce karşı olan zaafı ortaya çıkıyor. Bir nevi başlarda kızdığı babasına dönüşüyor.

Ansızın’ı Karsten’ın ilk hali ve değişim sonrası olarak iki bölümde inceleyebiliriz. İlk bölümde Karsten ile özdeşleşemiyor, onunla empati kuramıyor ve kendisini hiç sevemiyoruz. İkinci bölümde ise güç kazanmaya, insanlardan intikam almaya başlayınca içten içe bu durum hoşumuza gidiyor. Çünkü Karsten dönüşüm geçirdikten sonra aslında her insanın içinde var olan bastırılmış yönlerimizi ortaya çıkarıyor. Yapmayı isteyip de yapamadığımız eylemleri gerçekleştiriyor.

Tüm bu karmaşadan bunalan Karsten soluğu şehrin uzak bir bölgesinde alıyor. Bir tepeye çıkıyor ve kasabaya o zamana kadar söyleyemediği tüm küfürleri yağdırıyor. Ardından arkasında görünen Haç ve Alman bayrağıyla annesine sığınmaya çalışan fakat annesi tarafından reddedilen bir çocuğu anımsatıyor. Ne olursa olsun her koşulda yanında olacağına söz veren inanç ve ideoloji sistemi Karsten’a her anında sırtını dönüyor.

Günümüz Türkiye’sinde de gündemde olan göçmen düşmanlığı filmde ince nüanslarla izleyiciye aktarılıyor. Bu durumun getirdiği zorluklar sürekli toplumdan dışlanan bireyler, dünyanın neresine giderse gitsin benzer problemleri yaşıyor. Ne yazık ki ırklarımız, insanlığımızdan hala çok daha önemli bir konum olarak görülmekte.

Ansızın’ın alt metinleri ve senaryosunun işlenişinin yanı sıra görüntü yönetmenliğiyle dikkat çekiyor. Başlangıç kısmında gece için kullanılan çeşitli ışık paleti filmde göz kamaştırıyor. Tabloları andıran sokak tasvirleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Ayrıca karakterin psikolojisine göre yapılan kadraj seçimleri de senaryoyu destekler nitelikte. Bu arada tüm kadrosu Almanlar’dan oluşan ekipte sadece görüntü yönetmeni olan Emre Erkmen Türk.

Karsten filmde önemli bir yere sahip olduğu için kimin canlandıracağına dair karar vermekte zorlandığını açıklayan Aslı Özge, Haneke’nin Das Weisse Band ve Tarantino’nun Inglourious Basterds filmlerinde oynayan Sebastian Hülk ile doğru bir seçim yapmış. Soğukkanlılığı, hırsı ve daha birçok duyguyu Karsten’ın yüzünden gerçekten okuyabiliyorsunuz.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın