2018 yapımı bilim kurgu-gerilim filmi Annihilation, senarist ve yönetmen Alex Garland’ın ikinci yönetmenlik deneyimi. Senaryosunu Jeff Vandermeer’in Southern Reach üçlemesinin aynı adlı ilk kitabından uyarlayan Alex Garland, daha önce de Danny Boyle’un 28 Days Later ve Sunshine filmlerinin senaryosunu yazmış ve Ex Machina’nın yönetmenliğini üstlenmişti. Oyuncu kadrosunda Natalie Portman, Jennifer Jason Leigh, Gina Rodriguez, Tessa Thompson ve Oscar Isaac bulunuyor. Bir biyolog, bir antropolog, bir psikolog ve bir araştırmacının, gerçekleşen anormal faaliyetlerden dolayı hükümet tarafından gizlice karantinaya alınan ve “parıltı (shimmer)” adı verilen gizemli bölgeye giriş sürecini ve devamında şahit oldukları topografik anomalileri, yeni yaşam biçimlerini ve başlarından geçen tuhaf olayları anlatıyor film.

Peşinen söyleyeyim, filme bayıldım. Benim için son yılların en iyi bilim kurgu filmlerinden biri oldu hatta. Bunda filmin sonlarındaki deniz feneri sekansının payı yadsınamaz tabii. Ancak Annihilation ile Alex Garland, izleyenleri adeta ortadan ikiye ayırdı diyebiliriz. Filme bayılan da, nefret eden de bir hayli fazla. Bunda yönetmenin bazı kritik tercihlerinin büyük etkisi var.

Hikâyeyi tamamen bir flashback üzerine kurarak anlatmayı tercih etmiş Garland. Film, bölgeye gönderilen ekipten sağ kalan tek kişi olan Lena’nın (Natalie Portman) sorgusuyla açılıyor. Lena’nın kocası Kane (Oscar Isaac), parıltıya giden bir önceki ekipten sağ bir şekilde dönen tek kişi ancak kendisi de çoklu organ yetmezliği nedeniyle komada. Tesisin yöneticisi psikolog Dr. Ventress (Jennifer Jason Leigh), yeni bir ekiple Parıltı’ya bir yolculuk planlıyor ve Kane’e borçlu olduğunu hisseden Lena da ekibe katılıyor, kocasının kim olduğunu da ekipten gizliyor. Görevleri araziyi haritalamak, örnek toplamak ve bütün gözlemlerini raporlamak, ancak bölgeye o zamana kadar giden grupların bir kısmı toplu intiharla ölürken, en sonuncu olan 11. keşif grubu ise “kendilerinin bir gölgesi” olarak geri dönmüş ve kısa süre sonra da kanserden ölmüşler. Bölgenin bahsedilmesi gereken en önemli özelliği, organizmalar üzerinde prizma etkisi yapması, bir diğer deyişle “DNAları yansıtması”. Film boyunca köpek balığı özellikleri taşıyan timsahlardan içinden öldürdüğü insanın sesini çıkaran mutasyona uğramış ayılara, insan şeklini almış bitkilere kadar birçok anomali görüyoruz.

Filmde Lena ve belki biraz da Dr. Ventress haricinde çok öne çıkan bir karakter olduğunu söylemek güç.  Bu açıdan oyunculuk yükünü daha çok Natalie Portman üstleniyor diyebiliriz, kendisi de gayet başarılı bir iş çıkarmış. Alex Garland, Ex Machina’da da birlikte çalıştığı ve kendisinden çok iyi bir performans aldığı Oscar Isaac’ten bu filminde de vazgeçememiş, yalnız görece küçük bir rolü var bu defa kendisinin.

Filmin oldukça ağır bir tempoya sahip olduğunu belirtmek gerek. Görsel dil olarak ise son derece güçlü bir film var karşımızda, Alex Garland bu konuda harika bir iş çıkarmış, incelikle işlenmiş bazı detaylar çok tatmin ediyor. CGI kullanımı ise tamamen kusursuz olmasa da başarılı diyebilirim. Filmin övgüyü en çok hak eden taraflarından biri ise tekinsiz atmosfer yaratmadaki başarısı. Daha ilk saniyelerde başlayan ve filmin sonuna kadar süren o bilinmezlik ve belirsizlik hissini çok iyi aktarmış yönetmen ve izleyiciyi filmin sonuna kadar diken üzerinde tutmayı başarmış. Bölgeye adım atan hiç kimsenin daha önce sağlıklı bir şekilde geri dönememiş olması ve gerilimin böyle bir belirsizlik durumu üzerine inşa edilmesi çok doğru bir tercih olmuş.

Filmi çeşitli açılardan Stalker, Arrival, Interstellar ve mother!’a benzetenler oldu. Parıltı’ya adım attıkları andan itibaren “bilinmeyen bir bölge” ve “arayış” gibi benzerlikler sebebiye Tarkovsky’nin Stalker’ı benim de sık sık aklıma geldi diyebilirim. Filmin son 20 dakikasında yaşananlar sebebiyle Interstellar ile benzerlik kurulmuş olmasını da anlayabilirim ancak Arrival ve özellikle mother! ile çok bir ortak paydası olduğunu düşünmüyorum Annihilation’ın.

Unutulmazlarım arasına girebilecek kadar başarılı bulduğum ve sayısız okuma ve yorumlamaya açık olan deniz feneri sekansı, metafor kullanımı, açık uçlu finali ve gerilimi ve merak unsurunu bir an bile yitirmeyen yapısıyla Annihilation, 2000lerin başarılı bilim kurgu filmleri arasında adını üstlere yazdırmayı başarıyor. Yönetmen, alışık olduğumuz diğer birçok Hollywood bilim kurgusunun aksine sorduğu tüm soruların cevabını film boyunca veya filmin sonunda açıklamamayı tercih ederek birçok kişinin filme karşı cephe almış olmasına sebep olsa da bu tercih benim filmi daha çok benimsememi ve sevmemi sağladı. Garland’ın bundan sonra yapacağı işleri yakından takip etmekte fayda var.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın